Ağustos 1998 · s. 330 · 5 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

KARAMUKTA KUŞLAR
Karamuka alaca düşmüş,
Dallarında sürü kuşlar. Etimizde sapan,
Cebimizde çay taştan.
Döner alıcı kuş,
Gölge gibi takibinde kuşların;
O da kuşa dadanmış.
Kuşlar, zavallı kuşlar;
Konsa peşindeyiz biz
Uçsa alır alıcı kuş.
Karamuklar karamış;
Tadı başka, her ağaçta.
Bakmadan batan dikene; :
Karamuk yer, kuş avlarız.
Vurursak kuşu bayram ederiz.
Düşer karamuğun içine,
Duymadan diken acısını,
Uzanır hemen alırız.
Ah karamuk ağaçtan;
Dallarında kuşlar,
Çay taşlan,
Kızılcık çatalı kuş sapanım.
Bir mazi gönül defterimde;
Çocukça duygular,
Ne güzel iz bıraktılar.
Renkli kalemle yazılmış,
Otantik boyadan işlemeli,
Demet demet çiçekler gibi,
Tattı antlar olarak öyle kaldılar.
Ali Küçükaydın
Çocukluk yıllarınızı, o yılların tatlı, unutulmayan hatıralarını çok güzel bir şekilde anlatmayı başarmışsınız. Bu seher yeli kadar tatlı şiiriniz beni de, alıp çocukluk yıllanma götürdü. O, hiçbir insanın unutamayacağı, hayatımızda daima derin izler bırakmış çocukluk yıllanma. Zaten başarılı bir şiirin en önemli özelliklerinden biri de bu değil midir? Bize bir anı yaşatma, fakat bunu sanatın ihtişamı içinde, harikulade bir sesi yakalayarak yapma. Bu, bir şair için ulaşılması hayli güç bir noktadır. İşte siz. bu güç olan şeyi başarmışsınız. Sizi kutlar, yeni şiirlerinizi bekler, Sızıntı’dan kucak dolusu selâm ve sevgilerimizi sunarız.
ŞAFAK
Işıklar deryaya süzülürken akşamları
Şafağa düş kurarım ıssız penceremde
Gece, gelecek sabaha saklarken camları
Merhalesiz hayaller boğuşur içimde
Lehim damlatır sıçrayan zamana
Körüğünde eriyen bir avuç gözyaşı
Rahmeti müjdeler sarsılmış imana
Vicdanın iki büklüm yakarışına karşı
Feryatsız kulun tokmağıdır şafak
Sokulurken umut ufkundan güneş
Sefalet hayallerine çekilir zikzak
Gözyaşıyla yoğrulur şafakta çilekeş!
Ethem Vayvaylı / K. Maraş
Bir güzide şiir. Bir tatlı söyleyiş.... Farklı olmak ve içten gelen sesi sunmak, dış dünyaya. Sayfalara kendini yansıtabilmek. Akıl ve ruhun zenginliği nispetinde bir yansıma olur bu ve fıtrî bir hamle olur... Onun için de orijinalitesi hiçbir zaman pörsümez, silinmez... “Bir avuç gözyaşının zamana lehim damlatması” işte bu orijinal imajlardan biti...”Gecenin gelecek sabahlara camlan saklaması” ayrı bir orijinal söyleyiş... “Feryatsız kulun tokmağıdır şafak” mısraı bîr ayrı tat ve güzellikte.. Ne demeli.. “Bunca güzel söyleyişleri daha da geliştirip daha nice ses ve solukla bizlerin his ve düşünce şölenine eşlik ediniz” demekten başka bizim elimizden ne gelir. Haydi, dostum, bir daha kalemi elinize alıp geceden ve gündüzden süzdüğünüz, ruhunuzda damıttığınız şiir iksirlerini bizlere kadeh kadeh sunun. Sevgi ve selâmlar...
SANCILAR SİYAHI
Sularda yankısı kırmızıya kayıyor çığlıkların
Bir girdapta dönen rüzgâr uzatıyor elini
Sarmaşık sarmaşık geliyor ızdırap
Sunuyor, vaat ettiği eski günleri
Yıkılışım sarılıyor destana; masum ve bembeyaz
Göklerde adalar oluşuyor sisli ve dağınık
Şimdi caddeler ihanet yüklüyor ayaklanma
Ve gözlerim isli, umutlar bulanık
Nerdesin ey sancılar siyahı, buzullar kuşağı
Yarasalar, kirpiklerim arıyor geceden
Göklerde adalar oluşuyor, sisli ve dağınık
Hüsnü Can / Bursa
Şiirinizin en vurucu mısrası ilk mısrası. En vurucu bölümü ilk dörtlük... Sanki uca doğru özetlenmiş bir şiir. Diğer bölümlerdeki yer yer güzellikler de bizlere sizin hakkınızda şiire istidatlı olduğunuz kanaatini verdi... Fakat şiirde biraz yeis unsuru fazla olmuş.. Sanki şiir sis ve duman içine gömülmüş gibi. Yarasa ve gece imajı değil şiiri karanlığa gömen, sizin üzüntü ikliminde mısraları örmüş olmanız bence.. Şiirinizin ismi de yine bu kasveti içimize bir ok gibi saplıyor... Bakın, çok kişinin ötüşüyle irkildiği çok kez batıl inanışlarda bir felaketin habercisi olarak bilinen baykuş, şairin şiirinde nasıl düşündüren ve tebessüm ettiren bir imge olmuş:
“A wise old owl sat on an oak,
The more he sat the less he spoke.
The less he spoke the more he heard,
Why aren’t we like that wise old bird?”
“Akıllı, yaşlı baykuş bir meşe ağacına kondu. Epey oturdu, çok (şeyler) duydu (ama) hiç konuşmadı. (Buna rağmen) biz niçin sevmeyiz bu akıllı, yaşlı kuşu?”
Demek ki biz istersek en sevimsiz veya korkunç şeyleri bile tebessüm ettirirken, düşündürmek yolunda kullanabiliriz. Bu bizim elimizde dostum.. Demek ki yeis, seçtiğimiz kelime ve imajlardan çok bizim kalbimizden kaynaklanıyor. Öyleyse bakış açımızı biraz daha geniş tutmak ve üzüntü kefenini bir anda yırtıp atmak ve ümit baharına dirilmek gerek... Sizden daha güçlü ve daha ümit yüklü şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler...
BİR BAHAR AKŞAMI
Güneşin batışı... Çoğumuz için basit bir tabiat kanunundan ibaret olan güneşin batışı... Aydınlığın, yerini karanlıklara bırakmak üzere olduğu şu anki büyüyü mümkün obaydı da herkes duya-bilseydi.. Şu sessizliğin altında ne denli büyük çığlıkların yattığını, ne denli şiddetli depremlerin yaşandığını bilebilselerdi...
“Tatmayan bilmez, âmâya renk, sağıra ahenk olmaz. Bir kör rengi nasıl anlatabilir?” sözündeki hikmeti şimdi daha iyi anlıyorum. Ve sormak istiyorum: Sen hiç sevdin mi? Gözyaşlarının cehennem ateşini söndüreceğini umut ederek dolup dolup taştın mı? Koskoca bir manaya minicik yüreğinin küçük geldiğini hissedip, manayı gözyaşına çevirip, hafiflediğini hissettin mi? Aynanın karşısına geçip, gözlerini küçücük bir havuza benzettiğin, havuzun taştığını zevkle seyrettiğin oldu mu hiç?
“Ne yârdan geçerim, ne serden” diyorlar..
Değil!
Yârdan da geçerim, serden de...
Vuslat ona değil mi?
Gülay Danış
Yazınız kısa net ve özlü... Dolambaçlı yollardan değil sanatlı ama direkt bir anlatım ile vermişsiniz mesajınızı.. Bu yüzden güzel, bu yüzden ufuk açıcı... Tatmayan bilmez elbette dostum. Niçin çile çekeceğini bilmeyen veya uğranda ızdıraba katlandığı şeyin bütün dert ve ızdırablara değecek kadar güzide olduğunu anlamayan katlanır mı azaba, kedere, zafer yollarında kan-revan olmaya?
Ama yine bahar gelir. Anlayan anlar, anlamayan anlamaz. Yine o kutlu mevsim debdebesiyle, ihtişamıyla gelir.
Bir Hak çağrısı oldu mu kaderden her tarafta çiçekler açmaya ve yapraklar yeşermeye durur. Buna engel olmak mümkün değildir. İşte bunu yüreğinde duymuş Lonfellow şöyle çağrıda bulunur bahara:
“Came the spring with all it’s splendor,
AH it’s birds and all its blossoms,
Ali it’s flower, and leaves, and grasses.”
“Bütün ihtişamınla, kuşlarınla, çiçekli ağaçlarınla, çiçeklerinle, yapraklarınla, otlarınla gel bahar.....”
Evet, insanlar aslında fıtraten bahara hasrettir. Özlerinde çiçeklerin açmasına, ruhlarında his ve duygu meyvelerinin olgunlaşmasına, vicdanlarında ümit ve aşk kelebeklerinin uçmasına, sevda bülbüllerinin ötmesine ihtiyaç içinde kıvranmaktadır. Baharın gelişi kıştan sonra böyle bir hasreti giderir. Ve her tarafta bir şenlik, bir şehrayin, bir fizik, metafizik cümbüş oluşur. İşte Nef’i’yi bu bağlamda şen şakrak söyleten bu neşe ve sevinç mevsimidir.
Erdi yine ürd-i behişt oldu heva amber sirişt
Âlem behişt ender behişt her gûşe bir bağ-ı irem.
Bu tatlı ve etkileyici üslup ile bizlere daha çaplı ve doyurucu yazılar yazıp göndermeniz dileğiyle, sevgi ve selâmlar...