Sızıntı Arşivi

Haziran 2000 · s. 254 · 3 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

İNANMAKTIR YAŞAMAK
Ağlamak değildir yaşam
Kara gökler devrilse
Yer çatlasa, sarsılsa
Sevgi girdi ise kalbe
Mazi, ati ve hale
Bir tohum peyam bırakır
Bırakmaktır yaşam
Hüznü, kederi
Bırakmak
Akmaktır bir su gibi
Sabra ve metanete
Ağıt yakmak değil
Paylaşmaktır
Sevdayı akkor gibi yakmak
Buğulanan semasında insanın
Gözyaşı-nazar
İnan, inan ki bu acıyı bir duyan var!
Gönül gülünden, bahçedeki laleye
İstanbul' un en zirvesinden ta Hakkari'ye
En tepe, tepelerin ötesinde
Bu acıyı bir duyan.
Sende gözyaşı akar
Orada nehir..
Yeis sisli dumanlı
Zehir....
'Kader' yükü hafifleten
Panzehir...
'Paylaşmaktır' dedik
Ağıt yakmak değil yaşam..
Everestler yetiştiren münbit zeminde
Ve anamın tüm güzellikleri doldurduğu Şirin e
Sümeyye, Sümeyra, Nesibe'ye
Bir vatan aşkı ile yola çıkan Nene Hatun'a
İbretle bakmak
Güne, gündüze, çiçeklere
Ve bütün bunların sahibine
İnanmak..
İnanmaktır.

Sümeyye Kocaman


BENİMLE ÖLÜR MÜSÜN?

—Bütün Savaş Bebeklerine-
Ağlamak; gök gözünden kayan yıldızlar
Bütün yer ve gök adına haykırış
Ağlamak özlem, sessiz ağıdı çağların
Fırat ve Dicle'nin gözleri kadar eski
Aşkı kadar bereketli
Ağlamak; ömür boyu sükut
"Zaferin zekatı"
Ve sonu gelmez umutsuzluğunda bir umut
En güzel şekli yüzün; ağlamak.
Siz yıldızsınız, ben gözyaşı
Geceyarısı bir kağıt aklığına düşen,
Bir sır gibi kimselere gösterilmeyen.
Sana getirmek isterdim bütün borçlarımı
Sana ödemek, ödünç vermek isterdim dünyayı
Ben gözyaşı, ben rüyanın özü, sükutun sözü
Biliyorsun, ama teselli için söz arama
İki dileğim var biliyorsun, sus, söyleme...
Ve, suyun toprağa kavuştuğu nokta; ağlamak.

Hümeyra Garip


EYLÜL-MAYIS-EYLÜL

Eylül ayını çok seviyorum. Tabiat küsüyor kainata ve elveda diyor bütün mevcudatıyla insanlara. Biz muvakkat olarak ayrılıyoruz bu diyarlardan diyor, her bir mahluk, kendi lisan-ı haliyle. Ve gidiyorlar, hayatın içinde kalan ve hayatı sadece yaşanılacak, lezzet alınacak bir süreç olarak gören insanlara inat. Ölümü ve ahireti ha-tırlatırcasına gidiyorlar.
Rüzgar esiyor; ağaçların sararmış yapraklarından oluşan tabiatın kokusunu çekiyorum göğsüme. Bu kokuda bile bir eziklik, ağırlık var. Renkler solgun, her şey sarı ve sarı tonlarında. Gökyüzü parlak maviliğini yitirmiş; paslanmış, tozlu bulutların arkasında... İnsanın ruhunda hastalık ve ölüm düşüncesinden başka bir izlenim bırakmıyor bu tablo. Ancak bir şey var; o da bütün bu doruk tablonun önünde yine bu tabloyu çizen, şekillendiren, vücut veren birini gösteriyor. Tabiatı hakkıyla gören gözlere, görmek isteyenlere... Ve görülen Zat-ı Zü'l-Celal ve'l-Kemal bu tablonun böyle kalmayacağını değişeceğini de esinletiyor bizlere. Esen rüzgarlarla sonbahardan sonra mutlaka bir ilkbaharın geleceği esintisi doğuyor içime.
"Hüznün rengi sarıdır" diyor birisi. Aslında hüznün ötesinde hüzün tablosunun sembolü olan san, bana mevti, mevtin arkasındaki bahan ve dirilişi anımsatıyor.
Aslında ben bu yazıyı bir bahar ayında yazıyorum. "Her şey zıddıyla bilinir" diyor bir mübarek Zat. İşte ben de baharın bütün güzelliğini gösterdiği Mayıs ayının en olgun günlerinde, sonbaharın en güzel ayı olan Eylül'ü anlatıyorum satırlarımda.
Elimde bir Eylül romanı. Ancak hissettiklerim ve içime doğanlar bu romanın içeriğinden öyle farklı ki. Hissettiklerim, düşündüklerim ve kaleme aldıklarım kitapta-kilerden tam bir tezat olarak karşıma çıkmakta.
Bahar ayındayız; ama ben sonbaharı yaşıyorum ruhumda. Mayıs'takı bahar rüzgarlarıyla Eylülün sarı yapraklarına doğru esiyor düşüncelerim. Elimde bir Eylül romanı olsa da.

Nuray Örnek / Elazığ


DÖNÜŞ

Ak ey gözyaşını, pınarlar gibi
O zaman açar kıyında yasemenler
Rüzgar esse de başında
Dökülür, saçların arasından hüzünler
Günün ilk ışıklan vururken gözlerine
Ne pencereler açılır yeni günlere...
Kundak gibi sarar etrafımı annemin duası
Belki de; hatırası eski İstanbul'un,
Ansızın canlanıverir.
Çocukların hiç bitmeyen şarkıları,
Neron ile Bekir'in kardeşliği,
Boğaz'm herşeyiyle insanı saran yanı.
Ve göğe yükselen ezan sesiyle...
Tek yürek oluşu kalplerimizin
Dalgalar arasından süzülüverir.

Kadriye Çabukcan / Eskişehir