Şubat 2001 · s. 44 · 4 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku
Bir mektep aydınlığı
Sızıntı, bunca sene bu küçük mektebi bağrında taşıdı. Çıraklarına yazı yazma ve üslup dersi verdi. His ve Düşünce Ufku, onun otağında gelişti, güzelleşti, serpildi. Yeni yeni yazarlar, yeni üsluplarla çıktı ortaya.
Şairler güzel sesleriyle söylediler serenatlarını. Koro sesi taşıyanlar, himmeti milleti olmayı yazılarına dokudular, ördüler. Gür soluklarıyla kendi seslerini ortaya koydular? Nota nota bestelediler şarkılarını.
His ve Düşünce Ufku, şaşırtıcı seviyede bir yükseliş eğrisi çizdi. Hiç beklenmedik hamle ve aksiyonlara girdi. Bir tohumdu ağaç oldu; dala, çiçeğe ve meyveye durdu.
Bizler de şaşırdık tabii. Bir danecik himmet ile girmiştik bu tarlaya; binlerce bostan devşirmeye durduk, şaşırdık! 'Bu ne iştir?' dedik baktık ve sonra anladık sırrı. Bu bizden değildi! Bizler bir vesile idik sadece! Veren de, alan da Hakk'tı!
Bu sırrı kavradığımızda daha da ümitlendik. Sırtımızdan bir vehim yükü kalkmıştı. O nice üsluplar, nice anlatım tarzları, nice arı ve duru dil çağlayanları yaratırdı kimbilir. Hazinesi sonsuz olana dayadık sırtımızı biz de. Bundan sonra O'ndan diledik nesir ustalarını, şiir mimarlarını bizlere nasip etmesini. Sağduyulu insanlar, bahar yüklü solukları cihana yaymalı ve bir diriliş mevsimini çağırmalıydı. Bu da kalemin duasıyla, mürekkebin niyazıyla, söylemin yakarışıyla olurdu. Kalb odaklı bu yakarışlar, dualar, ağlayış ve inleyişler; diriliş mevsiminin tohumu, suyu, ışığı ve havası olacaktı. Bunun için istedik, arzu ettik, özledik; hasret duyduk böyle yazarlara, sanat dahilerine...
Uğursuzun eline geçmesindi kalem, cahilin elinde olmasındı. Üslubun en güzeli akıllı ve erdem sahibi insanların elinde bulunsundu. Anarşi üretmesindi, kin ve nefret türetmesindi böylece. Hoşgörü ve sevgi, diğerkamlık ve aşk filizlendirsin, ümit yeşertsindi kalemler.
Bunun için dua dua yalvarıyoruz hala.. His ve Düşünce Ufku mektebinin havası, iklimi, aydınlığı bunun ispatıdır. Onda yetişen güzide yazar ve şairler bunun en güzel işaretidir. Ama bu da hep beraber ve devamlı olmalı. Her gayret bir duadır bu hususta. Her şiir, her makale; bir fiili yakarıştır bu iklimde.
Sizden himmetinizi ali tutmanızı, teknik ve muhtevası sağlam yazı ve şiirlerle bu dua senfonisine eşlik etmenizi istiyoruz dostlar! Ama kalbinize akort edilmiş bir sesle, gönlünüze odaklanmış bir nefesle.
Sevgi ve saygılarımızla.
İçimdeki çocuk ağlıyor
İşte yine akşam oldu. Güneş her zamanki gibi yine dağların arasından yavaş yavaş batıp gitti. Ay kendi güzelliğiyle apayrı tebessüm eder. 'Güneş battı fakat onun vekili olarak ben varım' der gibi. Henüz gecenin ilk saatlerinde hayat ağacımın dallarından bir daha geri getiremeyeceğim bir yaprak daha düştü. Yaz ayının sıcak ve bunaltıcı ortamı, kış ayazının yakıcı, soğuk akşamlarına bırakmıştı yerini. Soğuktan üşüyen ellerim kalemi tutmakta nazlandığı zaman pencerenin camına vuran yağmur damlaları yetişirdi imdadıma. Oysa şimdi sükut eden kelimelere yağmur damlaları yetişmiyordu.
Bir şehri tanımanın meraklı akşamlarında yine o hep aynı bilindik sokakları aşındırma hissi kapladığında ruhumu, yine o her zamanki caddelere misafir ederdim kendimi. İçi dışarıdan soğuk belediye otobüsleri götürürdü beni aynı sahile. Soğuktan buğulanmış otobüsün penceresinden şehri seyretmeye çalışırdım. Biliyordum göreceklerimin bir öncekinden farklı olmayacağını. Otobüs çoğu kez aynı durakta durur her defasında bir başka simayı misafir ederdi. Sonra yine o hemzemin geçitten geçip başka bir durakta başka bir sima inerdi.
Elimde sayfaları yıpranmış kitaplar, kitaplar içinde şehirler, şehirlerde insanlar, insanların arasında ben dolaşırdım çoğu kez. Ve bir sonbahar mevsimin hüzünlü akşamı içimdeki ağlayan çocuğu alıp terk ettim dertler sokağını. İnsanlar otobüs bekliyor bir çocuk kağıt mendil satıyor, çiklet satıyordu. Titriyordu. Belli ki üşüyordu, ama üşüyorum demiyordu. İskeleye yanaşan vapurun içinden kravatlı beyler iniyor, yorgun insanlar iniyordu. Çarşının kalabalığı arasında her defasında yeni bir pazarlık sürüp gidiyordu. Bir yanda maaş sırasını bekleyen emekli sıraları, diğer yanda ise loto sırasında zengin olabilme hayalleri kuran insanlar uzuyordu.
Siz gezerken okuduğunuz okulun önünden geçersiniz zaman zaman. Teneffüse çıkan öğrencilerin arasında sesinizi duymaya çalışırsınız. Ya da oyun oynadığınız, oturduğunuz yerlerde kendinizi görmeye çalışırsınız. Fakat görmek istediğiniz, her defasında bir başkası olarak çıkar karşınıza. Sonra bir mezarlığın önünden geçersiniz de gözünüz bir şeyler arar mezar taşları arasında. Siz geçmişe yelken açacakken gerilerden gelen bir sesle irkilirsiniz. Ve işte o zaman görmek istediğiniz yerde yerinizi alırsınız. Ve geriye sizden sadece fotograflarınız kalır. Albümün sayfaları arasında yer bulursunuz kendinize. Ve bir gün öyle bir an gelir ki albümün sayfaları arasında bile yer bulamazsınız...
İbrahim Yıldızcan
Değerlendirme
Ümmühan Yaşar'a;
Erdem Beyazıt'ın, 'Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair' şiirinde toparlayıcı bir çerçeve ile sunduğunu, siz bir tek sevgili odağına yönlendirmişsiniz. Erdem Bey ülkesinin insanını ve diğer insanları sevgi kucağında birleştirici bir iklim örerken, siz, kendinizi o kucağa atma ve o sevgilinin merhametli ve şefkatli kollarında eriyip tükenmeyi resmetmişsiniz.
Erdem Bey ile şiirdeki en mühim ortak yönünüz, sevdiğinizin ismini zikretmeyişiniz. Gizli kalmasını yeğ tutmanız...
Bakın Erdem Beyazıt ne diyor şiirinin sonunda gizli tuttuğu ismin sahibine:
Bütün bunları üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Siz de buna benzer bir sırlı söyleyişle bitirmişsiniz şiirinizi:
Gözlerimden akan iki damla yaş,
Atar kalbimdeki pası ve kiri
Ruhumu saran bir garip telaş,
Seni hatırlatır bana sevgili.
Sizden nice gizem yüklü, ruhumuzdaki o odağa gönülleri yönlendiren ve ruhlara diriltici soluklar sunan şiirler bekliyoruz.
İbrahim Yıldızcan'a;
Yazınız gayet ustaca ele alınmış... Hele hele 'Elimde sayfaları yıpranmış kitaplar, kitaplar içinde şehirler, şehirlerde insanlar, insanlar arasında ben dolaştım çoğu kez' cümlesiyle başlayan paragraf beni mest etti. Son bölümdeki gizemli tarzınız da, gayet girift ve efsunlu çizgiler sunuyor.
Dostum siz yazmalısınız! Bu ifadeler, böyle güzel bir üslup boşa gitmemeli. Yazmalı ve bizlere göndermelisiniz, denemelerinizi...
Buna her zamankinden daha çok ihtiyacı var bugün toplumun. Soluğu taze, özde diriliş mayalayan kalemlere pek ihtiyaç var.
Sizden, şehri kalbine bir harita gibi yerleştirmiş ve kalbini şehrin insanına bir ışık gibi sunan yeni yazılar bekliyoruz.
Selam ve sevgiler...