Şubat 1999 · s. 42 · 6 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan
İçli Serenat
Ellerimde, karanfil sevdalı yüreğini
Süzülen her yaşın soluğunda sen
Duman, perde olmuş karlı dağlara
Zalim düğümlerin ucunda yine sen
Yeşil bahçelere düştü rüyalarım
Ruhumda büyüdü solmaz kır çiçekleri.
Yanağımda alev damlası sessizce akıyor
Gözlerimden soğuk ellenme.
Kuru yaprak hareminde zalim karanlık
Bitmez oldu dalgın yürüdüğüm sokaklar
Göklere açılmış yıldızların altında
Yüreğimde sen, ağladım ağladım hıçkırarak.
Yemin olsun. Ölü penceremden süzülen karanlığa
Ben, ben bir sana bir sana 'gül' dedim.
Güz çiçeğim, güz çiçeğim şahit tut göz yaşlarımı
Senin için ağladığıma.
Ve pembe düşünde sakla sadece yüreğimi
Kurşunu yudum/ayıp girdiğimde toprağa.
Emine Kaptanoğlu/Konya
Izdırap ve acıların mengenesinde inleyen bir ümit yolcusunun serenatı. Şiirin insanın tüylerini diken diken eden en vurucu yeri:
"Yemin olsun ölü penceremden süzülen karanlığa
Ben. ben bir sana. bir sana 'gül' dedim,"
bölümü. En son mısraı ise âşığın çektiği çilelerin bir başka (içtimai) boyutunu dile getiriyor. Bunu. sesinin tonundan ve sitem yüklü ritminden anlıyoruz. Zaten mânâ, bir ölüm çağrısıdır. Sultanı yolunda ayağına vurulan bukağılar ve ellerine geçirilen kelepçelerden bizar olduğunu, ama yılmayacağını gerekirse bu kutsî yolda ölümü göze aldığını vurguluyor. Şiir ritim ve ahenk yönüyle de gayet güzel. Ritmin bam teline dokunduğu yer yine yukarıda zikrettiğimiz bölüm.
"Ben, ben bir sana, bir sana" tekrarları ağlamaklı bir titreşim veya daha ötesinde bir hıçkırık ritmi vermiş şiire..
Sîzde kabiliyet var. Gayret ve azimle şiir mürekkebini kabiliyet damarınızdan çekip sayfalara, oradan gönüllere zerkedin.
Selâm ve sevgiler.
TAHAYYÜL
Kara vurup akseden güneş ışıkları ruhumda ızdırap hâline geldiği anda. aklıma bir düşüş düşersin ki...
An olur hayalimde çağlar ötesine. "Gül Çağ"a ulaşırım... An olur uzakla olmanın hicranıyla iki büklüm bu çağla bütünleşirim...
Seni, gökler ötesi âlemlerde temaşa etmek iştiyakıyla hayalimde kim bilir kaç kez Zümrüdüanka'ya binip, Kafdağı'na varmak için sevdanı saklar gibi yüreğimde taşımışımda: Heyhat ki tam Sana kavuştuğumu zannedip dokunmak için her elimi uzatışımda ellerimi bir tütsüye değdirmiş gibi dağılan dumanları kaç kez mahcupça izlemişimdir: Ve bu inkisarla daha kim bilir kaç kez daha ümit ufkunda tulû edeceğim.
Sen ne kadar uzaktaysan. bana o kadar yakınsın. Zaman ve mekân engel değil demeyi, haykırmayı isterim. Çünkü sen zamanla sınırlı olan değil, sınırsızı yakalayan yüreğimdesin. kalbimdesin.
Seni düşündüğüm an, sonsuzluğu tarif edeni düşünür, sonsuzluğu yakaladığımı hissederim.
Firaktan şikâyet etsem bile, vuslatın lezzetini bana tattıracak o değil mi? Şikâyet yerine, mihenk unsuru olduğu için ona müteşekkir olmalı değil miyim?
Ölümüm, kuşların, baharın bitişiyle, baharın yeni haşladığı diyara göç etmesi, canlılığın ve güzelliğin peşinde koşması olmalı! O'na kavuşturmalı. O'na kavuşturmayan bahara kavuşmamalıyım.
Selviye Şahin / Kayseri
Cıvıl cıvıl, şiir gibi bir yazı. Bazen hayal, bazen akıl, bazen his ibrişimleriyle örülmüş cümleler iç içe armoni teşkil etmiş. Evet "Zümrüdüanka'ya binip Kafdağı'na varmak arzusu,.. bir tütsüye dokunup dağılan buğuları mahcupça izlemek", bunlar ne güzel imajlar, ne tatlı hayaller.. Realite çemberi içindeki bütün hayaller bence gerçeğin mayalanışı. meyveye duruşu ve başak başak tohum verişidir. Onun için hayal atına binip gerçek sınırına varan nice yarışçılar, nice bahadırlar ve nice polat ruhlu cengaverler vardır.
Hele bu varış bir ölüm uykusunda yine tatlı bir rüyaya dalar gibi bahara eriş (ama O'nu hatırlatan ve aksettiren bahara eriş) şeklinde olursa ne tatlı hayal, ne mübeccel bir rüya, ne güzel bir tahayyüldür.
Realite damarlarından beslenen hayale. düş ve düşünceye ve yazmaya devam..
Sevgi ve selâmlar...
BİR ÇOCUK KOŞUYOR YARINIMIZA..
Bak koşuyor bir çocuk coşkuyu omuzlamış
Bizden emanet almış yitik sevdamızı
Biz yüklerken umudu göklerin gizemine
Bak o, sevinçlerini uçurtmasına sarmış
Ve geleceğimizi gök kuşağına salmış
Biz özlem duyuyorken onun her bir rengine
O ise renkler içinde ne oyunlara dalmış
Biz dokunamıyorken coşkunun görkemine
O, savaşlarımızda al bir gül olup açmış
Bak koşuyor bir çocuk coşkuyu omuzlamış...
Mustafa Evci / Trabzon
"Bizden emanet almış yitik sevdamızı" mısraı ile başlamak istiyorum eleştirime. Şiirinizin en güzel mısraı bu. Belki daha sonraki mısra ile bir yarış içindeler ama. konuyu bu mısra yüklendiği için berceste mısra olmuş. Evet, yorulanların biraz yavaşladığı ve hızlı koşanlara, gençlere yerini bıraktığı bir koşu bu. Zira bir gül gibi açmak vakti onundur. Yorgun yolcular ise boş durmuyor. Fikirleriyle güle sakîlik yapıyor. Güle tiryak gerek, bengisu gerek.
Dura dura okudum şiirinizi. Bu ahenksizlikten değil, mısraların düşünce yüklü oluşundan. Ruşen Eşref Ünaydın'ın Halide Edip'le bir sohbetinde Yahya Kemal için "Yahya Kemal de bir eser vücudu gelirse ağır ağır okunan, her mısraında dakikalarca dinlenilen bir şair olacak" dediği gibi derim sizin için. Şiir bir uğraş ve azim işidir dostum. Kalemi bırakmayın ve kaba bir taştan nahif bir heykel yontar gibi seçilmiş kelimelerle yazın şiiri. Bu kabiliyet sizde var.
Selâm ve sevgiler.
BETON BLOKLAR
Sıralanmış boy boy, dizi dizi
Birbirini geçmek istercesine
Bir rekabet havası sanki gizli
Yükselmişler göğü delercesine.
Hepsi dolu, yüzlerce kalabalık
İnsan sanıyor konu komşu çok
Fakat herkesin derdiymiş yalnızlık
Kırk yıl hatırlı fincanın adı yok
Onlardadır her türlü lüks ve konfor
Aranır yine de bir dost. arkadaş
Yoksa gelir insana yaşamak zor
Ömür biter anlamaz, yavaş yavaş.
Sevim Erol / İstanbul
20. yy'da insanlığın içine düştüğü yalnızlık çukurunu ne güzel dile getirmişsiniz. Birbirine maddî olarak çok yakın olan insanların manen birbirinden uzaklığı içler acısı. Apartmanlar, belki bir köyün insanlarını iki üç binaya sığdırmış, ama medeniyet onları yine de birbirinden ışık yılları ötelere atmış. Acınacak hâl, esef edilecek durum.
Çoktan beri köşemizde görmedik sizi. Bunun için hoş geldiniz, güzellikler getirdiniz diyoruz. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz.
Selâm ve sevgiler...
YARINLAR İÇİN
Gecenin parmaklarıdır, sokak lâmbasının sisli ve puslu ışığından süzülüp yüzümü yalayarak gezinen o esinti... Ruhum böylesine kararmışken "neden?" diye isyan edemem gecelerin karalığına, ve böylesine yudumlamışken ızdırabı çay niyetine; saatler hasreti gösteriyormuş kimin umurunda. Veya gece yarılanmış çoktan. Kimi de hayatının gecesini yaşıyormuş şu sıralar. Mevsimler bahan gösterirken benim umut ağacım hazam yaşarmış dört mevsim, ne farkeder?
Sıradan bir gecenin alacasında sıradanlığıyla yaşamak varken hayatı, bu bambaşkalığı anlayamıyorum. Zamanın terkisinde bilerek ya da bilmeyerek dört nala koşarken sonsuzluğa, yanılgılar girdabında bu uzun molanın mânâsı ne? Umutlar kollarını açmış beklerken seni. mutluluklar "gel, beni al" diye yalvarırken gecede, ısrarın nedir ey kalbim! Ah! Bulvar ışıkları semiriyor güzel duygularımı. Bu duygu ne Rabbim? Bütün duygularımın dikleşip, isyan çıkarması; ya da koşuverecekmiş gibi olduğumda dizlerimdeki dermansızlığın buna gülmesi...
Denizlerde gezindi gözlerim. Yakamoz aradı ay beyazında. Med-cezirler yalarken yalçın kayaları, zamanın bir başka diliminde gönül kıyılarımda da gel-gitler yaşanıyordu. Bir yunus hapsedildiği havuzdan salıverilsin istedim uçsuz bucaksız okyanuslara. Çünkü buz mavisi umutlarım üşüyor bu soğuk coğrafyada, kan kırmızısı bir karanfil konsun diye beklerken avucuma. bu tundra da neyin nesi?
Topladığım yasemenler, giydiğim çiçekli elbiseler ısıtmıyor beni. Bir sevgi istiyorum ekvator sıcaklığında, beni ihata etsin, o yakıcı ağustos sıcağında harmanlasın duyguları. Kötülükleri yellere, umutları yollara savursun. Kıymetini bilemeyip bir kâğıt gibi buruşturup attım belki dünümü. Hatta belki "sermayedir" diyerek harcadım bugünümün yarısını. Ama en azından bir çakmak çaksın yarınlara.
"Geçen geçmiştir artık, ân—ı müstakbelse müphemdir.
Hayatından nasibin şu geçmekte olan demdir" diyor ya Mehmet Akif: geçtim bugünden, hayırlı bir yarın ver!
Emine Bilgiç/Denizli
Kalbinizle içli ve samimi bir söyleşi yapmışsınız. Bu otokritik iklimde gerçekleşmiş güzel bir hasbıhal olmuş. Onun fâni gölgelerde ebedî kalmak isteğini eleştirmişsin. Yorgunluk belirtisi hâllerine sitem etmişsiniz. Sonra denizde, yakamozlarda ve çiçeklerle bezenmiş elbiselerde aramışsınız teselliyi.
Fakat ne mümkün!
Boşa geçmiş dünlere esef ederken, yeniden diriliş hamlesine soyunmuşsunuz. Geçmişi buruşturup bir kâğıt gibi çöpe atarken, belki ömrünüzün yokluğa düşmüş kısmının hüzünlü itişiyle geleceğe koşma isteği duymuşsunuz özünüzde.
Zaman düşüncenizin doğruluğunu, M. Akif'in hâl'i gerçek zaman parçası olarak telâkki eden güzel beytiyle mühürlemişsiniz. İşte yazınızın soluk borusu bu son kısım olmuş. Sitem ve serzeniş sisinden bahar ve ne-har hamlesine uyanış ne güzel.
Kâh romantizm çizgilerinde, realizmin gizemini taşıyan, kâh sembolizm içinde natürel tasvirlerle nazarımıza yeni imajlar sunmuşsunuz yazınızda. Gelişme seyri ümit verici görünen üslûbunuzu daha muhtevalı yazılarda kullanmanız zamanla anlatımınızın daha da güçlenmesini sağlayacak. Size bu güzel cevheri israf etmemenizi, asla köreltmemenizi ve kalemi asla bırakmamanızı, tabiî okumayı da ihmal etmemenizi tavsiye eder, selâm ve sevgiler sunarım.