Sızıntı Arşivi

Temmuz 1998 · s. 282 · 5 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

YILLAR VE YOLLAR

Akşam hüznünün burukluğunu yaşar kalbim. Yıl­ların vefalı yoldaşlarına bir nağme fısıldayamamanın acı burukluğumla. Yollan yollara yükleyip öyle çıkmış­tım hülyalı şafaklarda. Yıllar yılı sonra, yılları yollarda gördüm. Yıllar yollarda geliyor muydu, yoksa yıllar yollarda sere serpe kalmışlar mıydı?

İnsanımız yıllarını yollara serip serpiştirdi. Ve ge­lip geçenler her gün yılları yollarda çiğnedi geçtiler. Bir defa bile yılların hasretini çekip düne ve yarına bakma­dılar. Çünkü insanımızda yıllar, kaldırım taşlarıydı. Hissiz, duygusuz, hep çiğnenen ve tükürülen. Acaba bu kadar suçlu muydu yıllar? Ve kendini yıllarda bulan yollar.

Kaldırım taşlarında bıraktığımız yıllar hep çiğnen­di ve ne zamana kadar da ayaklar altında ezilecek bi­lemiyorum. Bildiğim bir şey var: Yıllar geride... Peki, biz hepimiz neredeyiz? Yıllar, bozuk demir para oldu. Görünüşte ağır ve çok, lâkin yok ki değeri. Bol bozuk para ama değeri yok, yoksa yıllar da mı bozuk para ol­du? Onu taşımamak için bazen dilenciye, yer yer büyü­lü havuzlara, hatta taşıma sıkıntısından bir gazeteye veriyoruz, çok zamanlarda... Evet her şey geride kalı­yor. Pekâlâ, biz nereye gidiyoruz?

Anlamak, yormak nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi. Nasıl anlamalı ve yorumlamak zamanı, mekânı? Elimde bir fener ve altımda habire yalpala­nan bir tekne, dev dalgalar içinde bir sürü hut’un, bir­de karanlığın pençesinde şer odaklarının hedefiyim. Fener, ama nasıl? Tekneyi bile aydınlatmıyor. Hedef yok. gaye yok. Sanki habire sallanan bir beşik. Hâlbuki bebekken beşikte sallanırdık. Ama o zaman ağlama­yı keser uyurduk. Çimdi her şey tersine döndü. Bebek gibi o Rahman’a teslim olmak varken, kendimi bile göremediğim o fersiz fenere bağlamıştım her şeyimi. Fener her şeydi o büyük olan küçücük dünyamda. Fenerimin gaz yağının bile biteceğini hiç düşünmemiş­tim, ama aldanmıştım. Ve bir insanlık aldandı. Sal­lanan yarı köhne bir teknede hayat sür­düğümüzü zannetmiştim.

Ali Baz Bilici

Yazınız, bazı yerlerde zorlamalar olma­sına rağmen güzel. “Bozuk para” misali üzerinde fazlaca durmasaydınız belki daha güzel olabilirdi. “Bozuk para gibi harcamak” deyimi bu gün argoda kullanıldığı için o misal yazıyı sanki o argo iklimine doğru çek­miş. Fakat yazınızın diğer bölümleri oldukça güzel. Hayat hakkında söylenen nice sözler, nice şiirler ve şarkılar var. Gerçeği bulama­mış bir insan hayat ile ölüm arasında büyük farklar görür Birini yokluk, birini varlık zan­neder. Hâlbuki hayat ile ölüm birbirinin iç içe simetriğidir. Ama anlayabilene. Bakınız Longfellow, A Psalm of Life isimli şiirinde ne diyor:

“Life is real, life is earnest,

And the grave es not it’s goal. “

Yani “Hayat gerçektir, hayat ciddidir. Ve kabir onun gayesi ve hedefi değildir.” Burada, hayatın gayesinin ölüm ve ötesine doğru filizlenmek olduğu fikri yakalanamadı­ğı için sanki şiir hedefini bulamamıştır. Biz de “Ölümden kopuk hayat, onun ötesine dal budak salmayan yaşamak neye yarar ki?” di­ye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Fakat keşke B atılı şair hiç olmazsa tahrif de edilse raftaki kitabına yönelseydi de bütünüyle bağ­landığı hayatın ona şöyle fısıldadığını işitseydi:

“For What is your life? İt is even a vapour, that appeareth for a little time, and then vanisheth away.”

Yani New Testament’de şöyle der: “Se­nin hayatın ne içindir? O düz bir buğudur. Bir küçük an görünür, sonra kaybolur gider.”

İşte dostum siz bu kaybolup giden fakat hakikatini yakaladığınız ömrü gergef gibi örme gayreti içindesiniz. Bu muhasebe duygu­nuz ve yazınızdaki feryat bize müstakim çiz­gide olduğunuzu ve kazanç ufkuna kanatlan­ma hamlesi içinde bulunduğunuzu duyurdu, hissettirdi. Nefis muhasebesine çeken nice yazılar yazmanız ve bizlere göndermeniz te­mennisiyle.

GÖÇMEN KUŞLAR

Göçmen kuşlar

Bir şafak vakti

Ben şehrini geçti.

Göçmen kuşlar

Teskin için ruhlarındaki harı

Kanatlarında taşıdılar nevbaharı

Göçmen kuşlar

Umut sağarken yıldızlardan

Bir şafak vakti yeşerdi

Yusuflar yeşerten kuyu

Gönle düşünce ölümsüz ateş

Bir destan yol aldı

Ufuklar boyu

Göçmen kuşlardan

Ab’ı hayat içerken çöller

Işıklarla donandı cihan haritası

Bir şafak vakti

Firdevs kokusuyla dalgalandı

Yedi iklim coğrafyası

Bir şafak vakti

Ben şehrini geçenler

Ruhlarındaki har ile erittiler karları

Bir şafak vakti

Ben şehrini geçenler

Kanatlarında taşıdılar nevbaharı

Ali Osman Dönmez / Muğla

Şiiriniz gayet güzel Ben şehrini geçmek de güzel. Hedefe ulaşmak da ayrı bir güzel­lik armonisi... Şiirinizde insanları “Ben Şehri”ne uğrayıp geçen ve asıl menzile ulaşan göçmen kuşlar olarak nitelendirmişsiniz. Dünyanın bir gölgelik olduğunu bildiren hâdis ve bu temayı işleyen Kırık Mızrap’taki Dünya isimli şiir bize, dünyayı ebedi bilmek ile ene kobrasına yutulmanın birbirini doğu­ran sebep ve neticeler olduğunu fısıldamıştır. Siz ene şehrini geçmek temasını işlerken bu konuyu da tedai ettirmek açısından zihinlere ayrı ve orijinal bir pencere açmışsınız. Bu çağrışımlarla tema gayet vurucu olmuş.. Böyle şiirlerde giriftlik özentisiyle çeşitli kar­maşalara düşen şairler var. Hem kendi anla­tımını içinden çıkılmaz bir hale getiriyor, hem de muğlâklık içinde okuyucuyu kıvrandırıyor. Zor görünmek için zor anlatmak ge­reksiz bir uğraş.. Sizin şiirinizde bu girift ko­nu gayet akıcı ve berrak bir lisanla anlatılmış. Bu ciddi bir başarıdır. Bunun için sizi kutla­rız. Evet, “ene’den, “ego’dan geçmek bu min­valde yolu yarılamak gibidir. Şiirinizin başın­daki serlevha bu iklimde sizin hayli mesafe aldığınızı gösteriyor. Yeni şiirlerinizi bekliyo­ruz. Selam ve sevgiler...

GÜZ DUYGULARI

Acımı göklere,

sızımı kalplere saldım

dur akma! dedim yeşil ırmağa

sırlarım vardı

sırları suya çaldım

ulaşılmaz varılmaz,

mesafeler ki uzundu, aşılmaz

yakını ırağı taşa çaldım

gündüz güneşe,

gece aya

ve sana ey şehir!

neşideler yazdım.

Acımı göklere,

sızımı kalplere saldım

çatlamıştı gönül toprağım

toprak ki duaydı

duamla kalakaldım

bulutlandım belki

belki dumanlandım

ama inandım.

Gökler yarılır

rahmet sarılır

yağmur salınır.

Ömer Hekimoğlu / Amasya

John Davidson’un A Ballad of Heaven isimli şiirinden bir mısrayı tedai ettirdi şiiriniz ilk okuduğumda “bu mısra bütün şiire bedel” demiştim: “Nothing is lost that’s wrought with tears” yani “Gözyaşıyla işlenmiş hiçbir şey kaybolmaz.” Sizin acılarınız da böylesine bir kutsiliğe sahip. Ve filiz verip dal budak salmadan ve meyveye durmadan kaybolma­yacaktır. Şiirinizde tatlı bir ahenk ve güçlü bir muhteva var. Suya göğe çalınan acılar bir gün maya tutacak ve nice gülüşler, nice mut­luluklar çiçeklenecek, bu gayretli ve azimli çalışmalardan sonra... “Çalmak” kelimesini çeşitli anlamlarda kullanarak oluşturduğunuz güzellik, ikinci bölümde bütün her şeyin ba­şı olan inanca yönelişle ayrı bir buuda girer­ken en son şiirinizi üç mısra ile bitirmeniz ve yağmur hasretiyle noktalamanız bu şiire efsunkâr bir başka boyut kazandırmış. Sizden bu oturaklı ve ahenkli söyleyişinizi daha nice konularda kullanmanızı ve bizlere nice şiirler göndermenizi temenni ederek, sevgiler su­nuyoruz.