Temmuz 1998 · s. 282 · 5 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

YILLAR VE YOLLAR
Akşam hüznünün burukluğunu yaşar kalbim. Yılların vefalı yoldaşlarına bir nağme fısıldayamamanın acı burukluğumla. Yollan yollara yükleyip öyle çıkmıştım hülyalı şafaklarda. Yıllar yılı sonra, yılları yollarda gördüm. Yıllar yollarda geliyor muydu, yoksa yıllar yollarda sere serpe kalmışlar mıydı?
İnsanımız
yıllarını yollara serip serpiştirdi. Ve gelip geçenler her gün yılları
yollarda çiğnedi geçtiler. Bir defa bile yılların hasretini çekip düne ve yarına
bakmadılar. Çünkü insanımızda yıllar, kaldırım taşlarıydı. Hissiz,
duygusuz, hep çiğnenen ve tükürülen. Acaba bu kadar suçlu muydu yıllar? Ve
kendini yıllarda bulan yollar.
Kaldırım taşlarında bıraktığımız yıllar hep çiğnendi ve ne zamana kadar da ayaklar altında ezilecek bilemiyorum. Bildiğim bir şey var: Yıllar geride... Peki, biz hepimiz neredeyiz? Yıllar, bozuk demir para oldu. Görünüşte ağır ve çok, lâkin yok ki değeri. Bol bozuk para ama değeri yok, yoksa yıllar da mı bozuk para oldu? Onu taşımamak için bazen dilenciye, yer yer büyülü havuzlara, hatta taşıma sıkıntısından bir gazeteye veriyoruz, çok zamanlarda... Evet her şey geride kalıyor. Pekâlâ, biz nereye gidiyoruz?
Anlamak, yormak nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi. Nasıl anlamalı ve yorumlamak zamanı, mekânı? Elimde bir fener ve altımda habire yalpalanan bir tekne, dev dalgalar içinde bir sürü hut’un, birde karanlığın pençesinde şer odaklarının hedefiyim. Fener, ama nasıl? Tekneyi bile aydınlatmıyor. Hedef yok. gaye yok. Sanki habire sallanan bir beşik. Hâlbuki bebekken beşikte sallanırdık. Ama o zaman ağlamayı keser uyurduk. Çimdi her şey tersine döndü. Bebek gibi o Rahman’a teslim olmak varken, kendimi bile göremediğim o fersiz fenere bağlamıştım her şeyimi. Fener her şeydi o büyük olan küçücük dünyamda. Fenerimin gaz yağının bile biteceğini hiç düşünmemiştim, ama aldanmıştım. Ve bir insanlık aldandı. Sallanan yarı köhne bir teknede hayat sürdüğümüzü zannetmiştim.
Ali Baz Bilici
Yazınız, bazı yerlerde zorlamalar olmasına rağmen güzel. “Bozuk para” misali üzerinde fazlaca durmasaydınız belki daha güzel olabilirdi. “Bozuk para gibi harcamak” deyimi bu gün argoda kullanıldığı için o misal yazıyı sanki o argo iklimine doğru çekmiş. Fakat yazınızın diğer bölümleri oldukça güzel. Hayat hakkında söylenen nice sözler, nice şiirler ve şarkılar var. Gerçeği bulamamış bir insan hayat ile ölüm arasında büyük farklar görür Birini yokluk, birini varlık zanneder. Hâlbuki hayat ile ölüm birbirinin iç içe simetriğidir. Ama anlayabilene. Bakınız Longfellow, A Psalm of Life isimli şiirinde ne diyor:
“Life is real, life is earnest,
And the grave es not it’s goal. “
Yani “Hayat gerçektir, hayat ciddidir. Ve kabir onun gayesi ve hedefi değildir.” Burada, hayatın gayesinin ölüm ve ötesine doğru filizlenmek olduğu fikri yakalanamadığı için sanki şiir hedefini bulamamıştır. Biz de “Ölümden kopuk hayat, onun ötesine dal budak salmayan yaşamak neye yarar ki?” diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Fakat keşke B atılı şair hiç olmazsa tahrif de edilse raftaki kitabına yönelseydi de bütünüyle bağlandığı hayatın ona şöyle fısıldadığını işitseydi:
“For What is your life? İt is even a vapour, that appeareth for a little time, and then vanisheth away.”
Yani New Testament’de şöyle der: “Senin hayatın ne içindir? O düz bir buğudur. Bir küçük an görünür, sonra kaybolur gider.”
İşte dostum siz bu kaybolup giden fakat hakikatini yakaladığınız ömrü gergef gibi örme gayreti içindesiniz. Bu muhasebe duygunuz ve yazınızdaki feryat bize müstakim çizgide olduğunuzu ve kazanç ufkuna kanatlanma hamlesi içinde bulunduğunuzu duyurdu, hissettirdi. Nefis muhasebesine çeken nice yazılar yazmanız ve bizlere göndermeniz temennisiyle.
GÖÇMEN KUŞLAR
Göçmen kuşlar
Bir şafak vakti
Ben şehrini geçti.
Göçmen kuşlar
Teskin için ruhlarındaki harı
Kanatlarında taşıdılar nevbaharı
Göçmen kuşlar
Umut sağarken yıldızlardan
Bir şafak vakti yeşerdi
Yusuflar yeşerten kuyu
Gönle düşünce ölümsüz ateş
Bir destan yol aldı
Ufuklar boyu
Göçmen kuşlardan
Ab’ı hayat içerken çöller
Işıklarla donandı cihan haritası
Bir şafak vakti
Firdevs kokusuyla dalgalandı
Yedi iklim coğrafyası
Bir şafak vakti
Ben şehrini geçenler
Ruhlarındaki har ile erittiler karları
Bir şafak vakti
Ben şehrini geçenler
Kanatlarında taşıdılar nevbaharı
Ali Osman Dönmez / Muğla
Şiiriniz gayet güzel Ben şehrini geçmek de güzel. Hedefe ulaşmak da ayrı bir güzellik armonisi... Şiirinizde insanları “Ben Şehri”ne uğrayıp geçen ve asıl menzile ulaşan göçmen kuşlar olarak nitelendirmişsiniz. Dünyanın bir gölgelik olduğunu bildiren hâdis ve bu temayı işleyen Kırık Mızrap’taki Dünya isimli şiir bize, dünyayı ebedi bilmek ile ene kobrasına yutulmanın birbirini doğuran sebep ve neticeler olduğunu fısıldamıştır. Siz ene şehrini geçmek temasını işlerken bu konuyu da tedai ettirmek açısından zihinlere ayrı ve orijinal bir pencere açmışsınız. Bu çağrışımlarla tema gayet vurucu olmuş.. Böyle şiirlerde giriftlik özentisiyle çeşitli karmaşalara düşen şairler var. Hem kendi anlatımını içinden çıkılmaz bir hale getiriyor, hem de muğlâklık içinde okuyucuyu kıvrandırıyor. Zor görünmek için zor anlatmak gereksiz bir uğraş.. Sizin şiirinizde bu girift konu gayet akıcı ve berrak bir lisanla anlatılmış. Bu ciddi bir başarıdır. Bunun için sizi kutlarız. Evet, “ene’den, “ego’dan geçmek bu minvalde yolu yarılamak gibidir. Şiirinizin başındaki serlevha bu iklimde sizin hayli mesafe aldığınızı gösteriyor. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Selam ve sevgiler...
GÜZ DUYGULARI
Acımı göklere,
sızımı kalplere saldım
dur akma! dedim yeşil ırmağa
sırlarım vardı
sırları suya çaldım
ulaşılmaz varılmaz,
mesafeler ki uzundu, aşılmaz
yakını ırağı taşa çaldım
gündüz güneşe,
gece aya
ve sana ey şehir!
neşideler yazdım.

Acımı göklere,
sızımı kalplere saldım
çatlamıştı gönül toprağım
toprak ki duaydı
duamla kalakaldım
bulutlandım belki
belki dumanlandım
ama inandım.
Gökler yarılır
rahmet sarılır
yağmur salınır.
Ömer Hekimoğlu / Amasya
John Davidson’un A Ballad of Heaven isimli şiirinden bir mısrayı tedai ettirdi şiiriniz ilk okuduğumda “bu mısra bütün şiire bedel” demiştim: “Nothing is lost that’s wrought with tears” yani “Gözyaşıyla işlenmiş hiçbir şey kaybolmaz.” Sizin acılarınız da böylesine bir kutsiliğe sahip. Ve filiz verip dal budak salmadan ve meyveye durmadan kaybolmayacaktır. Şiirinizde tatlı bir ahenk ve güçlü bir muhteva var. Suya göğe çalınan acılar bir gün maya tutacak ve nice gülüşler, nice mutluluklar çiçeklenecek, bu gayretli ve azimli çalışmalardan sonra... “Çalmak” kelimesini çeşitli anlamlarda kullanarak oluşturduğunuz güzellik, ikinci bölümde bütün her şeyin başı olan inanca yönelişle ayrı bir buuda girerken en son şiirinizi üç mısra ile bitirmeniz ve yağmur hasretiyle noktalamanız bu şiire efsunkâr bir başka boyut kazandırmış. Sizden bu oturaklı ve ahenkli söyleyişinizi daha nice konularda kullanmanızı ve bizlere nice şiirler göndermenizi temenni ederek, sevgiler sunuyoruz.