Aralık 2000 · s. 564 · 3 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku
ELASTİKİ DÜNYAM
Hayatım boyunca çok şeyler öğrendim ve hala öğrenmekteyim. Hayatımdaki her şeyi çöle, yani içerisinde bol bol barkan ve tepeler bulunan çöle benzetmekteyim. Bulunduğum yerden sadece tepelerin yokuşuna çıktığım yerleri görebiliyorum. Bazen de sadece önümü görebiliyorum. Arkama baktığım da olmuştur. Hayatıma, gerçek hayatıma oniki ve onüç yaşlarımda başlamışımdır. Ondan önceki hayatım ise sadece yeni doğmuş su kaplumbağasının yumurtadan çıkıp denize ulaşıncaya kadar geçtiği yol gibidir. Tabii, o küçücük kaplumbağa gibi ben de, bana hazırlanmış olan istikbalime koşarken, zorluklar ve hayatımı etkileyecek şeyler görmüşümdür. Aslında en önemli şey başlangıçtır ve sondur. Başlangıcım iyi veya kötü, yani şöyle böyle başlamıştır. İnşallah sonum, yani dünya hayatımın sonu güzel olur.
Çocukluğumdan bahsedersem; normalden aşağıdadır ve o kadar da güzel değildir. Ama ben ümitliyim, çocukluğumdan mutluyum ve hiç şikayetim yoktur.
İnci kendi istikbaline girerken bir kum taneciğine ihtiyaç duyar. Sonradan “inci” oluverir. Ben çocukluğumu hatırlarken “inci” olmalıyım, diyorum.
Dünyanın tarihi öğrenilen üç bölüme ayrılır; geçmiş, şimdi ve gelecek. İnsan küçük dünya modeli olduğundan, bizim de geçmişimiz, şimdimiz ve geleceğimiz vardır.
Geçmişim uzun süreli, kendi kendime görmüş olduğum bir rüyadır, ama öyle bir rüya ki ben orada çok serbest idim. Neyse, serbest olsam bile bu hürriyetimi hiç kullanamadım. Ne zaman önüme bir taş çıksa başkalarının etkisi altında kaldım çünkü hep kumlarla uğraşmışımdır. Keşke o zamanlar da içimdeki negatiflerin değil de beni ferahlıkta, rahatlıkta ve hürriyette uyandıracak baki gücün etkisi altında kalıp, O güce sığınsaydım. Bu demek değildir ki ben hep negatiflerin etkisinde kalan birisiyim. O güce kendi ellerimi uzatmasam da, bana hep eller uzatılmıştır.
Şu anda rüyamdan uyanmış bulunuyorum. Sağlığım, kalp atışım ve kemiklerim normal haldedir. Çekirdeği, bana el uzatan tarafından atılan ağacın meyvesiyim. Ve hala suyumu çekmekteyim. Mineraller normal. Nitrojen ve oksijenim güzel geliyor. Toprağı göremiyorum ama yanımdaki yaprakları, dalları ve meyveleri görebiliyorum. Bu ağacı çok sevdim. Ama onu kaybetme durumundan çok korkuyorum.
Geleceğimi hayal edemiyorum, çünkü gelecek rüyamı görmemişimdir. Gelecekten sonra ise zaten hayatımın sonu gelir ve uyanış. Ama yine de düşüncem ve beklentilerim vardır. Herkesin arzusu gibi, benim de üniversiteye girme arzum vardır. Ben üniversiteyi, beni derinleştirecek bir obje, bir mekan olarak görmekteyim. O kadar derin olayım ki, uyandığımda derinliğim kadar boyum olsun.
Bazen babamı hatırlayıp üzülmekteyim. Ondan dolayı baba olup, babamın gerçek değerini anlamak istiyorum. Bir de sevdiğim dostlarımın olmasını çok arzu etmekteyim. Gerisine rüyamı gördüğümde devam ederiz.
Yazmurat Amangeldi / Türkmenistan
SON KAPI
İnsan uyandı. Göklere uzattı elini, döküldü günahlar avucuna, birer kor parçası gibi. Ne deniz verdi suyunu, ne rüzgar serinliğini. Kızıllığa boyadı o gün beyaz sabahlar ışıltısını.
Sırlı gözlerin perileri uçtu göklere, ecel süzüldü gül solduran yüzüne. Salındı kırık dal misali kolları iki yana. O an görmedi onun gördüğünü başkası, kimse duymadı ne sızısını, ne eyvahını.
Gözlerinin karşısında duran zaman savruldu dağ başlarına... Birden yıkıldı görüntüler, çoğaldı çığlıklar suskun hayat başlasın diye.
Dünyanın kıskacından düştü ömrün son damlası ölümün zorluğuna. Sağır kulaklar açıldı, dinledi gürültünün şiddetini son ritmine kadar.
Ötelerin resmi çizildi inen perdelere. Teneşire uzandı sefil gülüşler, ağlamak artık beyhude.
Yalnız kimsesiz odalar tuttu matemini ardından. Ölümün gölgesi yansıdı duvarlara, sarardı yüzleri.
Yol alındı, geri dönüşsüz sessiz geminin memleketine...
Toprakta kavuşma arzusu, kazma kürek yetişti bağrını açmaya. Dünyanın kapısını örtmek için, kenarda birikirken toprak, mezar derinliğine kavuştu.
Yaşarken yeryüzüne sığmayan beden, dört tahta arasında gerçek yerini buldu. Kollarını açan mezara beyazlar içinde emaneti iade edildi. En son toprak öptü kokladı, sıkı sıkı bastı bağrına. Dünyadan bir kapı daha kapandı.
İnsanlarda bir günlük elem, göz uçlarında yaşlar birikti. Dillerde Fatiha’lar, kalabalığın arasında hüznün hayali gezindi.
Herkesin aklında kendi ölümü çizilirken, boş mezarlar, sahiplerine vuslat gününü hatırlattı. Bu düşünceden bu gerçekten kaçmak, kurtulmak istercesine adımlar hızlandı. Bir an önce hayatın son durağı, ahiretin başlangıcı olan kabristandan ürkerek, korkarak kafalarında beliren soruları itip, yol aldılar, geri saldılar ömürlerini fani dünyaya.
Geride yine sessizlik kaldı, gidenlerin yerini sükunet doldurdu. Hesaba çekilen için belki de sonsuza dek bir çığlık başladı.
Hülya Doğangönül / Yozgat