Sızıntı Arşivi

Aralık 1988 · s. 439 · 2 dakikalık okuma

Dondurarak Saklamak Mümkün Mü?

Mehmet Kanar · Biyoloji

Günümüzde insanlar -200 °C’de dondurularak muhafaza edilmeyi ve belli bir müddet sonra o zamanki gençlikleriyle hayata devam etmeyi planlamaktadırlar. Fakat bu fikir hiçbir zaman garanti altında Buzların, hayatlarına devam etmeyi düşündükleri ima kadar, eriyip gitme veya sarsıntıdan kırılma tehlikesi vardır. Buna rağmen son 10 yıldır yüzlerce kişi. İleride tekrar uyanmak üzere dondurularak saklanma işini yapan şirketlere müracaat etmektedirler. Anlaşılıyor ki, insandaki ebed arzusunu yok edemeyen maddeci zihniyet, onu şu üni dünyada beş-on yıl daha yaşatmanın yollarını aramakta ve bununla büyük rağbet görmektedir. Wisconsin Üniversitesi’nde bu muamele ile alakalanan bilim adamları (Kriyobiyolojistler) böyle bir ameliyenin geçerliliğini destekleyen hiçbir ilmi delil olmadığını ve hatta dondurulan vücutların tekrar normal hale getirilmesinin bile mümkün olamayacağını belirtmişlerdir. Kriyobiyolojistler 200 yıl içinde kanserin tedavisinin bulunabileceği görüşündedirler; fakat bu doğru olsa bile zaten dondurma neticesinde vücut yeterince —tekrar canlanma ihtimalini ortadan kaldıracak kadar— hasar görmektedir.

Kriyobiyolojistler, soğuğun doku nakilerinde kullanılan kalb, karaciğer ve böbrek üzerindeki tesirinin araştırılması neticesinde, soğukta depolamanın bir gün mümkün olabileceğini ümit etmektedirler. İleride, çabuk çürüyen böbreği birkaç gün, karaciğer ve kalbi de birkaç saat saklamak mümkün olabilecektir.

Organları dondurarak saklamadaki problem, donmanın dokuyu harab etmesidir. Hücreler arasındaki boşlukları dolduran su, 0 °C veya altına düştüğünde, hücrenin dışında donarak buz krisülleri oluşturmakta, bu da organı bozup, tahrip etmektedir. Bunu önlemek için; dondururken ve ısıtırken yavaş hareket etmek veya buz krisüllerinin oluşmasını en aza indiren gliserin gibi bir maddeyi organlara pompalamak gereklidir. Bu maddenin organlara çabuk ve eşit olarak yayılması çok zor olduğundan, zehirleyici hususiyet göstermektedir.

Diğer yeni bir organ muhafaza yolu da vitrifikasyondur. Burada hücreler arasında soğuduğunda cam gibi sert hale gelen su, donmayı önleyici bir madde ile değiştirilmektedir.

California Üniversitesi’nden Paul Segall’in yaptığı tecrübede,2 °C’ye kadar soğutulan 3 yaşındaki av köpeğinin 15 dakika içinde duran kalp atışları, teneffüsü ve dolaşımı tekrar ısıtıldığında, sağlığını devam ettirebilecek seviyeye erişmiştir. Son yıllarda köpekler bu şekilde %90 başarıyla +3°C’de 4 saatten fazla muhafaza edilebilmiştir.

Laboratuarlarda organ ve bütün vücudun değil de yumurta ve sperm gibi, donduğunda krisül oluşması gibi bir problemin olmadığı, tek ve farklı hücrelerin saklanması konusunda teşebbüsler olmaktadır. Son zamanlarda vahşi—hayat korumacıları, nesli tükenmekte olan hayvanların korunması için aynı tekniği tavsiye etmişlerdir. Birkaç ay önce, kriyobiyolojistler deniz kenarında yaşayan, oldukça esmer bir serçe türünün son üyesinin sperm ve kemik iliğini dondurdular. Araştırmaların ışığında, biyologlar bu hücrelerden hayvanın neslini tekrar çoğaltmayı ümit etmektedirler. Hücrelerin soğukta depolanma ameliyesi ileride insan hastalıklarının tedavisinde kullanılabilir, ilk araştırma şeker hastalığı üzerinedir. Alberta Üniversitesi’nden araştırmacılar Langerhans adacıkları diye bilinen pankreasa ait hücre grubunu dondurmayı başarmışlardır. Daha sonra hücrelerin buzu eritilmiş ve şeker hastası laboratuar farelerine nakledilmesiyle hastalık tersine çevrilmiştir.

Bir gün, insanlardan alınan hücreler dondurulup depolanabilirse; bunların şeker hastalarına nakli ile dışarıdan insülin enjektesine ihtiyaç kalmayabilecektir. Hasta, bu maddeyi kendi bünyesinde sentezleme imkânına sahip olacaktır.

Dondurarak saklama, insanoğlunun en önemli meselesi olan ölüme çare aramalarından sadece birisi. Her insanda yaratılıştan var olan ölümsüzlük hissinin kesin tatmini ise, ancak “Ötelerde” mümkün olabilecektir.

Discover’dan Mehmet Kanar