Eylül 2001 · s. 408 · 4 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku
Ümitvarım
Mevsim ilk benimle ağlıyor
Karanlıklar üzerime yağınca
Uzaklarda ince bir gül, kanıyor
Sessiz, ılık, usulca.
Güz eski bir tebessümle
Döküyor ne kaldıysa dünden
Zaman saklı bir muhayyile
Ağır akıyor derinden
Soğuk bir düş görüyorum
Islak aynalarımda
Sıçrıyorum ve utanıyorum Hakikate götüren yoldaki dehliz
Hep olsaydı aydınlık
Kalmayacaktı, o muhteşem giz
Ve olmayacaktı mizan kalabalık
Şimdi hakkını verme zamanıdır
Ahsen-i takvim sırrının
Bürünülen örtüyü atma anıdır
Bir müjde ve inzar taşımanın
Umulur ki gergefi böyle dokunur
En özge hatıraların
Bir sonsuzda bu beste okunur
Perde kalkar, görünür duaların
Erkam DAĞ
Sonsuzluk hasreti
Yine tarihin gözyaşları geçiyor yaralı yüreğimden
Mazi büyüdükçe büyüyor gözlerimde
Acısı ise çöküyor kara bulutlar gibi sözlerime
Dün ile bugün birleşiyor boz bulanık ufukta
Ve yine aynı haykırışlar saçıyor bedenim
Ufacık alevlerle tutuşuyor duygular
Yalnız Bir'e ulaşmak için çırpınıyorlar
Şimdi karanlıkta buhrandır bu geceler
Gündüzler bir kabustur kainata
Ve kelepçedir kalemim ellerimde
Sözlerimde yeşeriyor yarım kalan umutlar
alemler büyütüyor barış bayraklarını
Ya bülbül niye ötsün aynı Bir'e sevdalı
Yine tarihin gözyaşları geçiyor yaralı yüreğimden
Allah bir sedaları çağırıyor göklerden
Ve ben yine mahkumum sonsuzluk hasretinden
Sümeyra DEMİRDÖVEN
Ateş kasidesi
Alevleri senin için yandı alemlerin
Yandı da kor oldu nurunu bulmak için
Sonra taş bastı bağrına seni gelsin diye
Ve bekledi aşk ve şevk içinde...
Şaşkındı insanoğlu arıyordu
Taptı ateşe nurun sanarak
Yetmedi İbrahim'in ateşleri
Senin nurun gelene dek
Ben de bedbaht bir ağacım
Beklerim senin nurundan
Yakar kendimi duman duman
Yükselirim katına gelmek için
Ramazan HAYAT
Eylül..
gül yetiştirenlere mahsus bir hevesle...
Eylülü, yılın bu şehzade görünümlü ayını doyasıya yaşamanın ayrı bir tadı var şimdi. Sonbaharın hüzün veren seslerine inat eylülün canlı, berrak bir söylenişi var. Eylül... Sarı yapraklar, beyaz yakalı çocuklar, eli kitaplı delikanlı, yahut genç kızlar...
Şehirleri yazın o durgunluğundan cıvıl cıvıl bir şehrayinin içine salıverir Eylül. Artık insana yoğun bir yalnızlık hissi veren bomboş sokakların, ıssız okul bahçelerinin yerini bir telaş, bir koşuşturmaca alıvermiştir bile. Durgun bir ırmağı andıran şehir bu haliyle çılgın bir şelaleye ne kadar da benziyor.
Mevsim aynı mevsim, eylül aynı eylül demeyin sakın! İçinizde hala uyanık kalan bir şeyler varsa okula yeni başlayan çocukların yüzlerindeki güzelliği farkedebilirsiniz. Çiçeği burnunda liseliler, üniversiteliler gözünüzden kaçmayacaktır eminim. Bir şeye yeni başlamanın heyecanı gözlerine doluveren bu insanları fark edememişseniz içinizdeki uyuyan güzeli uyandırın derim. Yoksa kış çekilesi bahar da gelesi değildir. 'Eylül ellerimde ve şehre doğru üşüyorum' diyen dost insanın satırları doluyor gönlüme. Mevsim başka mevsim, eylül başka eylüldür.
Eylülü anlatmaya kalemim cesaret edemez elbette... Lakin gül yetiştirenlere mahsus bir hevesle tebeşiri eline alıp siyah tahtaların önünde bir oyunun başrolüne soyunan birileri var. Fark edebildiniz mi? Mütevazı yürüyüşlerini asil adımlarla süsleyen bu insanların yürek çarpmalarını gözlerindeki parıltılarda hissedin isterim. Şimdi hep hayranlıkla izledikleri insanın yerinde kendilerini hayretle fark etmenin lezzetini yalnız onlar duyabilecek. Yalnız onlar için 'öğretmenim!' diye başlayan sevgi yumağı cümleler kurulacak. Ve sadece onlar kalem tutan eller yetiştirmenin huzurunu çekecekler ciğerlerine. Eğer 'Ben öğretmen olmak istiyorum' diyen şairin mısraları kulaklarımızda canlanıvermişse bu insanlara hak vermekten kendinizi alamazsınız.
Öğretmen olmak... Gül yetiştirenlere mahsus bir hevesle...
Allahım!... Gözlerimin içine dolan ışıl ışıl bakışlara bir şeyler sunabilmenin huzuru ne kadar tatlı. Ne kadar tatlı tebeşiri elime alınca her şeyi unutabilmek... Rüyalarımızı süsleyen güzelliği kalbimizde hissedebilmek... Yunus'un diliyle: 'Gül alırlar gül satarlar / Gülden terazi tutarlar / Gülü gül ile tartarlar / Çarşı Pazar güldür gül.' Şiir kadar, türkü kadar sıcak tebessümlere, sevginin en derinini saklayabilmek... Huzurun başka adı var mıdır?
Aylardan eylüldür dostlar!...
Derim ki öğretmenlerinizden birini gül kadar güzel çiçeklerle sevindirin. Yahut herkese, bir mektup yazımı ve bir telefon edimi kadar yakın olduğuna inanmış kalbinizle, 'Seni seviyorum...' deyin. Rasim Özdenören'in Gül Yetiştiren Adam'ını, Mehmet Rauf'un Eylül'ünü okumayı unutmayın. Sonra lezzetlerin en güzeli dudaklarınızdayken çıkın sokağa... Yaşamaya değer bir şey yapmanın huzuruyla yürüyün. Çünkü hiçbir şey sevmek kadar asil değildir. Dedim ya; gül yetiştirenlere mahsus bir hevesle...
Yüksel KAYGISIZ
HİS ve DÜŞÜNCE UFKU'NDAN
Erkam Dağ'a;
İlk dörtlüğünüz öylesine güzel ki... Tekrar tekrar okudum. İkinci dörtlük de, bazı zorlamalar olsa da güzel. Ama diğer bölümlerde artık kalem, ağır aksak gitmiş. Eğer ilk dörtlükteki orjinallik, akıcılık ve efsun diğerlerinde de olsaydı, bu şiir çok iyi bir şiir olacaktı. Demek ki kuyumcu hassasiyetinin ifadesi olan bir ayarla şiiri sürdürmeli. Hem de şiir, sevgi gibi hep duyulup, dinlenmek ve hissedilmek istiyor. Bir anlık gafleti insana pahalı ödetiyor. Bunu da şairini terketmekle yapıyor.
Sümeyra Demirdöven'e;
Şiiriniz Yahya Kemal'in yazmış olduğu kafiyesiz şiirlerine benziyor. Her dizesi kendi içinde bütünlük kazanmış. 'Şimdi karanlıkta buhrandır bu geceler / Gündüzler bir kabustur kainata / Ve kelepçedir kalemim ellerimde' gibi söyleyişler bunun ispatıdır. İlhamlarınız bol olsun...
Ramazan Hayat'a;
Asaf Halet Çelebi'nin gizemini sezdim şiirinizde. Onun İbrahim'in putları devirişi, ve 'Mansur, Mansur' diye haykırışı sanki uzaktan uzağa göz kırpıyor dizelerinizde. Şeyh Galip'in Ateş Gazeli de alev rengini salmış bir taraftan.
Şair olmak ne güzel değil mi dostum? Şiiri petekleştirmek ve ilham balıyla doldurmak... Her çiçekten bal alan ve onu kovana yerleştiren arı gibi...
Yüksel Kaygısız'a;
Eylül için nice hikayeler, romanlar yazılmış şimdiye dek. Ama çoğunda romantik bir hava vardır onların. Bir lirizm sezilir Eylül şiirlerinde. Okul ve öğrenciler özlü konuyla çerçevelemişsiniz yazınızı. Bu bir orjinalite... Sevgi odaklı bir eğitim yazı boyunca örgülediğiniz.
Bunu, sevgiyi reel planda en iyi temsil eden bir çiçekle özdeşleştirmişsiniz. Bu da yazınızdaki ikinci farklılık. Böylesine lirizm, sevgi ve reel dünyayı iç içe dokuyan yazılara ihtiyaç var. Kaleminize kuvvet diyelim. İlhamlarınız bol olsun...
Sevgi ve selamlarımızı gönderiyor, iyi bir okuma birikimine yaslanan ve üzerinde iyi durulmuş çalışmalar bekliyoruz.