Mart 1999 · s. 43 · 7 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan
SESSİZ BİR SAHİL
Deniz hırçın ve kıyıya vururken dalgalar
Ayaklarım kavuşur suya oturduğum iskeleden
Denizde bir uğultu ve dalgalarda ağlamalar
Bir ses duyarım gel diye ta ötelerden
Palmiyeler boynu bükük esen rüzgara karşı
Çehremde rüzgar buseleri onu haber veriyor
Kara bulutlar ve bir kızıllık kaplamış arşı
Yılların hasret bulutları, artık sona eriyor.
Dalgalarda sessizlik son durak kıyıya varırken
Her damla su alır götürür, yüreğimde yanan ateşi
Arkasında sahilde bir ıslaklık kalırken
Kara bulutlar hiç kaplayabilir mi güneşi?
Denizin yumuşak beşiğinde, dalga yastıklarında başım
Rüzgar yavaş yavaş sallıyor kafatasımı
Sudan bir gemi götürürken naaşımı
Hiç aramayın arkamdan, sakın tutmayın yasımı.
Yunus Akbaş / Malatya
İlk iki dörtlüğünde daha fazla şiir sesi var. Şiiri şiir yapan, ses. İçe işleyen nefes, "işte şiir bu!" dedirten, yürek hoplaması hâsıl eden, ritim ve ahenk. İçindeki mesajı bir tatlı su gibi içiren güzellik armonisi... Üç ve dördüncü bölümlerde bir zorlama hissediliyor. Ayrıca dördüncü bölümdeki "Rüzgâr yavaş yavaş sallıyor kafatasımı" mısraı pek şairane değil. Kafatasının rüzgârda sallanması, bize köy evlerinde hayat denilen yerlerde sallanan su kabağı imajı gibi bir şey duyuruyor. Aslında şiirin bütünlüğündeki hüzne uygun bir imaj çizen mısra düzenlemeniz gerekirdi.
Nispeten güzel olan şiiriniz üzerinde biraz daha çalışmanızı lavsiye ediyoruz. Burada yayınlamak demek şiir oldu-bitli demek değildir. Necip Fazıl ve Yahya Kemal gibi nice dev şairler bile ömür boyu şiirlerini rötuşlamışlar ve düzeltmişlerdir. Siz de. şiirleriniz bir yerde yayınlansa da o şiirler üzerinde düzeltmeler ve düzenlemeler, yeniden şekil vermeler gibi çalışmalar yapabilirsiniz.
Selâm ve sevgiler sunarım.
GECEYE UZAYAN SAÇLAR
Erik ağaçlarına rüzgâr vuruyordu
Geceydi, soğuktu
Ay donuktu
Sözlerin yakamozlanıyordu kulaklarımda
Avare bir dünya akıyordu ayaklarıma
Fasılasız yürüyordum
Gecenin öptüğü sokaklarda
Sen, uğruna umutlar ektiğim mevsimdin
Ölüm kadar soyluydu
Seninle aynı pencereden seyretmek denizi
Ve mehtabı selâmlamak saçlarında
Oysa kapıların ardından
Sert sesler yükseliyordu
Dalından koparılıyordu sevgi yaprakları
Defter sayfalarından silinirken adın
Kardelenler apansız kuruyordu
Geceydi, soğuktu
Ay donuktu...
Erik ağaçlarına rüzgâr vuruyordu.
Bir volkan taşıyordun avuçlarında
Bir de bahar
Mazi köklü atiydi yüreğinde kök salan
Yıldızlardan meşaleler devşiriyordun
Sevdan için
Süreyyamsı taçlar yolluyordun...
Benimse uğursuz gecelere uzuyordu saçlarım
Simsiyah bulutlar örüyordu ufkumu
Sularda raks eden yıldızım sönüyordu
Fırtınaya tutsak bir şilepti hatıran
Ruhumda sığınacak liman arıyordu
Geceydi, soğuktu...
Erik ağaçlarına rüzgâr vuruyordu
Bitmedi diyordun, bitmedi diyordun
Gece gidiyordu, sen gidiyordun...
Yağmur olup toprağa düşüyordu göz yaşların
Ufukları kaplıyordu müjdeli kanatların
Derinlerde patlarken umut tohumları
Zaman altın iklimin elini kuruyordu
Lâkin
Soğuktu...
Erik ağaçlarına rüzgâr vuruyordu.
Ali Osman Dönmez / Fethiye
Şiiriniz oldukça seviyeli. Tekrar ettiğiniz "Erik ağaçlarına rüzgâr vuruyordu" mısraı ayrı bir ritim ve birliktelik oluşturmuş şiirde. Zaten dağınık duygu ve his akışını bir mecrada toplamak için tekrir sanatı kullanılması gerekli bir malzemedir. Bazen duyguları, düşünceleri kafiyeler bir mecraya çekmeye yetmez. İşte o zaman, bu kenetlenme imajı yansıtan sanatlar devreye girer. Yoksa duygular, düşünceler, mısralar havada uçuşur ama, bir güzellik oluşturmaktan ziyade bir kaosu çizer, bir tatlı imajdan daha çok, bir çirkinliği göz önüne serer.
Şiir için sizleri tebrik ediyoruz. Sizde şairane söyleyiş mayası mevcut diyoruz. Bu kaynağı ve cevheri yılmadan usanmadan, en iyi yerde kullanmanızı tavsiye ediyor, yeni şiirlerinizi bekliyoruz.
Selâm ve sevgiler.
HASRET
Her yalnız gecenin hülyalarında seni
Unuttuğum günden beri mahzunum.
Rüyalarıma giren o zalim peri
Söndürdü ruh ateşimi, artık yokum.
Semada kanat çırpan kuşlar
Muştuyu getirecek diye ben
Bekledim nice günler, akşamlar
Ama kanatlarında yoktun sen.
Yüreğimin külünü boşluğa savurdum
Rüzgârlar sana ulaştırsın diye
Yıllar ve yıllar hep seninle avundum,
Herkese vuslat, bize ayrılık niye?
Serbülend Selim / Ankara
Şiiriniz gayet güzel. Bu sözü monoton bulanlar olabilir. Ama güzele güzel demek, bir bakıma hakkını hak sahibine vermektir. Sizde de Geceye Uzayan Saçlar şairi gibi şairane bir tabiat mevcut. Bu maya şiir yazmak için çok önemli. Fıtrat-ı şairaneniz sizi daima zorlayacaktır şiir yazmaya. Bu, ömür boyu sizde ortaya çıkacak bir iç itimdir. Ama diğer şairleri okumanız, bu konuda üslûbunuzu ve sesinizi şiire iyi akort etmenize vesile olacaktır.
Kırık Mızrap, Çile, Kendi Gök Kubbemiz ve Safahat sizin el kitaplarınız olmalı. Ahmet Muhip Dıranas'in ve Behçet Necatigil'in şiir kitapları, ayrıca Sezai Karakoç ve Erdem Beyazıt'ın şiirleri bir kandildir sizin yolunuzda.
Bazı şairler "ben kimseye bakmam, içimden gelen sesi dinlerim" der ve yazar şiirini. Ama bu bence yanlış bir tutumdur. Çevreye kulak vermek insana hiçbir şey kaybettirmez. Ama imaj, ses ve tarz yönüyle orijinali yakalama adına ve tekrara düşmemek için çok şey kazandırır. Birinci dörtlük için takdir duygularımı belirtecektim, ikinci dörtlük göz kırptı, onun için bir senakâr söz söyleyecektim üçüncü bölüm gamze çaktı. Ben de hepsini birden "tebrikler" sözüyle takdir etmekten başka çare bulamadım. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz.
Sevgi ve selâmlar.
ODAM
Dünya aslında küçük bir odadır. O kadar küçük ve gidilecek yol o kadar kısa ki karıncalar bile küçük adımlarıyla evet' der fisıldayışıma... 'Evet.'
Âlemde dolaşan başka boyuttaki varlıklar gibi göremediğim, yalnızca var olduğunu bildiğim ve hissettiğim bir şeyler vardı odamda. Kolonyadan çıkan kokuydu bu... Sanki bir şeyler arıyormuşçasına odanın her yerine dağılmıştı. Gülünü arıyordu belki de bîtap bir şekilde. Aradığını buldu herhalde, ya da ümitsizlikten olsa gerek çarçabuk gitti odamdan. İşte baksana şu köşede duran karanfiller ormanları, yerdeki halı. tabiatı, pencereden sızan ışıklarıyla masa, çalışan insanları, arıları, kuşları, vızıldayışları çağrıştırır bana. Akşam olurken yorgun argın girersin odana; yorgunluk yaşlılığı, ayaktaki sızlamalar ağrıları, hastalıkları anlatır sana...
Artık havada, bir kül rengi oluşmuştur.
Aynı utanan bir insanın ifadesi vardır onda. başını yere eğmiş yavaş yavaş kızarmaya başlar, utanandandır bu. Ama, ama allı pullu, anlı şanlı gök niye utansın. Şahlanır geçmişiyle, bazen öyle coşar öyle coşar ki fırtınalar kopar, yağmurlar yağar, karlar, dolular ve... odam da böyledir Bazen öyle hüzünlü, öyle hisli ve heyecanlı bir an olur ki, kaptırırım kendimi gece matemindeki sessiz dualara... Yağmur gözlerden coşar, burundan bir seldir başlar. Bulanık bir an ve haykırışlar; çarpık düzen, sisti yaşam ve diker dikmez kırılan fideler diye...
Her şey havanın kararmasıyla itminana erer. Yani yaşam ilk ve son adımlar.
Artık perdeler yavaş yavaş kapanır. Gök yüzünün kapanışı gibi. Kuytu karanlıktır başbaşa kaldığın. Işıklar yanmalıdır. Lâmba, tıpkı dolunay. Göz kırpar sivrisineklerine, sinek ışığa pervane odanın karanlıklarına kanatlarına vuran ışığı yansıtırlar, ay'la bütünleşmiş yıldızlar gibi. Ama akşam olunca belirginleşir, fark ettirirler kendilerini.
Beytullah'ın resmi asılı, kanepemin hemen yanı başında. Bazen oralarda olmayı hayal ederek uykuya dalışlarım, bazen umutla bakışlarım. Karşı duvarda Gönül Dünyamız. Küçük ama güzel pano. Yazılar, şiirler, resimler ve daha neler neler. Dünyada başımıza gelenler, dertler, dersler ve tecrübeler. Onun hemen yanında bir yaz akşamının tatlı yumuşaklığını, saflığını, safvetini anlatan tablo, ilerisinde bir tablo ve bir tablo daha. Sanki âlemin değişik yerlerinden pencereler açmışız da tablonun çerçevelerinden uzatınca oraya varacak, ulaşacakmışız gibi havailer hayaller, uykusuz gözler, mahmur sineler.
Ey heybetle duran kitaplık, bilirim seni. Bilirim heybetin bunca değerli kitabı taşımandandır. Ama bir anlasan kitabı taşımanın saman taşımaktan farkı olmadığını, onu okumadıktan, sindirmedikten, hissetmedikten sonra...
Kitaplar okunmuş mu. yazılar yazılmış mı, çalışma tamam mı? Bilinmez. Ama artık boylu boyunca uzanmak vaktidir. Işıklar açıktır ama gözler kapalı. O an her şey kararır, kararan dünya gibi. Karanlık hisler ve karanlık düşünceler ölümü hatırlatır. Şelâle gibi devamı gelir düşüncelerin. Oda kapısının kapanışı dünya hayatının kapanışıdır. Geleceği haykırır, yarını. Nerede, nasıl biter? Bilinmez.
Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri sürükler. Duâlar, zikirler, tefekkürler, düşler...
Kanepeler tabutu, çarşaflar kefeni, yorgan toprağı hatırlatır. Pencerelerse ahirete uzanır belli belirsiz kollarıyla. Ve derin bir uyku, bahara ulaşmak sevdasıyla...
Ayşe Duman / K. Maraş
Yazınız gayet romantik. Ama romantizm İçinde reel çizgiler yer yer kendini gösteriyor. Bana, günün son demlerinde yüzün kızarması imajı gayet güzel geldi. Bu imaj bile yazınızın takdire şayan olduğunu belirtmeye ve tebrike değer. Evet, kâînat Hakk'ın isim ve sıfatlarını tam aksettiremediği için sanki başını yere koyuyor ve yüzü kızarıyor. Bizim bu hususta nasıl bir utanç içinde olmamız gerekli, değil mi? Halbuki her şey kendine düşen görevi hakkıyla yerine getiriyor. Dünya, Güneş'in çevresinde dönmekten bir an için geri durmuyor. Güneş doğmaktan, Ay geceyi aydınlatmaktan bir an için serfuru etmiyor. Ama yine 'Seni hakkıyla anlatamadık ey Mabud' der gibi, günün sonunda kâinatın yüzü utanç kızıllığına bürünüyor. Bu gerçekten yeni ve tatlı bir buluş. Yazınızın her cümlesi güzel ve tatlı.
Sizi daha muhtevalı ve daha çaplı yazılar yazmaya davet ediyor ve yazılarınızı bizlere göndermenizi salık veriyoruz.
Selâm ve sevgiler.