Şubat 1998 · s. 42 · 4 dakikalık okuma
His Ve Düşünece Ufku

EFENDİM
Sâye düşse zerreye evsâf-i âlinden
Âlem nûra gark olur sultanım Efendim
Salât u selâmdadır zemin û âsuman
İsm-i pâkine senin kurbanım Efendim
Menbâ-i şefaatsin âlem-i İslâm’a
Feyz-i letafetinle insanım Efendim
Hâl-i dil-i zârıma lütfedip nazar kıl
Subh-ı hidâyetimsin dermanım Efendim
İklim-i ebede kurulmuş tâç u tahtın
Mihr-i zerafetine hayranım Efendim
Dest-i lûtf-i Rahmân ihata etmiş Seni
Lücce-i nurun ile rahşânım Efendim
Sâye düşse zerreye evsaf-ı âlinden
Âlem nura gark olur sultanım Efendim
Tarkan Şükürov / Ankara
Güzide bir şiir. Şeyh Galip’in “Efendim” redifli na’tını hatırlatıyor. Tatlı, akıcı, o meltem iklimi yakalayıcı mısralar... Şiir tekniği olarak geçmişi göz ve gönlümüzde püfür püfür estirirken tema olarak da bizi Nebi iklimine çekiyor ve ruhumuzu gaşyediyor... Zaten şiirde eski teknikleri atmak bir maharet değildir. Belki eski teknikler ile yeni teknikleri bir arada yoğurup yepyeni bir şekil ortaya koymak önemlidir. Meselâ aruz tarzını heceye taşımak gibi... Yahut heceyi, serbestte yeni bir tarz ile ele almak gibi... Bunun yanında eski şiir temalarının ve tarzlarının tekrar ele alınması ve bir daha denenmesinde hiçbir beis yoktur. İşte mimaride eskiye dönüş ve iç ve dış mekânda binalarda kullanılan kartonpiyerler, kavisli pençeler bu denemelere insanların ne kadar muhtaç olduğunu gösteren fıtrî, nostaljik tablolardır... Bıkmak, bezmek biraz da basiretsizlikle alâkalı bir şeydir. Anka gönüllü kişilerin, daldan dala konmak gibi bir gün hiçbir şiir tekniğiyle, hiçbir tarz ile doymayacaklarını aklıma getiriyorum da “halleri ne olacak?” diyorum. Hani yaramaz çocukların yaptığı, bir elmayı orasından burasından ısırıp “bitti” diye çöpe atması gibi bir şey bu... İsraf... Şekil, teknik, tema, konu, üslup israfı... Size teşekkür ediyoruz dostum... Bize eskimeyen yeniyi takdim ettiğiniz için... Eskidi zannedilen ve çöpe atılmak ile karşı karşıya bulanan bir üslûpla, bizlere Nebi ikliminden derlenmiş bir buket tuğba çiçeği sunduğunuz için teşekkürler...
SEVGİNİN GÖNLÜMDEKİ MİHENK TAŞI
Sen, sevginin çiçeğini değil, bütün haşmetiyle dikenini göstermek istedin bana, fakat ben koşuyordum sonunu bilmediğim yolda, O’na doğru var gücümle.
Sen yetişmek için arkamdan, mahmuzlamıştın atını. Geliyordun dörtnala, ama neye yarardı ki, ben uçuyordum ulvî sevdalara tülden kanatlarla...
Sen, sevginin gönlümdeki mihenk taşını çalmak istedin benden, bense, kalbimi ikram etmiştim sana bütün saflığıyla.
Sen, attığın okla vurmak istemiştin beyaz güvercinimi; oysa ben, sana buse yollamıştım, aksakallı ihtiyarla.
Sen sevda incisini ararken Zümrüdü-anka kuşunun üzerinde, ben sevda tepesinin yamaçlarından gül topluyordum, O’na sunmak için hevesle...
Sen, peşinde koştuğun gül uğrunda ayaklarının altında ezilen kır çiçeklerini fark etmezken, ben aşk papatyaları ekiyordum gönlüme, sadakatle.
Ve sen sevdayı buldum derken, ben O’nun aşk iksirinden yudumlamış, sana sunuyordum ikinci kâseyi şefkatle...
İlhan Özel / İstanbul
Yazınız bir şiir akıcılığında. Romantik imgelerle reel bir iklimi çizgi çizgi örmüşsünüz. En güzel imajınız “ulvî sevdalara, tülden kanatlarla uçmak” olmuş. Sizden her cümlesi en az bu imaj kadar güçlü, yeni yazılar bekliyoruz. Sevgi ve selâmlar
KÖKÜMÜ ARIYORUM
Şuursuzca koşuyor, boşluğa varıyorum,
Dünümü anlatacak tarihi arıyorum.
Ceddim, soyum, atam kim, yetim ve öksüz
müyüm?
Gövdem ve dallarım var acaba köksüz
müyüm?
Arzın tâ merkezine uzanacak kök bende
Başı sonu olmayan zaman bende, gök bende
Ak mazinin üstünde kara perde var, hayret!
Dünü unutmam için büyük çaba ve gayret.
Malazgirt’te akan al kanı görüyorum
Plevne’de kılıcı kalkanı görüyorum.
Tarihi sayfa sayfa yeniden tarıyorum,
Benden ayırdıkları kökümü arıyorum.
Yıllarca hep boş atıp hedefi tutturdular,
Yıllarca gerçek diye yalanı yutturdular.
Yalanı yaldızlayıp: “Tarih var ya” dediler.
Bir bardak su gösterip işte “o derya” dediler.
Şerefli dünüm için yapılan tutarsız yorum
Yalan tarih üstüne çift çizgi çekiyorum
Arif Ulu / Bursa
Milli his ve heyecanlarınızı dile getirmişsiniz şiirinizde. Bunu bir yeis havası içinde ele almışsınız. Hele son beytiniz biraz bu melankoliyi öfkeye çevirmiş. Biz maziyi ararken asla ye’se düşmeden, ama geleceği de kucaklayıcı bir ümit ile hâli de nazardan ırak tutmadan üç sacayağında ele alıp kalp ve gönüllerde bu duyguları ve düşünceleri öreceğimizi kestirmişizdir. Şiiriniz teknik açıdan oldukça başarılı. Ama bu şiiri daha da üzerinde durarak dört dörtlük bir mükemmeliyete ulaştırabilirdiniz. Bu da Ahmet Hamdi’deki sabırla, Yahya Kemal’deki az ve öz söyleyişle. N. Fazıl’ın Çile’sindeki hummalı çalışma ile mümkündür. Çabuğa getirilen her şeyde bir parça eksiklik vardır. İşte bu sebepten Faruk Nafiz yazdığı “on”a yakın şiir kitabından son yıllarda en güzellerini derleme gibi bir titizliğe girmiştir. “Acaba sadece seçtiklerini mi yazsaydı?” diyoruz içimizden. Sevgiler selâmlar…

GÜZ YAPRAKLARI
esti sonbahar rüzgârı,
aldı götürdü seni,
soğuk yataklara,
ve... ebedî uykuya daldı gözlerin
dayanamadı hasretine
sarardı, soldu yapraklar
ağladı, çok ağladı ağaçlar
sıkıntılı bulutlar çöktü,
acılı yüreklere.
yaşlar sel oldu, taştı gönülden
huysuz dalgalar, mateminle duruldu
ağladı, çok ağladı denizler....
uykusuz kaldı, yorgun geceler
sildi bad-ı saba,
ağaran günün yaşlarını
ağladı çok ağladı geceler.....
matemlere büründü sonbahar,
çocuklar gibi doldu gözleri
gidişin hançerledi yüreğini
gülmeyi unuttu çeşm-i giryanlar
ağladı, çok ağladı bulutlar....
Fatma Karataş
Şiiriniz bana “Nam u nişane kalmadın faslı bahardan Sonra düştü çemende berk-i diraht itibardan” Yahya Kemal’in “Rindlerin Ölümü” şiirini hayal dünyama çağrışım şeklinde misafir etti.. İmajlarınızı gayet güzel seçmişsiniz. Bir ölüm ve ayrılık olayıyla ağaçların, yaprakların, denizlerin, dalgaların, gecelerin; sonbahar ve çeşm-i giryan (ağlayan göz) misali nasıl hüzün tablosuna büründüğünü dile getirmişsiniz. Bu sizin için güzel bir adım dostum. Seçilen kelimeler ayrılık ve ölüm teması için tam biçilmiş kaftan.. Bize o acıyı, o hüzünü duyuruyorsunuz. İşte şiirde bu çok önemli.. Duyguları hangi temayı işleyeceksek hiç hata yapmadan o merkeze odaklayabilmek.. Ya hüzün, ya sevinç tablosu içinde onlarda fikirlerimizi yaşatabilmek... Ama ümit ışığını kalplere salmayı unutmadan.. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz sevgi ve selâmlar...