Nisan 2000 · s. 150 · 2 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku
KIR GEZİSİ
Açık yeşil bir dumanı andırır,
Terli bir kalple geçtiğin çalılar.
Son damlalar sırtında, ince, ağır...
Adım, adımlar., dev gibi çıtırtı.
Birşey çözülür baldırında tel tel.
Bu acımış hava, uzaklar pastel.
Eller ışık, ışık sonsuz ve ışık...
Bu otlar çok sert ve dağlar yaklaşık.
Masalcı anları duya duya...
Henüz ılık toprağa basınca sen,
Bir rüzgar inler karşı bahçelerden.
Rüzgar, yüzünde eriyen bin perde.
Demek ki ölüm! Çiçekler içinde.
Demek ki ıskalamış seni zaman.
Öyleyse bitmiştir, ağrısız uzan.
Muhammed Sarı/ İstanbul
HACERÜ'L-ESVED GÖZLERİNE
Gurbette,
Buğday tenli, sonbahar kaçkını
Elif yüzlü ikindilerin
Tüneyince gözbebeklerine Firavuni halkalar
Başlar Haşimi ufuklarda mor ağıtlar
O zaman ben
Açarak Hazar'a nazır penceremi
Siperlenirim yakamoz yanığı geceye
Ve eğerlerim bakır çalığı
Rahmet dilencisi ümitlerimi
Haceru l-Esved gözlerine
Ümitlerim ki;
Kafkas figüründe çarmıha gerilen duyarlılıklara
Bal emekçilerinin
Namazlık tülhente, oyalı söz mendiline sarılı
Gönül terekelerinde taşıdıkları
GÜLEN gözden süzülen
İki damla müjdedir, Rahmet edalı.
İlyas Üstünyer / Dağıstan-Rusya
SONBAHARDA GEL
Bir gece, bir yıldız gibi
kayıp gittin avuçlarımdan
Dünümü götürdün yanında,
Hayallerimi...
Umutsuz bıraktın yarınlarımı
Yağmura bıraktın
Çorak topraklara dönen gönlümü
Bir Eylül sabahı;
Bütün götürdüklerini alıp yanına
Düş yollara
Gözlerime ışık getir,
Hayallerime umut.
Sevgi getir buz tutmuş yüreklere,
Sıcaklık getir soğuk gecelere
Ve sarı gül getir
Seni bekleyene...
Sonbaharda gel sevdiceğim.
Baharın coşkusunu getir
Hüzün çöreklenen gönlüme.
Havva Çakır
İKİNCİ VATANIM
Bir güz esintisindeydi ilk sözlerimiz
Şaşırmıştım yaslanmış haline
Hasretle yanmıştı gözlerimiz
Atılmıştık vuslat sahiline
Ellerimle karlı saçlarını okşarken
Bilemezdim yakında kaybedeceğimi
Yüreğimden yüreğine akarken
Ansızın uçup gideceğini
Bir tatlı hatırasın artık
Yaşanıvermiş hızlı dakikalarda
Gurbeti şarkılarda bıraktık
Ve Kırgızistan'a elveda!
Muammer Bilgiç/Bosna-Hersek
HAKİKİ SAADET
Hani derler ya izdirap insanı,
Hep merak etmişimdir nasıldır diye.
Şimdi merakım bıraktı yerini vaveylaya,
Allah'ım bendeki bu ızdırapsızlık niye.
Hani anlatırlar ya ızdırap insanı Efendimiz (sav),
Yine merak ettim bu kadar ızdırap niye.
Dinledikçe onu anlatan büyüklerimizi,
Yalvardım Allah'a bana da bir katre diye.
Hani der ya büyüğüm olsa bir fırsat,
Izdırap bohçamla gezeyim sineden sineye.
Ey köhnemiş nefis sen hala yatağında yat,
Çile kervanı geziyor ülkeden ülkeye.
Hani demişti ya Peygamberim, Efendim (sav),
Ey ma'bud benimki seni hakkıyla hilemeyiş.
Yine demişti Ustad hiç rahat yüzü görmedim,
Meğer hakiki saadet ızdırapta imiş.
Abdullah Güven