Temmuz 1995 · s. 282 · 4 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

VİSAL
Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş
Ne sanattır ki; her şey her şeyi peçelemiş...
Perde perde verâlar, ışık başka, nur başka;
Bir anlık visal başka, kesiksiz huzur başka;
Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan ezberci?
Yoksa göz, görüyorsun sanmanın öfkesi mi?
Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi?
Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi Sen!
Sana yönelsin diye, yaradansın kalbi Sen!
Senden uzaklık ateş, Sana yakınlık ateş.
Azap var mı âlemde; fikir çilesine eş?
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor;
Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!
Evet! Ben bir kapalı hududu aşıyorum
Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!
Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli!
Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli
Mahrem çizgilerine baktıkça Örtünen sır;
Belki de benliğinden kaçabilene hazır.
Hatıra küpü devril, sen de ey hayal; gönül!
Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç gönül!
Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda.
N. Fazıl Kısakürek
BEYAN-I İTİZAR
“Yoksa göz, görüyorsun sanmanın Öksesi mi” mısranın “Yoksa göz görüyorsun sanmanın öfkesi mi?” mısraı gibi acemi bir şekilde yazılması; “Hatıra küpü devril, sen de ey hayal, gömül” mısrasının “Hatıra küpü devril, sen de ey hayal, gönül” mısraı şeklinde kaydedilmesi hem manasını kaybetmesi hem de “Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül” mısrasıyla acemice bir kafiyeleniş tarzına girmesi, en sondan bir evvelki “O visal, can sendeyken canını etmek feda” mısraının Şiirden çıkarılması sebebiyle yalnız kalan “Elveda toprak, güneş, anne ve yar elveda” mısraının yalnız kalması ve bu sebepten şiirin insicamının bozulması, bütün bu hataları usta bir şairin yapmayacağı, yapamayacağı düşüncesiyle mürettibin farkına varmadan N. F. Kısakürek’in Visal şiirini (N. Fazıl’a muhabbetinden dolayı yayımlanması arzusuyla bize gönderen) Serap Tosun isimli okuyucumuza aitmiş gibi yayınlayıp yoruma tâbi tutması her ne kadar affedilir bir hata olmasa da bu yanlışlıktan dolayı Üstad’ın ruhaniyetinden ve kıymetli okuyucularımızdan Özür dileriz.
HAMD MAKAMI
Izdırap penceremden
Ülfet tülünü.
Toplarım gecelerden, gündüzlerden
Tefekkür gülünü.
Basarım bağrıma, dost edinirim
Kendime sessizliği.
Renk cümbüşüne tercih ederim,
Karanlıkla renksizliği.
Bazen tutar elimden, ay gezdirir,
Yıldız yıldız semayı.
Bazen bulutlar sırtına bindirir,
Dolaştırır fezayı.
Gece birisi tarar saçımı yıldızlardan,
Tutarım ipek ellerini.
Gündüz güneş öper alnımdan.
Hissederim sıcak busesini.
Bir gün bir an çeker beni iklimine.
Bir gün bir çiçek
Bir gün bir tavus takar beni peşine
Bir gün bir kelebek.
Gün olur Yunus olur balıklarla tanışırım.
Gün olur mercanlarla.
Gün olur Süleyman olur kuşlarla konuşurum,
Gün olur kehkeşanlarla.
Nihayet kendimden geçer hayrete varırım,
Zakirler otağında.
Dua dua yalvarırım,
Secdeyle hamd makamında
M.Akif Akay/İstanbul
Serbest şiiriniz duygu yüklü. Hayal kanaviçesine Ördüğünüz mısralar bazen orijinal renklere ulaşmış. “Bulutların sırtına bindirip fezayı dolaştırması, Bir tavusun peşine takılıp gitmek, fakirler otağında dua dua yalvarmak” imajları yeni renk olarak misal verilebilir. Size yılmaz bir güç ve gayretle kaleminize sarılıp yeni şiirler yazıp bizlere göndermenizi tavsiye ediyoruz. Selam ve sevgiler.
NUR’A
Ey nurlu dakikalarda Nurs’ta doğan Nur
Nurlu harflerinle gönlüme sesini duyur
Ölgün ruhum, porsumuş yüreğim sana muhtaç
Fersiz kaldı gözlerim, gözlerimi Nur’a aç.
Müşfik ellerinle ey Nur! Nur demetini uzat
Sensiz, ışıksız, hayatsız hayatıma hayat kat
Ruhunla, nurunla can damarıma misafir ol
Seni bekleyen beynime damla damla dol
Nurlu Sözler’ ini yüreğimin narına saç
Kaleminden akanlarla yolumu, yollarımı aç
Susadım sana, susadım fikir ve duyguna
Doyur beni ey Nur! Nurlu suyuna
Nurunla gel ey maverai kahraman
Gel ki halim sensiz çok perişan.
Necdet Karasevda/İzmir
Şiiriniz bir metafizik çırpınışın izlerini taşıyor. Sanki hamle üstüne hamle yapmış mısralarınız. İçinizdeki billur hisleri terennüm etmek, edebilmek için kanat açmış bir âleme.. Sizden ter ve gözyaşıyla yoğrulmuş efsunlu mısralarla örülmüş şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
SON ARZUM
Şimdi bulunduğum yerle orası
Aşağı yukarı 15 yıl çeker arası
Koşmak yok uygun adım marş-marş
Acele etmek yok, nasılsa geçti sırası
Hey haz ebe topacımdan haber var mı?
Hani tavan arasında kaybolandan
Ya çatıda bozduğun kuş yuvasından
Ya da içindeki tüyü bitmemiş yavrulardan
Oruç nenem nasıl?
Hani şu yılların eskitemediği
Ha bire koca eskiten yüzü ak ve pak
Gönlü ise şuh, bî-âram
Hey ahali ben çocukluğumu kaybettim
gördünüz mü?
Yaşarken tatlı, geçince ise kalp sızlatan acı.
Hani o zamanda saçlar kapkara gözler
helecanlı olur oynar
Hani insanın içi kıpır kıpır gönlü gençtir
kaynar
Hani dert-tasa ne de gam vardır pembe
dünyanın
Hani insanın gönül kuşu özgürdür; dalından
dalına konar hülyanın
Son uçurtmamı telde bıraktımdı istemeden
Tahta kılıcımı babamdan sakladımdı ya
Üzerini yıllar ve onun getirdiği tozlar örtmüş
bulamıyorum
Sevdiğim herşeyin son perdesi oynanmış.
Çocukluğumun üzerine göz kapaklarım
düşmüş yavaşça
Yavaşça ve sessiz adım kaçmış benden
çocukluk arkadaşlarım
Haykırışlarım bile artık fayda vermez
Ne olur geri gelin desem “Ne olur geri gelin!”
Beni yalnız bırakmayın felçli sevinçlerimle
Beni üzen bir o kadar da yıpratan
Hatıralarımla 
Mutluluk perhizine girmişim istek dışı
Darbeler gönül tahtım olmuş.
Çocukluğum yaka paça atılmış zindana
Ona sadece infaz saatini beklemek kalmış
Ama yine de geçmişten umutsuzca bekler.
bekler ya!
Olur ya belki gelir son duasını ettirmek için
ona
Her zaman geçmiş zaman olur ya.
Gelir açar zindanın kapısını: Be Allah’ın kulu
son arzun ne?
Hiç tereddütsüz konuşur dilim: Çocukluğum,
ne olur çocukluğumu verin bana.