Sızıntı Arşivi

Temmuz 2000 · s. 304 · 2 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

BİR MELAL ZİNCİRİ

Akşam... Yine akşam. Yorgun bir balıkçı gibi topladım ağımı dehrin denizinden. Bilmem ne çıkar, zamanı bir tırmık gibi dişlerinin arasından geçirip, ondan bir şeyler çekip çıkaran hayat torbamdan...?
Bugün ruhum, rüzgara maruz bir mum gibi titriyor. Ve ben titreyen ruhumla, kül renkli ufuklara bakarken, hayatımda, yüreğimden bir yaprak daha, kopup ufuklarda bitiyor.
Düşlerini kaybetmiş bir denizin hüznü var içimde. Ona, özleminin kumsal olduğunu hatırlatacak alizeleri bekliyorum ufuklardan. Göklerim mavisini yitirmişse, imdadıma gönüller koşmalıdır bu akşam. Bir kıpırtı olmalı içimde, bir hareket, bir ses... Bu yürek böyle durgun olmamalı, böyle solgun olmamalı can yaprağım.
Alizeler.... Ah Alizeler...! Bilirim denizlerin sırrı sizdedir, dalgaların sırrı sizde. Nefeslerinizle yürümüştü kadırgalar, analarının kucağına, bilirim. Deryaların gözyaşlarını, çatlamış dudaklara, şifabahş bir merhem gibi sürüşünüzü de unutmadım hiçbir zaman.
Alizeler... Hey Alizeler...! Değirmene yürüyen su gibi akıp ruhuma, döndürmelisiniz içimdeki taşları. Baharın yaşandığı, ama benim bilmediğim, bilemediğim yad ellerden, bir tutam çimen alıp, atmalısınız gönül deryama. Dalgalar oluşmalı sonra. Mecnun gibi inleyen dalgalar. Gidip sahile buseler konduracak, düşüne revan olup, tırısa kalkan dalgalar.
Benim de bir düşüm vardı ey denizler rüzgarı, benim de bir düşüm! Ama düşler ısıtılmazsa üşür; bilirsin bunu. Ben bir zaman bakamadım güneşlere, hep kutuplara doğru yol aldım. Üşüdüm ey derya nefesi, üşüdüm!
Ve inan olsun, bir kış günü; lapa lapa yağan ak güller içine, bembeyaz düşlerimi düşürdüm. Hüznüm bundandır bu akşam, bu ağıtsı soluklar bundandır. BİL BUNU.
Lakin ben idealsiz olamam, düşsüz yaşayamam. Yoksa düşler darılır bana. Ben, idealini sıcak bir yorgan gibi bedenine çekip, ısınanlar zümresindenim. Ben düşlerimin serinliğinde uyuyabilirim ancak.
Ey okyanuslardan esen MUHACİR! Senin de düşlerin yok mu..?
Denizlere dair, yağmura dair....?
Şimdi sen, öteler ötesinden, bir nefes üfleyeceksin ruhuma. Öyle eseceksin ki karlar içine düşmüş düşümü, bir kardelen azizliğinde gün yüzüne çıkaracaksın. Buzla terbiye olmuş hayallerimi güneşin dostu gündoğdu yapacaksın.
Ben, yüreğime çöreklenen masivayı tutup, fırlatacağım karanlıklara.
Dalgalanıp sahile doğru koşacağım.
Ve göklerin rengini bulutlardan çıkaracağım, inan bana.
Belki zorlanacağım.
Ama dikenler arasından gül dereceğim. Varsın elim kanasın,
Varsın yüreğim ağlasın. BEN BİLİRİM Kİ EY AZİZ DOST:
"Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez."

Ömer Hekimoğlu / Amasya


AŞK TAKVİMİNDEN DÜŞEN SON YAPRAK

gölgelerden gelen
sesi
duymuyor gibi yapmaktan
usanmıyor
karanlık aşk celladı bu emanet
bıraktığın zaman
yitiğim en büyük takvim:
aşk
bilgeliğimdir pranga resminde
teslimiyetim
ya Muhammed
ya Rabbimin Sevgilisi
ben,
tanımışım kokunu gül
mührünü;
kelepçe.
sürmüşüm izini
bir yanım kum
bir yanım su
ellerinde ikisi de bir deniz.
ışıklarını süzüyor asırlar,
"asır" olalı
gözyaşlarındı en bitmeyen
hüzünlü şarkının ölümsüz sözleri
eller rastgele ayrıntısız
dualarda...
ağlıyor sana ömrünün yeşili
kokunun kırmızısı
bu şafakta....
Yalçın Yılmaz / Kırıkkale


KÜÇÜK EVLER

Tek kişiliktir bu evler,
Sarmış her tonda yeşillikler,
Yazılmış isimler ve seneler.
Görünce duaya açılır eller,
Cahil, alim, büyük, minik,
Çok zengin bir mozaik,
Okşayan ağlayacak,
Dokunmayın çok nazik.
Vakit ömürdür,
Ölümsüz dediklerin de ölür,
Hepsi bu evlere gömülür.

Necati Bilici / Siirt