Aralık 2000 · s. 544 · 4 dakikalık okuma
Hissedişin Doruk Noktası
Rasyonalize bir dünyada yaşıyoruz. Eşyalaşmışlığın, kendine yabancılaşmanın ruhlara dayatıldığı bir dünyada. Bir mantıksızlık mantığı içinde sindirilmiş, bir gayesi kalmamış bir o kadar da değerlerin kendisi için değersizlik ifade ettiği fertleriz biz. Realitenin düzenbaz çırağı ruhlarımızı kemirmekte, realite adına bizi ruhsuzlaştırmakta, yerini dolduramayacağı değerleri altüst etmekte ve buna rasyonellik demekte...
Çağın ferdi, istinat noktasını yitirmiş, zihinleri işgal eden menfur kaos ortamında. Endişelendiriyor kendisini evrende konumlanamama ve istinat noktasının yokluğu. Tek birey olma, başka bireyler tarafından idrak edilememe, kendi zihin dünyasının başka zihinler tarafından bilinemediği, bilinse bile değersizlikten başka bir şey çağrıştırmayan rasyonalitenin değerler kategorisine giremediği bir zihne malik olma ve hep bu endişe içinde zihinsel olanın hakikata soyunamaması. Ve ruhun bozkırlaşması. İşte ferdiyetçilik böyle bir iklime atmış insanları rasyonel dünyada...
İstinat noktasının yokluğu göze çarpar rasyonel dünyanın insanlarında. Kendini hayatın sıradanlığına bırakmış, sıradanlığın içinde sıradanlaşmış eşya bireyler.. Bir serüvendir sıradanlaşmak, sınırları nesneyi sonsuz telakki ediş, nesneye bağlanış ve nesnede kayboluşla çizilen.
Yalancı bir istinat noktasıdır nesne aslında. İstinat noktası olarak kabul edilemez yabancılaştırdığından dolayı. Kendinden beklenen şey istinat iken ferdi eşyalaştırır o. Başka bir ifadeyle yabancılaşma istinada gerek hissettirmez. Bilinç altına itmiştir bu kavramı zihin. Rasyonel dünyanın nesneleri tarafından bastırılmaktadır her ne kadar bilinç yüzeyine çıkmak istese de...
Mahiyeti düşünceye sevketmiştir insanlığı asırlar boyunca bu noktanın: Yani istinat noktasının. Hakikatın ortaya çıkmasını sağlayacak, rasyonel kategorilerin sınırlı yaftalamalarına isyan edecek zihin üstü de diyebileceğimiz bu nokta hangi şekilde ve hangi asırda zuhur ederse etsin varlığını inkar edemeyeceğimiz bir ihtiyaçtır aslında.
İnsanlık bazen çılgın hedonizmin kuklası olup yolunda kurban olduğu zevk hegomanyasının mülevves bataklığında birilerine yarenlik yapmış; bazen Camus'ün saçma hezeyanlarıyla avunup durmuş, bazen muhayyilesindeki proleterya hayaliyle hayatını heba etmiş, bazen çirkef tanrılarıyla övünüp durmuş. Panteizmin müphem bataklığında dolaşanları, mekanik evren içinde bir dişliden öteye gidemeyenleri, seleksiyon masallarıyle uyuyanları da hesaba katarsak bu koridorun genişliği çarpmaktadır gözümüze herhalde. Pygmalion'dan öteye geçemeyen bir ruh haleti. Fakat arada bir fark var. İnsanlık artık Yunan esatirlerindeki aşk tanrıçalarına sahip değil...
Mekan olarak zihin üstünü seçmiştik bu nokta için; zira zihin kendi içeriğinde keşfetseydi bu noktayı istinat noktası gerekmezdi zihne. Daha basitçe ifade etmek gerekirse bardak, masaya veya herhangi bir noktaya ihtiyaç duymazdı dik durabilmek için eğer kendisinde istinat noktasını keşfedebilseydi. Zihnin dışında bir yerlerde aramalı bu istinad noktasını öyleyse. Adı konmuş bu yerin: VİCDAN.
Vicdan istinat noktasını en iyi keşfedebileceğimiz yer. Peki aklın bu noktadaki yeri nedir? Bunun cevabını vermeden önce akıl ve vicdan arasındaki farka değinmek gerekir. Aklın kavrayabilirlik özelliği ile vicdanın hissedebilirlik özelliği aradaki önemli ve gözden kaçırılmayacak olan farktır. Bütün bu söylediklerimizden sonra söylenebilecek olan vicdanın istinat noktasını kavrayamayacağı onu hissedebileceğidir. Zihni ve akli olarak değil de vicdani bir biçimde en iyi keşfedilebilecek, benim olduğu kadar benim dışınmdakilerin de istinadı olacak, beni paradoksal evrenden alıp huzurlu bir evrene, aynı zamanda ayağımı emin bir şekilde basabileceğim bir evrene yerleştirecek, eşyalaşmadan ve yabancılaşmadan kurtaracak bu nokta ne olmalı ve nasıl olmalı? Bunların cevabını vermeden önce bu noktanın neden sadece benim değil de benim dışımdakilerin de istinadı olması gerektiği hususunda şu söylenebilir: Benim bütün bir evrenle alakadar olduğum, dışımdaki varlık kategorilerinin benim yaşamımda ne kadar belirleyici ve tamamlayıcı oldukları düşünülürse istinat noktasının benim yaşamımdaki belirleyiciliği kadar benim dışımdakilerin yaşamında da belirleyiciliğinin zorunluluğu göze çarpmaktadır. Başka bir deyişle, bütün bir evrendeki varlık kategorilerinin istinat noktasının benim istinat noktam olması kaçınılmazdır.
Vicdanla hissedilebilen bu noktayı hissi bir şekilde kavramak mümkün müdür acaba? Bu soruya kısmi olarak 'evet' diyebiliriz. Cevabın kısmiliği ise istinat noktasının mahiyetinin ister vicdanla ister beş duyu organı ve akılla olsun tam olarak kavranamamasından ötürüdür. Evrendeki bir kısım hadiselerden bu noktayı çıkartabilmek mümkündür. Pekala ben bu noktayı rahatlıkla evrende keşfedebiliyorum. Çekirdeğin kendinde zamanla transforme olacağı daha büyük bir ağacın programını içermesi, yine aynı çekirdeğin toprak içinde filizlenmesi, güneş ışığına maruz kalan bir elbisenin kısa bir sürede sararmasına rağmen o nazik ve ince ağaç yapraklarının güneş ışığına karşı aylarca dayanması ve yeşil kalması suyun taşı delip kaynağından fışkırması, evet bütün bunların hepsi istinat noktasını haykırıyor bize. Ben küçük bir bardağın içinden durup dururken büyük bir bardağın çıkacağını düşünmüyorsam, kendisinde ağacın inkişaf edeceğini umut ettiğim çekirdeği toprağa ekiyorsam hep bu istinat noktasının varlığı sayesindedir. Bu olağanüstü durumların çoğu zaman bir istinat noktasını akla getirmediği doğrudur. Ama bunun istinadi noktanın kesintili olmasıyla değil de alışkanlık ve onlara karşı duyulan ülfet duygularıyla açıklamak daha uygun olacaktır herhalde.
Bütün bu söylenenlerden sonra geriye kalan bu istinadi noktanın ne olduğudur. Evet, onu mükemmel anlamıyla vicdan hissedeceğine göre ve akılla bilinebilirliği kabul edildikten sonra insanların tamamının akıl ve vicdan sahibi olduğu düşünülürse herkesin kendisinde bulunan bu hasletlerin derecesine göre bu istinadi noktayı hissedebileceğini veya bilebileceğini öncellerin üzerine çıkarım yaparak söyleyebiliriz. Adını koymak gerekirse bu noktanın, bu vazifeyi sevk edeceğim iki yer vardır. O da tek tek fertlerin akıl ve vicdanlarıdır. Ve söyleyebileceğim bir şey daha vardır ki o da bu istinat noktasını keşfedenlerin kainata meydan okuyabileceği..