Sızıntı Arşivi

Aralık 1988 · s. 441 · 2 dakikalık okuma

İdeal Bayrağı

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Namus ve şeref insan ruhunun ab-ı hayatıdır. Onsuz bir gönül hiçbir dem gerçek dirilişe eremez. O bir ideal bayrağı ve içte tutuşan vicdan ateşinin yakıtıdır.

Namus ve şeref için verilmiştir nice savaşlar ve yine namus ve şeref için nice kişiler hayatlarını feda etmişlerdir. Namus ve şeref duygusu insanı en büyük tehlikelere karşı dahi güçlü ve kudretli kılan gizli bir potansiyeldir.

Namus için canını verenler az değildir tarihte. Şerefi uğrunda bütün her şeyini feda edenler zaman tablosunun en renkli simalarını teşkil ederler.

Namusu uğrunda can verir her vatan evladı hudut boylarında, Namus uğrunda candan canandan geçer nice erler ve savaşırlar en amansız düşmanlara karşı da; şeref madalyalarını belki de şehit oldukları dem alınlarında pırıldayan nur şeklindeki Cennet gamzesinde görürsünüz.

Namusu uğrunda en çetin engelleri dahi geçer, vicdanı ölmemiş, ruhu sönmemiş bir kişi. Namusu için belki de gerekirse yalın alevlerin arasına atılmayı, teskin edici bir bardak su gibi hisseder.

Namusu için aslanların önüne atılsa da onlara pes etmez. Her uzvu bu uğurda yırtıcı bir aslan penesi kesilir. Ve parça parça eder şeref yolunu dikilmiş bütün engelleri.

Namus insan fıtratına dercedilmiş kutsi bir duygudur. O bir tohum olur bazen ve en çetin şartlarda dahi filiz verip ötelere sümbüllenir ve cennet yemişlerine durur. Bazen binbir sevgi ve muhabbet dalgacığı meydana getirir. Nur nur, şua şua kalbe yayılır, gönülleri aydınlığa kavuşturur. Oralara da eker aydınlık tohumlarını, gelecekte lezzetli meyveler verecek ruşeymlerini.

Namus öyle bir duygudur ki, iç dünyada daima bir uranyum gibi güç neşreder. En küçük parçasına kadar insanın daima dimdik ve alnı acık olarak yaşamasını sağlar toplumda.

Milletler de nam usları uğrunda savaş verirler. Ve bu var oluş yok oluş mücadelesi uğrunda, bu engin lezzet kaynağına kavuşmak ve ruhları bu kutsi membadan ilelebet doyurmak için nice topların, tüfeklerin önünde yağız leventlerini, körpe yavrularını ve nice aslanlarını şehit verirler.

Devletler namus ve şereflerini korumak için tarih sayfasından silinmek pahasına da olsa, en azgın düşmanlara karşı, en güçsüz anlarında dahi bir aslan kesilirler. Vatan derler, millet derler, ırz derler, namus derler ve toprak olmayı, kanlarını bu kutsi değerleri için oluk oluk akıtmayı en ulvi görev bilirler.

Namus öyle tılsımlı bir güçtür ki, onun olduğu yerde en güçsüz silahlar bir top edasıyla çalışır. Kesmez gibi görünen kamalar, kılıçlar en keskin aletlerden daha çalımlı iş görür. Nice temrensiz oklar hedefini bulur ve batılın sinesinde öldürücü yaralar açar Nice küflü mızraklar namus duygusuyla atılınca, düşmanın tam alnının ortasını bulur.

Namus bazen gökteki yıldızlar gibi insan dimağını efsunlu bir hayata sürükler Bu sihirli dünyada insan kalb ve ruhunun bu fıtri meylinin bütün benliğini idare ettiğini hisseder. Adeta bütün uzuvları bu ideal noktaya dikmişler gözlerini ve “Senin için ey şeref duygusu, her şeyimizi feda ederiz” der gibi dururlar. Bu duruş ve bu söz insanı daha derinlere, daha enginlere çeker ve o her gönül katmanında perdeler açıldıkça sütreler çekildikçe bir şehbaz-i kalender gibi onun ay parçası yüzünü görür ve insan bu güzelliğin Hakk’ın tecellisi olduğunu anlayıp bu ulvi lezzetin şuuruna tam vakıf olup kendinden geçer…

Mehmet Erdoğan