Sızıntı Arşivi

Mayıs 1995 · s. 186 · 3 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

ÇAĞRIŞIM

Kendimden uzaklaşmış kopmuşum;

Aynada başka hayal,

Ben desem, ben değil.

Kulaklarım uğulduyor; fakat sesler

Gel değil.

Bir başınalık içinde çırpınıp

Kendime şaşmaktayım.

Ben miyim bu, evet ben,

Ama ben değil.

İnkâr zindanlarında girdap

Ecdat uzak bir hatıra,

Alınmış ayaklarımın altından zemin,

Boşlukta kalan ben, ama ben değil.

Vurulmuş o muhteşem medeniyete kilit

Kapalı Endülüs medreseleri

İbn-i Sînâ yok;

Farabî benden değil.

Ruhumun üstünde yükselir beton sütunları

Mimar Sinan bir masal, hanlar hamamlar yıkık;

Camilerle üç kıta şen değil.

Çağdaş kafamda en yeni düşünceler

Hacı Bayram’ı bilmem,

Silerim bir çırpıda fizik ötesini

Yunus mu? 0 bir ozan;

Ruhlara sultan değil.

İnkâr, bir onulmaz yara, sarmış bizi

Bıçaklanmış dünümüz, bugünümüz, yarınımız

Bıçaklanmış tarih, tarih içinde ben.

Beni bana gösterin, yalandan sıyırarak

Bunca red bunca inkâr neden?

Doludizgin ülkeler aldık, doludizgin

Medeniyetler kurduk.

Bizdik kendimize efendi, bizdik kendimize sultan,

Üç kıtaya adalet, sevgi ve ihsan.

Üç kıtadan bu kadar arta kaldık,

Ben, sen, o, biz, hepimiz

Aynalar doğru göstermeli artık,

Olmamalı ayrımız gayrımız;

Birlik için yanan ocak bağrımız.

Mahmut Kaplan/Manisa

Şiirinizde güzel bir turunç tadı var. Dili buran bir tad bu. Kokusuyla içimizi ferahlatan bir meyve tadı. Şiirin içinde sık sık tekrar ettiğiniz "ben" kelimesine tatlı bir paradoksla şen kelimesini iç kafiye yapışınız bu tadın sadece bir kısmı. Serbest şiir zor olmasına rağmen siz bu zoru kısmen başarmışsınız. Sizden daha tatlı, akıcı ve içimize ferahlık veren yeni şiirler bekliyoruz... Selamlar, sevgiler.

YA RESULALLAH

Binbir salâvatla andır adın

Güle sembol olmuş Muhammed yâdın

Muhammed’ siz asır doldu miadın

Mustafa’sın Muhammedsin Ahmed’sin

Susayan gönüllere balsın şerbetsin

Rabbim seni ne güzel de yaratmış

Seni bilmeyenlerin hâli kararmış

Seni sevmeyenler gerçek mürtetmiş

Mustafa’sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin,

Kuruyan gözlere balsın şerbetsin

Nisyana gark oldu o kutsî dava

Ruha kement taktı nefs ile heva

Sendedir onulmaz dertlere deva

Mustafa’sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin

Yaralı kalplere balsın şerbetsin

Ahir zaman oldu af ak kızıldı

Lâl ü güher sözün gökten nüzuldü

Gariblerle küfür fendi, bozuldu

Mustafa sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin

Kuruyan gözlere balsın şerbetsin

Tam da gül isminin silindiği an

Ufukta göründü sahibi zaman

Sensiz bir dünyanın hali perişan

Mustafa’sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin

Susayan gönüllere balsın şerbetsin

Sensiz bir dünyada merhamet yoktu

Yaralı aslanım sahneye çıktı

Şu son Firavun’un küfrünü yıktı

Mustafa’sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin

Kuruyan gözlere balsın şerbetsin

Verdiğin müjdeler bizlere geldi

Üç asır gülmeyen yüzümüz güldü

Kuruyan gözler yaşlarla doldu

Mustafa sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin

Yaralı kalplere balsın şerbetsin

Ahd u peyman ettik çıktık biz yola

Lakin tosluyoruz hep sağa ve sola

Şefaat ey Resul bu kemler kula

Mustafa’sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin

Yaralı kalplere balsın şerbetsin

İsmini anmaya hiç de yüzüm yok

Acizem fakirem başka çarem yok

Sensiz bir dünyanın tadı tuzu yok

Mustafa’sın, Muhammed’sin, Ahmed’sin

Vallahi sen âlemlere rahmetsin

Mücahit Kandemir / Almanya

Na’t türünde yazmış olduğunuz şiiriniz Şeyh Galib’in bir şiirinden mülhem kaleme alınmış... İkinci ve son dörtlükte kafiye sistemi tam kurulamamış olmasına rağmen şiir duygu yüklü. İçinizden nasıl geldiyse öyle söy­lediğiniz için duruluk var mısralarınızda. Siz­den şiiri şiir yapan sesi itina ile bulmanızı ve şiir hakkında teorik makalelerden birkaç tane okuyup yeniden bir hamle yapmanızı, yeni de­nemelerinizi bizlere göndermenizi tavsiye edi­yoruz. Selam ve sevgiler.

EBED YOLCUSU

Marifet gerektir ebed yolcusuna;

Her şeyden önce kendini bilmek gerektir.

İnmeli ruhunun derinliklerine,

Kendim keşfetmek gerektir!

Sonra kulaklarının pasım silip,

Yükselen nağmelere mana gerektir.

Sonra dönüp, asırlar öncesine

Hakikat Güneşi’ni dinlemesi gerektir!

Şuur gerektir ebed yolcusuna:

Aslını idrak ermesi gerektir;

Bir bir teşhis koymalı hastalığına.

Reçetesini bilmesi gerektir.

Sonra dönüp asrın pişdarına,

Kulak vermesi gerektir.

Azık gerektir ebed yolcusuna:

Sabır gerektir ebediyet yolcusuna

Ve yağan şeytan oklarına

Çünkü adım başı pusu kurmuş ilhad ordusu.

Adım başı bataklık.

Dikkatle basmak, batmaktan korkmak gerektir!

Bir ölçü gerektir ebed yolcusuna;

Kâinattaki ölçüye denk bir ölçü,

Bu ölçüyle bakmalı kâinat kitabına;

Fanilere o Ölçüyle kıymet vermeli.

Ve varmadan kabrin kapısına,

Mâsivaya sırt çevirmek gerektir!

Azim ve sebat gerektir ebed yolcusuna:

Aşılmazları aşmak, nurlu ufka ulaşmak için,

Kavuşmak için hürriyet kervanına;

Ve dayanmak gerektir fikrin çilesine zorlu

ızdırabına!

P