Sızıntı Arşivi

Şubat 1995 · s. 42 · 5 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

BİR ŞUBAT ŞAFAĞINDA

“Gül dikensiz olmaz” elerler doğrudur. Şafak gecesiz, doğuşlar sancısız gerçekleşemez. Bir şubat şafağında başlayan yepyeni bir Sızıntı... Yepyeni bir doğuş., zuhur... Şafağın altın ışıkları karanlık geceleri delip geçerken gayb âleminden sızan bir ab-ı hayat çölün bağrına yürüdü.

Gözdeki damlaların yanaklardan süzülürken bıraktığı iz ile granitten daha sert kayaların bağrından sızıp gelen sanki kaynak cihetiyle ikiz kardeştir.

“Bu ağlamayı dindirmek için yavru” sesi ile başladı bu çağrı. Çölün bağrına yürüyen katreler bu çağrı ile ihtizaza geldiler ve aktılar susuz gönüllere, çöl misali yüreklere kalblere.

Bahadırın Kırık Mızrap’ı dokundu ilk önce gönül sazına. Solmaz ve pörsümez nağmeler döküldü bam telinden. Bir çağrı oldu bu kalemlere, bir çağrı oldu sancılı beyinlere, çilekeş gönüllere... Sonra girdiler onlar da bir kaşık su ile bu örfhaneye. Bazıları da inilti ve efganlarıyla iştirak ettiler bu çağrının senfonisine.

Hâlâ devam etmekte bu nağmeler. Hâlâ devam etmekte çile imbiğinden katre katre his ve fikir süzmeler... Hâlâ devam etmekte Kırık Mızrap’ın altın çizgisinde derdini derman bilip sözü inci gibi dizmeler.

His ve Düşünce Ufku, Sızıntı’nın misyonunda kendine düşen vazifesini ifaya gayret ediyor...

Deryada katre gibi bu köşe kendine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışıyor. Köşemize rağbet oldukça fazla. Fakat sayfa sayımız mahdut olduğundan gelen yazı ve şiirleri kametine uygun değerlendiremiyoruz. Yalnız ileriki tarihlerde çıkmasını ümit ettiğimiz bir edebiyat dergisinde bu hasretiniz de dinecek.

Böylece sizden gelen güzel yazı ve şiirleri daha geniş ve çaplı açıklamalar yaparak yayımlamamız mümkün olacak.

Ümidimiz var!

Zira Şubatlar ne şafaklara, şafaklar ne güneşlere gebedir.

Not: His ve Düşünce Ufku’na gönül veren kardeşlerimizin gönderdikleri şiir ve nesirleri daha iyi değerlendirebilmemiz için mümkünse daktilo ile yazıp göndermeleri, ayrıca isim ve adreslerini mektubun içine de yazmalarını rica ediyoruz.

SONSUZA EKEBİLMEK

Özgürlük nedir bilir misiniz? Hani bir nefeste bütün havayı solumak, bir yudumda bütün deryayı içmek gibi birşey... Mümkün mü bütün bunlar acaba? Diyeceksiniz ki: “Mümkün değil de ne demek, O diledikten sonra...” Evet O dilemiş ve sebepler manzu­mesini dikmiş karşımıza, tıpkı masallardaki Kaf Dağı gibi... Öyleyse aşabilir miyiz bu da­ğı; aşabilir ve ulaşabilir miyiz o yegane gü­zellikler ülkesine?.. Seyredebilir miyiz o bü­yülü ülkede batan güneşi? Ve gecenin tül tül karanlığında erebilir miyiz gerçek sevgi­liyle vuslata?.. Hasretimiz gözbebeklerimizde billurlaşıp ceyhun olabilir mi önünde?. Tıpkı bir rüya sıcaklığıyla “dostum” diyebilir miyiz kendisine?.. Dilimiz tutulursa karşısın­da şayet, hâl dilinden okur mu söylemek is­tediğimizi?..

“Ey şefkatli Sevgili, kapına şefaat di­lenmeye geldiğimiz gün, geri çevirme bu mücrimleri” demek nasip olur mu acaba? Oturup O’nunla diz dize-, çilelerimizi, ızdıraplarımızı, vicdan kıvranışlarımızı, ter döküşlerimizi, nedametlerimizi hasbihâl edebi­lir miyiz? “Ey sevgililer sevgilisi, ey varlık âleminin iftihar tablosu: Şu hasta ruhumu­zu cemâl-i pâkinden ayırma.” desek geri çe­virir mi bu arzumuzu?.

Ah düşünceler., düşünceler... Cümle afakîm serap oldu. Rüya mı görüyorum yok­sa ne... Nereye kayboldu nice zorluklarla sa­vaşarak kendisine kavuştuğum sevgili... Gül kokusu etrafı şenlendirmekte... Demek faz­la uzaklarda değil! Bize, biz olduğumuz yere çok yakın... Nerede mi diyorsunuz? Elbette ki Yüce Rabbimiz’in tecelli ettiği yerde, gö­nü! tahtımızda...

Evet nereden nereye... Simdi bütün bu düşünce vadilerinden ayrılıp dönelim asıl mevzûmuza... Özgürlük diyorduk... Herşey-de olduğu gibi sevgide de özgürlük... Önü­müze serilen süslü püslü oyuncakların ara­sından sıyrılıp hakikate ulaşmak ve hakikati sevmek... Bütün hakikatleri var edeni sevmek.. O’nu sevdiğimiz gün, işte o gün ger­çek özgürlüğü yakalamış olacağız... Özgür olmak istemez misiniz? Lütfen bir kez daha düşünün!...

Leylâ Yazıcı / Trabzon

Şiir türlerinden olan na’t üslubunu taşı­mışsınız yazınıza. İçten bir söyleyişiniz var. Özgürlüğü sevgide bulmak onu da hikakatte.. fa­kat bütün bunlar bir odakta toplanmış... Şefkat ikliminde... Sizden temennimiz, böyle güzel yazıları kaleme aldıktan ve gerekli düzelt­meleri yapıp bir kaç arkadaşınıza okutup ten­kitlerini aldıktan sonra bizlere göndermeniz. Selam ve sevgiler.

RÜYALARDAKİ YİĞİDİME

Mazinin tüllenen mor tepelerinde,

Akmamı sel gibi akıyor gördüm.

Dönüyordu atînin şen seherinde,

Beyaz atıyla şaha kalkıyor gördüm.

Izdırapla nemlenen dumanlı gözler.

Gelecek günlerinde geçmişi Özler,

Bunalmış asrımızda müjdeci Sözler,

Önümüze bir ışık tutuyor gördüm.

Müjdeler veriyordu Hatib minberde,

Deva bahşediyordu asırlık derde,

Tekrar açılıyordu o nurlu perde,

Resulü mihraba yürüyor gördüm.

Bir Güneş doğuyordu yeniden çölden

Anadolu’mdan içeri giriyor bîrden,

Gül kokusu geliyor geçtiği yerden,

Vatanımı cennete dönüyor gördüm.

Gel, yolunu bekleyen nemli gözler var.

Atının zimamından tutan erler var.

Gel. uğrunda can veren alperenler var.

Beklenen yiğidimi geliyor gördüm...

Mehmet Arslan / Şanlı Urfa

Ümit veren, muştu yüklü bir şiir.

“Yiğidim görün artık

Görün ki çok bunaldık” diyen şairin se­sine sanki bir cevap gibi. “Beklenen yiğidi geliyor gördüm” diye ses veriyor şiiriniz... Hece ölçüsü de serbest şiir gibi ritim ve ses öğeleri tam olursa güzide bir iklime kanatlandırır insa­nı. Sizin şiiriniz uzun müddet elimizde, müstakil bir edebiyat dergisinde çıkmak için bekle­miş. Fakat derginin çıkma tarihi ertelenince yine gelmiş köşemize misafir olmuş. Sizden daha nice güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

UNUTULMUŞ BAHAR

Karanlıkta yürüyen bir çocuk gibi

Kaybolan oyuncağımı arıyorum.

Ay bile saklıyor yüzünü bu gece;

Hep, “Korkuyorum!..” diye haykırıyorum.

Bir zamanlar, güneş başka parıldardı;

Bir başka oturdu ufukta her akşam.

Ufuk, güneş batıp da kızıllaşırken,

Düşünürüm, “Gülsem mi?... yok yok,

ağlasam...”

Kırlarda hep kelebekler raksederdi,

Bir başka gelir idi bahar her sene;

Suda gülyüzlü zambaklar raksederdi...

Hepsi hayâl mi, yoksa gelir mi gene?..

Zifiri karanlıkta, elimde bir mum,

mütemadiyen dolaşsam, belki bulurum

diyorum o gül yüzlü bahan...

Y. Seyyid Hanoğlu / Maraş

Akıcı ve içten bir üslubunuz var. Bir has­retin terennümü okunuyor mısralarınızda. San­ki acı çekmiş bir insanın hayat panoraması çiz­gi çizgi tülleniyor gözümüz önünde. Üçüncü bölümde Y. Kemal’in:

“Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin Eski günlerden biri durmakta derinde Körfezdeki iri güller ve senin en güzel aksin Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde” şiirini hatırlamadan edemedik.

Sizden daha duygulu ve semantik yapısı daha olgun şiirler bekliyoruz.