Ekim 2000 · s. 460 · 2 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku
YEMİN FERMANI
Bir şiir iner yıldızlardan
Yüreğini avuçlamışlara cancağızım
Ebede and içilmiş
Bir mısra düşer geceden avuçlarıma
Sözleri aşkın fermanıdır
Yemin olsun diye başlar
Yemin olsun
Sevmekten ve özlemekten korkma yüreğim
Daha çok sevip daha çok özlerken
Çünkü sevmek seni fark etmektir
Sende fani olmaktır
Vermektir
Sevmeni değil bilmeni bile beklemeden
Gönül güneşimin şavkı sensin.
Yemin olsun
Asude bir emanettir sözlerin
Ancak kara toprağa açılır
Sana bir yol buldum yıldızlara uzanan
Karanlıkta üşüdüm
İçimi ısıtan ve aydınlatan
Ya yıldızları getir kucağıma
Ya gözlerini ne olur.
Gözlerine ulaşamıyorum
Yabancı kaldım yüreğine
Sevgili deyip bağrına yaslanacak kadar
Bana uzaksın.
Yüzüne bakamayacak kadar
Utangaç bir kalbe konuksun
Sen yıldızlarda bir ışık
Bense yerde ışığına kapılan
Bulutlar misali uzaksın
Ne tenim ruhuma denk
Ne de sözlerim
Sevdayı sükut bildim
Gözyaşlarına akıttım derdimi
Duygularım da en pahalı mücevher gibi
Saklayıp değerli bulduğum sevgimi.
Kabul dahi etmezsin belki...
Gülfer Tuna / Samsun
SEVGİLİYE MEKTUP
Ey sevgili; bilmem ki içerisinde bulunduğumuz, müjdelenmiş bahtiyarlar topluluğunun içerisine kendi isteği doğrultusunda giren fertler var mı? Ben bestelenmeye ne zaman başlandığını bile bilmediğim bu güzel şarkının vokalistliğine lütf–u ilahi ile getirildiğim zaman, herhalde o kutlu beste mana aleminde çoktan zirvedeki yerini almıştı.
Bilmiyoruz ki; bitmeye matuf bu şarkının ilk mısrasına takılmışsa ümitlerimiz, zamanın bizle görülecek hesabı var demektir... Ve buna rağmen biz sevgiliye sadece kalbimizin gölgesini sunmakla yetiniyoruz. Sevgiliye asıl sunmamız gerekeni sunamıyoruz. Ona hep türkü yakıyor, ama onu bir türlü duyamıyoruz ve kalbimizin derinliklerinin enfüsiliğini ona üfleyemiyoruz. Ona nakış nakış çileyle işlenmiş bir bardakta sunacağımız, ne bir damla kanımız ne de bir damla gözyaşımız var...
Oysa sevmek, anlamak ve yaşatmak demek değil miydi? Biz bunu bilerek yola çıkmamış mıydık? Peki şimdi niye sadece sevgiliye “sevgili” gözüyle bakma ihtiyacının ötesine geçemiyor ve onu anlamaktan kaçıyoruz? Sevgiliyi hep başkalarından duyduğumuz veya dinlediğimiz kadarıyla idrak etmeye çalıştığımızdan mıdır, ona yönelik her hamlemiz bu kadar cılız ve sönük oluyor? Yoksa onu uzaklarda aradığımızdan mı bu kadar körleşti gözlerimiz?
Aman Allah’ım yoksa biz sevgilimizi “sevgicik”lere mi sattık? Ve belki de daha bu alışverişin neresinde olduğumuzu bilmeyecek kadar sevgiliden uzaklaştık... Yoksa sağdan yediğimiz yumruklar mı bizi bu aldatıcı dünyanın kucağına itti? Ya da biz sevgilimizi “adam bu kadarından da ne olur?”lara mı sattık? Evet, her ne yaptıksa yaptık, biz seni hakkıyla sevemedik...
Ey sevgili, biz seni “zaman” denen çarkın “an” denilen en küçük dişleri arasında, daldığımız “sevgicik” hulyalarına karşılık satsak da; ümit ediyoruz ki sen bizi o engin ve kuşatıcı SEVGİNLE bir kere daha gerçeğe uyandıracaksın...
Recep Aksoy