Aralık 1996 · s. 522 · 5 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

İSTEYİŞ
Şu gölge dünyanın ismine kanıp
Neşeme neşeler katmak istedim
Dünyayı aklımın gözüne koyup,
Madde kefesinde tartmak istedim.
Lugatlar dolusu vebal yekünü,
Bedenim taşımadı azap yükünü,
Sökerek ruhumdan derin kökünü,
Bilinmez gayyaya atmak istedim.
Benlikten kaçıp arardım engini,
Göz çeşmem silmedi günah rengini,
Arayıp bulunca sonsuz zengini,
Dünyayı bir pula satmak istedim.
Metin Arpacık-İstanbul
Şiirinizde bazı değişiklikler yaptık. Ama şiirin muhtevasına dokunmadık. Adeta bir terzi edasıyla üslup elbisesinde bir kaç rötuş bu..
Belki şiiri onbirlik hece ölçüsüne uygun diye biraz örseledik. Ama kabiliyet ışığını görüp de ona mercek tutmamak, onu müsbet tenkit prizmasından geçirmemek elimizden gelmezdi. Sizden üzerinde iyice çalışılmış, bir gergef nakşı inceliğiyle örülmüş şiirler bekliyoruz.
DAVET
Okşarsa da ruhumu bir soğuk el.
Geceleri sesler neylerce güzel,
Bir davet duyulur ışık ışık “gel”
Yıldızlar göklere çağırır beni.
Her taraf güllere bezendi hazla,
Alın morun düğünü var beyazla,
Bülbül gül bağına koşar o hazla,
Mevsim çiçeklere çağırır beni.
Zeminde tebessüm ediyor bahar,
Dört yönden esiyor ılık bir rüzgar,
Ruhumda el açmış hamd ve dualar,
Şükür seccadeye çağırır beni.
Refik Yıldız-Kütahya
Son mısra üzerinde biraz rötuş yaptık. En son mısra diğer dörtlüklerin son mısralarıyla kafiye yönüyle uyumsuz kaldı. Ama mana yönüyle bütün mısralar birbiriyle insicam ve intizam içindeler.. Hece vezni ile yazılmış şiirlerde dikkat edilecek husus mısradaki hece sayısının mutlaka diğerleriyle uyum içinde olmasıdır. Eğer şair serbest yazacaksa o zaman bunu kendi tekniğine göre yapmalı ve hece özentisi imajını asla vermemelidir. Zaten serbest demek manaya önem verip lafzın hakkını çok az bir seviyeye düşürmektir. Bu ise, bazı belagat ustalarına göre güzel sözün birinci düsturudur. Ölçülü şiirlerde kafiye, redif ve hece sayısı gibi bazı şartlar ve kayıtlar olduğu için bazen lafız manaya tercih edilebilir. Bu riski göze alamayan veya mana ile lafzı atbaşı bir ahenkle sürdüremeyeceğini anlayan şairlerimize biz serbest tarzı tavsiye ederiz. Yok eğer heceyi seviyorsa bol bol deneme yaparak hece ve kafiyeyi tutturmayı mana ile hemahenk yazmayı meleke haline getirmesini tavsiye ederiz. Sizden bu tavsiyeler ışığında yazılmış güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler...
AŞK
Aşk; bir kristal prizma, bir a’b-ı hayat, keskin ve yakıcı şarap. Güzellerle, zinet ve nakışlarla tezyin edilen ka’inatı seyran eyleyen latif bir tabiat; hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunan ince ve hassas bir sanat. Lühuti manaların nağmeleşmesi.. ulvi duyguların harmonisi ve ahengi. Onda hayvani şeheveti aramak beyhude. 0 ali duygularla, cennetasa bir iklimde, halis bir sevgi ile yaşanan bir hal; bir deruni duygu; bir zevk-i ruhani; bir sermest oluş... Evet aşk insanın fıtratındaki güzellik tutkusunun mücessem hale gelişidir. Güzelin güzelliğini artıran çirkinin çirkinliğidir denir. Belki de bu yüzden dünyada çirkinliklerle numunevari güzellikler cem edilmiş; saadet-i ebediyede yudum yudum aşkı tatmak için., bir güzelin elbisesinin dışındaki bir nakıştan kalbinin içindeki inciye dek nüfuz eyleyen bir bakışla mest ü bihuş olmak için. Çünkü zulmetsiz daimi bir ziya bilinip hissedilemeyeceğinden; bu dünyada görülen çirkinlikler, gayr-ı ahlaki haller, istenmeyerek tadılan süfli duygular-içlerine girmemek, pencerelerden seyretmek, hatta kalbi bir seziş, bir idrak ediş daha bir takdire şayan-halis bir niyet ve ihsanla hareket etmek şartıyla emanetimize verilen çekirdek- misal his ve duygular, kömürden elmasın oluşumu gibi arınıp billurlaşacak; burada inkişaf ettirilecek, ötede meyvesi devşirilecektir. Hatta bu meyveler dünyada da yenebilir; hakiki sevgi tadılabilir. yeter ki akıl hevaya, fikir hevese galip gelip nefisler tezkiye edilsin, Yani hakiki insan olalım ve muhabbete yol bulalım. Kalp basiretimizi, hayalimizi ve bakışımızı maddenin ötesine açarak, nüfuz ve teksif ederek.. nimetten onu vereni; san’attan onu süsleyen cilveleri, tezyin eden tecellileri zihne ve fikre getirerek.. daim bu bakış ve bu niyet üzere yaşayarak.
Aşık Garip / Şişli
Aşkı ne güzel tarif etmişsiniz dostum. Diliniz ne kadar uygun özü söze aktarmaya. Yazınızın içine birçok dane-i hakikat birçok çiznök ekmişsiniz. Zaten demiyor mu büyük ruh “Kelamın hayatlanması ve neşv ü neması manaların tecessümüyle ve cemadata nefh-i ruh etmekle bir mukaleme ve mübahaseyi içine atmaktır” diye. Evet siz de ölü kelimeleri aşkın soluğuyla harekete geçirmiş ve onlardan hayattar bir makale örmüşsünüz.
Sizden daha nice güzide yazılar bekliyoruz. Selam ve sevgiler...
GÜL-İ RANA
Kalbimde garip bir his var bugün derinden
Gül-i ranama işriyakım mı artmış ne
Bir feryad yükseliyor cılız bedenimden
Gel artık gel diyorum muhtacım sevgine
Asırlar oldu ağlarım senin derdinle
Yanamam, çünkü yanacak yerim kalmamış
Bu cılız iskelet yaşar yalnız sevginle
Doğacak güneş yazık ki hala doğmamış
Gönlüm yolda, dilimde vuslat türküleri
Beklerim sabırsız sevgilimin muştusunu
Yalnız sensin sen, istemem başka gülleri
Her lahza duyarım kavuşma arzusunu
Gül-i ranam söyle ne zaman açacaksın
Beklemekten dizlerimde derman kalmadı
Ne zaman bakıp da bir gamze çakacaksın
Özlenen tulü hala mı hala olmadı.
Sen gideli her yer taşlık, her yer diken
İnsanlar şaşırmış, yeryüzü bir vahşetgah
Ne kadar mesuddu insanlık sen var iken
Aç ki arz olsun güzelliğine meşhergah
Tohum çatlayıp da toprağı deldiği an
Sana meftun kalbim hep vecd ile dolacak
Sus artık ey gönüllere vehmeden nadan
Gül-i ranam bir gün, neşv ü nema bulacak
Salim / İstanbul
Her ne kadar kafıyelerde tam uyum olmasa da şiiriniz mana dolu, ruh dolu, iştiyak ve sevgi dolu. İşte bizim aradığımız ve yıllar yı1ı özlemini duyduğumuz özlem bu. Yakıcı bir kor şeklinde sinede taşınan hasret ve bitme tükenme bilmeyen bekleyiş ama asla bıkmayış ve eller alında ufku seyrediş, seniyye-i veda türküleriyle yüreğimin mabudunu gözlerken zaman ve mekanın ötesini ve ondan bir işaret ve gamze görmek için alaz ve yalımlarla yanma, tutuşma...
İşte aradığımız hasret. Sizin bu hasreti duymanız bile bize gelecek adına çok ümitler
bahşediyor. Kafiyeyi safiyeye değişmemiş olmanız da pek bir kayıp sayılmaz. Ama yine de siz kala- al, gül- tül veya bülbül, gibi kafıyelerle şiirinizi örseydiniz belki şiiri şiir yapan tekniğe hele ölçülü şiir daha da riayet etmiş olurdunuz. Sizden daha vurgulu ve daha itinalı, daha iyi işlenmiş. Daha hassas kaleme alınmış şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler..