Sızıntı Arşivi

Ağustos 2001 · s. 356 · 6 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat



Ferdaya Uzanırken
İçimde gizlenen hüzün artık hüveydadır
Tepemde taşıdığım güneş
Özümdür ayağım altında ezilen
Çektiğim çile mehpareye eş
Ahu gözlerden sessizce figan süzülen
İçimde gizlenen hüzün artık hüveydadır
Maveradan süzülüp de gelen ahudu
Şule hüzmesi gibi dal içime sevgili
Hummalı yüreğim daha da yansın
Sevda zührede, zühre kırık aynada gizli
Mezarımı kazsın mezar taşımı yazsın

Maveradan süzülüpte gelen ahudu

Gözlerindeki ziyadır ferdayı aydınlatan
Kabusumu katletti köpek ulumaları
Celladım bir gül oldu ciğerimi biçen
Salıver gözlerin içine hapsettiğin aşıkları
Çakallar kanımı hunharca içerken
Gözlerindeki ziyadır ferdayı aydınlatan

Ölüm meleği gelsin artık okşasın nefesimi
Denizlere set çektiler aşkıma inat
Al kefenim aydınlatsın geceleri
Sensiz karabasandır bu hayat
Sana yazık taksınlar benim boynuma ipleri
Ölüm meleği gelsin artık okşasın nefesimi

İçimde gizlenen hüzün artık hüveydadır
Maveradan süzülüp de gelen ahudu
Gözlerindeki ziyadır ferdayı aydınlatan
Ölüm meleği gelsin artık okşasın nefesimi
Boynumdaki yaftaya yazsınlar sadece özlemimi

Ali Köseoğlu

Yosun tutmuş hatıralar

Ne gemiler gelipte yanaşmadı ki, şu limana
Hangisi demir atabilmiş sanki zamana
Hangisi karşı koyabilmiş, şu hırçın dalgalara
Bitmek bilmez, sonsuzluğa açık bu muammada

Yosun tutmuş şimdi koskocaman rıhtımlar
Arta kalan yalnızca geçmişten kırıntılar
Onlar da mesken tutmuş yoksul koyları
Ne yanaşan var artık, ne de maziden hatıralar

Ne anılar yaşamıştır, sorsan şu kayalıklar
Ninni söylüyor artık, kayaları okşayan dalgalar
Şimdi yaşlı bir ana gibi, bağrına basmış fırtınalar
Ağlar durur, maziyi hatırlatan martılar

Islık çalar uçsuz, bucaksız deryalarda rüzgarlar
Yankısı sahillerde yürekten bir dost arar
Heyhat ıssız kalmış kumsallarda cirit atar yalnızlıklar
Ne yürekten bir dost kalmış, ne de geçmişi ananlar

Bir zamanlar buralarda şarkı söylerdi martılar
Şimdi yalnızlıktan ağlıyor masmavi semalar
Gözyaşlarını silecek tek dostu kalmış ihtiyar çınarlar
Onlar da yalnızlıktan yakınıyor, terketmiş kumrular

Artık ne söylersen söyle boş, hiçbirini duyamazlar
Dillerde şarkı olmuş, haykırılan feryatlar
Bundan gayrı ıslah olmaz, kapkaranlık şafaklar
Bir yol var ki aydınlığa, onun da önünde engeller var

Kadir ÇELİK


Gece
Vuslata erdi yine yıldızlar geceyle
Yine anne kuşun yuvasında sevinç bestesi
Kandiller etrafında halay çeken kelebekler
Denizin mimiklerinde raksa durmuş ay ışığı
Sessizliği duyuyorum baykuşun ötüşünde
Ve odamın duvarında davetsiz gölgeler
Korkulu bakışlarımda hissediyorum kalp atışımı
İşte o zaman Mecnun'un çölü,
Yusuf'un kuyusu geliyor aklıma.
Ferhat'ın kolundan güç alıyorum yalnızlığıma
Dışarıda çiğ tanelerini güllerin dudaklarına
Kızılcık sürerken görüyorum
Ruhumdaki siyah renkler arasından
Bembeyaz hayaller süzülüp gidiyor gözlerimden gönlüme
Fakat bir balyoz gibi iniyor şafak
Düşlerimin en olgun yerine
Yıldızların akşama görüşürüz der gibi
Son kez göz kırptıklarını görüyorum
Geceyi seviyorum

Metin KUŞÇU


Affın sahibi

Öyle zamanlar vardır ki, arkanıza dönüp bakmak istemezsiniz. Bir gölgedir sadece sizi takip eden, silik bir koyuluk diye düşünürsünüz peşinize takılanı. Ve affedememezlik kıyıya vurur zihninizde, kendinizi bağışlayamazsınız.

En bağışlayıcı, en merhametli bir Sonsuz Nur'un parçasından olmanıza rağmen, affetmek gelmez bir türlü içinizden. Siteminiz, öfkeniz yalnız kendinizedir. Her olayı, üstesinden gelinmesi gereken bir öğrenme fırsatı olarak gördüğünüz anlar, hayranı olduğunuz bir yazarın satırlarından ileri gitmez olur. Ve gözleriniz bir noktaya bakarken puslu camların arkasından, sanki bir şeylerin hakkını veremiyormuş gibi bir hak kavgası başlar yüreğinizde... Islanan gözleriniz yağmur yüklü bulutlar gibi dolanır çehrenizde. Sanki sırtınızı sıvazlayan manevi bir çift kanat vardır yakınlarınızda... Zihninizde dolanan sorulara yanıt ararken, cevapların en ulvisini bulursunuz, mavinin sinesine rengarenk gergef dokuyan bir seste...

Affı bağrınızda gömmeye karar verip ruhunuzu cezalandırdığınız o zamanda, üç yudumluk suyla duyarsınız bağışlamanın yüceliğini. Kendinize olan hesabınız bitmemişken henüz, asıl hesap verileceğe af niyazıyla nida ederken bulursunuz kendinizi. Yüzünüze çarpan her damla suyun buharı, alnınız secdeye gittiğinde tekrar çıkar karşınıza. Ve benliğinizi affetmekte kararlı olan yürek, sevdasını canına katık yaptığı sevgilisinden af diler; içinden geldiğince, gözlerinden indiğince, yüreğindeki sahteliklerden vazgeçtiğince...

Taşınamayacak yükleri omuza vermeyen o Sevgili, secdeden kalkan başları her an seccadede duyarcasına merhametli.. sonsuz merhametli... Bu gerçeği düşündüğünüz anda, kendinize hesap sorup, ruhunuzu kelepçelendirdiğiniz anlar çok uzaklarda kalmıştır.

Şimdilerde bir yücelik duyarsınız kalbinizi secdede bırakmış olarak; affetmenin şanına, yüceliğine ve sahibine dair... 'Bana göre değil!' dersiniz sonra, göreviniz olmadığını anlarsınız hesaba çekmenin; ne kendinizi, ne de başkasını...

Sonra, kendinize ettiğiniz sitemin bin misli af duyarsınız o Yüce Sevgili'den... Ve yüreğinize çizdiğiniz şiirimsi bu tablo, seven yüreklerin ümidini sevda denizinde katre katre sergilerken, bir cümle dökülür dudaklarınızdan ruhunuza: Affı Sevgili şekillendiriyorsa, sevdadan başka söz düşmez sevene...

Arzu Çetin

Ali Köseoğlu'na;
Nurullah Genç tarzı bir şiir okuduğumuz. Hele sondaki mısraları tekrar edişiniz bizi "Yağmur" isimli şiire götürdü. Bunda mahzur yok. Bu güzelliklerin bir elden diğer ele geçişi ve elden ele taşınması gibi bir şeydir.. Nurullah Bey'in şiirinin de Şeyh Galip'in "Düştü" isimli gazelinin etkisiyle yazıldığı gibi. Bunlar güzel şeyler ve güzellikler paylaşıldıkça çoğalır.

Bana göre şiirinizde en çarpıcı ve özgün olan, yani kendinizi dinleyip ilhamlarınızı örgülediğiniz kısım, üçüncü bölümdür. Bu bölümde güzel şöyleyişler var, fakat ümitsizlik hakim mısralara. Bu bölümdeki söyleyişler gibi özgün, ümide çeken mısralarla dokunmuş yeni şiirlerinizi bekliyoruz...

Kadir Çelik'e;
Deniz imajı üzerine örmüşsünüz binbir hatırayı.. Bu hatıralarınızmış gibi bir fikre yöneltse de insanı, topyekün bir toplumun kaderi olduğunu da çağrıştırıyor hafıza ve hayallerde...

Deniz her zaman yalnızlığın simgesi olmuştur şairlerin dilinde. Hüzünlü bir bekleyiş ve ayrılık kokusunu alırız o iklimde... Ama yine de ufku açık bir yalnızlıktır bu.. Sahili meçhul ama var olan bir diyar, fakat korkutucu bir mesafe ve yenilmesi gerekli zorluklar.. sizi bekler... Hayata da benzer bu sebepten.. Dalgalar zorluklara ve acılara teşbih edilir... Siz de deniz imajı üstüne dertlerinizi, duygularınızı ve hasretlerinizi bina etmişsiniz. Konuyu seçişiniz orijinal olmasa da, nice Doğulu ve Batılı şairin kurgularını bina ettiği deniz imajını unutmuş, kur iniş-çıkışları ve ekonomik dalgalanmaları büyük bir özenle takip eden insanımıza; bir daha onu hatırlatmak adına, attığınız cesaretli adım önemli...

Şiirinizi daha derli toplu örgülemenizi ve muhtevayı daha da yoğunlaştırıp, sözlerinizi öz haline getirmenizi, mısraları bir kuyumcu hassasiyeti içinde işlemenizi salık verir, sevgi ve selamlar sunuyorum...

Metin Kuşçu'ya;
Şiirinizde orijinal söyleyişler var. Terkipleriniz yeni ve turfanda meyveler gibi iç açıcı... "Halay çeken kelebekler / denizin mimikleri / raksa durmuş ay ışığı / bir balyoz gibi iniyor şafak" gibi imajlar ve deyimler bunlar... Bütün bunlara rağmen tam performansınızı gösterememişsiniz bu şiirinizde. Daha süzülmüş, örgüsü daha sağlam, dokusu daha orijinal bir şiir sunabilirdiniz bize. Çünkü güzel mısralar bu kabiliyetin sizde var olduğuna dair ipucudur... Bir de şiir, sadece imaj bulma ve terkip üretme işi değil... Bu imajları, terkipleri, farklı deyimleri akıcı ve müzikalitesi sağlam bir tarzda sunmaktır. Konu üzerinde daha hassas davranmayı salık veriyoruz size. p>Şiiri bütüne kaim bir bakışla inceliyip, bir yekparelik, bir üslup birlikteliği, bir noktaya bakan mısralar demeti gibi ele almanızı ve bu yoğunlaştırmayı, muhtevayı daha olgun ve kıvamlı sunmayı istirham ediyoruz..

Arzu Çetin'e;
Af duygusu insana verilmiş bir nimettir. Affetmek affedilmeyi çeker çünkü... Affetmeyen affın lezzetini bilemez. Affedilmeyi de arzulayamaz...

Sevgilinin affı etrafında örmüşsünüz bütün konuyu... Sevgilinin affının ise kaçınılmaz olduğunu, ümitsizliğe hiç gerek olmadığını, bilakis sevdanın tek çıkış yolu olduğunu vurgulayarak noktalamışsınız yazınızı.. Üslubunuz güzel. Anlatımınız sade ve akıcı... Bu tarz denemeler hem okurken edebi zevk veriyor insana, hem de çeşitli boyutlarda tefekküre sebep oluyor...

Yazınız sevda yolunu kaybetmişlere, Hakkın rahmetinden ümidi kesmiş olanlara da bir pusula ve rota gibi, yol ve yön gösteriyor...

Yeni yazılarınızı bekliyor selam ve sevgiler sunuyoruz.