Sızıntı Arşivi

Kasım 2001 · s. 512 · 5 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat


Sahibimden gelen mektup
Baharın müjdecisiydi aldığım mektup senden
Birden siliverdi kara tenimdeki üşümüşlüğü.
Eski püskü bir kilimi arıtır gibi kirli desenden
Unutturdu bana dünyaya gömülmüşlüğü.

Bir süre duvardaki çizgilerde aradım kendimi
Ellerime hükmeden birileri vardı sanki.
Senin kelamınla tanırken gerçek efendimi.
Ruhumu okşayan ılık bir rüzgardı o anki.

Yuvalarından fırlamak üzereyken gözlerim
Kaybolmama ramak kalmıştı zifiri karanlıkta.
Yoksulluğun içinde asıl varlığıyken özlemim.
Bu sevda iğne aramak gibiydi samanlıkta.

Sen ki gönderdiğin mektupla çağırmıştın beni
Davetine icabet etmem gerektiğine emindim.
Sefil nefsimmiş senden uzak kalmamın nedeni
Bir ömür aldandıysam da ben hep senindim.

Cemil Topal


Sitem

Yıllar önce tanısaydım Sen’i
Adını söylerken dolanmazdı dilim.
Bilseydim yanında olmanın edebini
Karşında dururken titremezdi sesim.

Yıllar önce tatsaydım sevgini
Beyhude sevgililer aramazdım.
Görseydim bana ‘gel!’ diyen elini
Sonu hüsran yollara sapmazdım.

Yıllar önce işitseydim sesini
Baykuş çığlıklarına eşlik etmezdim.
Hissetseydim üzerimdeki gölgeni
Gözümü kapayıp gece oldu demezdim.

Yıllar önce tanıtsalardı Sen’i
Vefa borcum olanlara sitem etmezdim.
Tutabilseydim küheylanın yelesini
Takılıp kalanlara bir de ben eklenmezdim.

Serkan Çiçek


Hıçkırık ve sükut

Gurbet ne renktir, hicran hangi makam,
Hasretin tadı nasıl?
Onu muhacirler bilir.
Sorma!
Sorma diyorum sana,
Sorma!
Daha önce çok sordular.
Kanımızı sordular...
Böyle bir soru sorulmaz,
Yoktur böyle bir soru.
Cevabı da yoktur çünkü.
Cevabı olmayanın sorusu da yoktur.
Ama bir kelimeyle de olsa cevap verilmesi gerekiyorsa,
Bu soruların hepsinin bir tek cevabı var:
Hıçkırık...
Hıçkırık ve sükut...

Kalbimiz hayalinizin albümüdür;
Her anınız anıtlaşmıştır orada.
İlk defa siz taht kurdunuz oraya;
Yürek kürsüsünde sürek avını ilk siz başlattınız.
Muhabbet vaz’ettiniz aşk dolu va’zlarınızla.
Gözlerimiz şadırvanlaştı
Yaşlar güldü, bahtımızı fethederek.
Nirengi noktası oldu minber,
alemi mihraba döndürdü.
Duvarlar bile dilhun idi.
Lakin heyhat!
Velakin heyhat!
Bizler vefasız çıktık,
Oyunbozanlık yaptık.
Kimimiz yollarda kaldık,
Kimimiz rüyalarınızı kuruttuk
Riyalarımızla
‘Gedaya gedalık, nitekim Sultan’a da sultanlık yaraşır’
Dilinizden düşürmeyen sizdiniz

Sultan–ı Kainat’a giden yolda
Gönlünüzden de düşürmeyeceğinizi ümit ediyoruz.
Bizler,
Yeni ümite bel bağlamışlar olarak...
Gönlümüzün elinden tutan elinizdi yazılarınız...

Akif Cemil


Güneş ruhlu bahtiyar

Sefil arzular mı sürükleyen
Kazık çakmak arzusu mu
Ne beni kahreden
Böyle karamsarlığa iten
Gel yanı başıma aydınlat beni
Ey güneş ruhlu bahtiyar
Şu karanlık geceme
Bir şafak bırak
Aydınlığında sümbüllensin
Mor menekşeler, erguvanlar, laleler
Can kafesime bir soluk çekeyim
Zehirle dolmuş ciğerlerime
Panzehir vereyim
Hele gel ağustos böceği
Şu kışta bir yaz göreyim
Çıkmayan karınca mı yuvasından
Ya da gelmeyen bahar
Şu dalında sarkmayan meyveler
Ya da üzerime yağan kar
Kardelen filizleri arasında
Fısıltısını duysam göçmen kuşunun
Kaçan poyrazı kovalayan lodosun
Saçlarımın arasından esişine yakalansam
Şimşeklerin çakışıyla tutuşsam
Bahar bulutlarıyla ağlasam
Toprağın kokusuyla mest olsam
Günahlarıma gözyaşları akıtsam
Fırtına sonrası sessizliğiyle
Kollarını açar mısın
Gökkuşağı gönlünden
Karalar bağlamış yüreğime
Bir demet gonca gül sunup
Kucaklar mısın beni
Sarsan beni ışık kollarınla
Sıcaklığın doldursa içimi
Eriyen içimdeki buzlar
Gözlerimden tane tane dökülse
Sekineye erse gönül tahtım
Tıpkı rüyalarda olduğu gibi
Bir gece ansızın doğsan
Tanyerinde gözüksen
Bir parça olsun gelsen
Yüreğime su serpsen
Bilmecelerle örülmüş ağıma
En azından bir tebessüm göndersen
Ey güneş ruhlu bahtiyar
Gamze yanaklarından
Mücella çehrenden
Gül–i ahmer simandan
İstediğim yalnız bir tebessüm
Çok görme, bu aciz kapıkulundan

Suat Selim AK


Cemil Topal'a;
Bir mektup coşturmuş duygularınızı. Zaten insan coşmadan şiir iklimine yükselemez. Hele bir de metafizik tohum düşmüşse şiirin içine. O zaman mısralar ledünni filiz olur, dörtlükler uhrevi meyveye durur.

Şiiriniz coşkun ve his yüklü olmasının yanında teknik yönüyle de güzel. Kafiye örgüsü ve ölçüsü itinayla ve titizlikle ele alınmış.

Bir tasvir örgüsü şiiri başından sonuna kaplamış.. Bu bir rüyanın çizgilerini sanki mısralara taşımak gayretinden kaynaklanmış gibi..

Keşke bütün rüyalar böyle ruhta cevelan meydana getirse, keşke bütün mısralar böyle rüya gibi sürükleyici ve renkli olabilse.. Şiirinizde durak yeri olmaması ona daha bir akıcılık kazandırmış. Buna aruz akıcılığı diyebiliriz. Bir de bu akıcılığa dilinizin ve anlatımınızın duruluğu eklenince şiir ulaşması gereken ufka yükselmiş.


Serkan Çiçek'e;
İşte bir inilti feryad daha... (Ey büyük ruh, ey sahib kıran, ey bahadırımız, öncümüz, sevgilimiz duy bizi. Bak bütün iniltiler senin için. Bütün şiirler bir ağıt gibi göz yaşı ve yas yüklü. Bizi bırakma. Bize gönül ummanından ilelebed su içir. Kalp obamızı, otağımızı kurutma... Göz yaşlarınla ve nefesinle bir zamanlar dirilişe erdirdiğin yürekleri tekrar yazılarınla, şiirlerinle uyandır, diriliş ufkuna kanatlandır...)

Size gelince güzel şair. İnşaallah o ışık pirini önceleri tanıyamamanın eksikliğini aşkınla giderirsin. Aşkının aksiyona dönüşmesiyle ve hizmete yönelişiyle o eksiği tamamlarsın. Çünkü aşk bütün gecikmeleri normala çeviren tılsımlı bir güç taşır.

Duru söyleyişiniz sesinizin hiç bir engele takılmadan ona ulaşması için olduğu belli. Su gibi sızsın, rüzgar gibi uçsun istemişsiniz şiiriniz. Ta ki o büyük zata ulaşsın.


Akif Cemil'e;
İçli, her mısraı hıçkırık sesi veren bir şiir bu. Bir serdengeçtinin kaleminden döküldüğü belli. Hicretin ruhuna ermiş bir dertlinin serenatı olduğu aşikar. Duru bir söyleyişiniz var. Anlatmak istediğiniz konuyu bir gerilim ahengi içinde mertçe söylemişsiniz. Büyük zata hasretinizi, hasretimizi, yazılarına olan susuzluğumuzu dile getirmişsiniz. Bu bir kaç yıldır içimizde sızısını duyduğumuz bir yara. Siz bu yarayı tekrar kanattınız.. O yara kanamalı. Eğer kanamazsa derdine deva aranmaz. Merhemi sorulup soruşturulmaz. Bu şiir münasebetiyle ona hasret ve özlemimizi bir daha dile getiriyor, bir an evvel ruhumuza diriliş bengisuyu sunmasını intizar ediyoruz.


Suat Selim Ak'a;
Bir başka serenat okuduğumuz.. İçli, yanık, bir seranat... Bekleyiş dolu, hasret yüklü, özlem dokulu bir feryad...

Bu feryadın içinde nice hatıralar, nice anılar gizli. Nice göz yaşları, nice inilti sinmiş mısralara. Mısraları cisimleştirebilsek her halde en çok göz yaşı derlerdik bu şiirden. Söyleyişiniz duru ve akıcı. Kelime seçiminde şiire uygun titizlik göstermişsiniz. 'Tıpkı rüyalarda olduğu gibi' mısraı ile bir bakıma o zatın, hasretini duyduğunuz kişinin kim olduğuna dair bir ipucu vermişsiniz.

Şiire ve şairlere selam olsun!...