Mart 1995 · s. 71 · 1 dakikalık okuma
Hüzün
HÜZÜN
***
Hayatın sonbaharı güneş ufukta mosmor,
Dünya âdetâ bir hayalet gibi sopsoğuk..
Hüzünle tülleniyor akşam olunca ufuk;
Altın saçlı sabahlar artık gülümsemiyor..
Günler-geceler hep ukbâ türküsü söylüyor.
Tıpkı hazan serinliğinde yaprak sesleri,
Buğulu bir eda var varlığın çehresinde..
Gönlüm her an değişen renklerin pençesinde,
Daha engin duyuyorum uhrevî hisleri;
Yaşlandıkça gönlümde yıkılan hevesleri...
Ömrün baharında duyduğum neş’eler sonmuş,
Dolaşıyorum ötelere açık koylarda;
Bir boşluk yaşıyorum düğünlerde-toylarda..
Sanki bütün eşya uhreviliğe bürünmüş
Ve gençlikle kızaran günler hasrete dönmüş.
Geçmişe bakıp yarınları heceliyorum,
Hissiyâtım lime lime duygularım yırtık;
Gönlümden kopup gelen bir hüzünlü hıçkırık,
Hergün bir ayrı hafakanla geceliyorum.. ‘
“Çölden çöle geziyor” “Yâr” deyip inliyorum!
Artık vuslat eli perdeyi aralayıncaya dek,
Sakın ayrılma ey tasa sen bana lazımsın!
Gökkuşağı gibi hep ufkumda kalmalısın’‘
Takatime eş, rahmetin enginliğin denk..
Sen gerçek çilekeşlerin çilesine mihenk!