Eylül 1994 · s. 42 · 6 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

KORKULARA TUTSAK
Sarardım dört yanımı sevginle
Rüzgarlara tuzak kurardım
Ateşlen yakardım ateşinle
Sonbahar sarısı renklere
Yeşil bir yuva olurdum.
Maviye çalardı bakışlarımız.
Gökyüzü gibi yağmurlanıp şenlenirdik.
Kah yağmur olurdum
Sıcağın zifiri öfkesinde
Kah şimşek olurdum
En sakin kader çizgisinde.
Küserdim olmayınca istediklerim
Mahzun mahzun bakardım
Alışılmadık bir duygular sevdiklerim
Sevdalara mum yakardım.
Bir an gelir ki
Güneşim yoktu, rüzgarım yoktu
Renklerim solmuştu, tutkular tek
Ne yağmur olurdum, ne şimşek
Sadece arzulara tutsak
İşte o zaman yolunda akardım
Irmak ırmak...
Alaaddin Belcen / Edirne
Şiiriniz his yüklü. Akıcı bir üslubunuz var. Diliniz gayet duru. Fakat “tutkular tek” sözü tam bitirilmemiş gibi geldi bize. Yoksa bu kafiye yapma isteğinden mi doğdu? Bu önceden keşfedilen bir kafiyenin bir kelimeyi başı açık yalınayak bırakması gibi bir şey. Yazarken, zihninizi, yazdığınız mısra üzerinde yoğunlaştırınız. Yahut düzeltmelerinizde kafiye için safiyeyi terketme durumuna girmeyin. Sevgi ve selamlar.
DENİZLERİ İÇMEK
Susamıştım bir zaman denizleri gösterdi
Şeytan. Aldandım; “bir yudum..” dedim, “tek yudum sadece...” Ve kurban gittim bir içimlik denize. Ardından, bardak bardak, kova kova ve ırmak ırmak... içtim susadıkça, yandı ciğerim. Söndürmek için ateşimi, tekrar be tekrar içtim. Kan kalmadı damarlarımda; zakkum denizini can suyu zannettim. Ne gözü dönmüşlük ki 'canlarım'dan oldum; kanatsız uçtu ruhum. Soğuk cesedime kan vermek için okyanuslara abandım.
İçtim, içtim... İliklerim emdi zehirini; kireç bağladı mafsallarım, içtim Hazar'ı, Atlas'ı ve Büyük Okyanus'u... Tuz gölüne döndüm ama kanmadım. Bitiremedim. Ve geçmedi susuzluğum. Çöl yaşadım engin denizlerde. Serap avuçladım başı gelmez sahillerde. Emekledim geceler boyu; dizlerim parçalandı. Damla damla iz ördü sulara, kan sızan nasırlı ellerim. Nice kaktüs balıklarına tutundum “gül” diye. Yeg? geldi sahralar, tuz dalgalarında susuzluktan ölmeye ve ölecekti ruhum, ölecekti nerdeyse... Eyvah! Eyvah ki hep 'zan'lara kanmışım.
Halbuki, denizleri içmeye koyulan, susuzluktan çatlar gidermiş, ancak anlayabildim. Çatlayacaktım; inayet-i İlahi yetişti imdadıma. Doyumu olmaz bu gidişin sonu, denizlerin en dip zirvesiymiş meğer.. toprağı cehennem olan. Deniz deniz ateş yudumlamışım demek. Yakacaktım kendimle birlikte, birlikteliklerimi de. El verdi vefalı dost; güneşe çıkardı ruhumu. Yaktı, yaktı...
Kus ruhum! Kus artık o kara, kapkara günleri... Atlantiği, Akdeniz'i, Karadeniz'i.. kus ruhum, kalmasın hiçbir varlık sende, senden gayri. Yosun bağlamış taş kalbini erit gözyaşlarınla. Bir damla al Nebi (sav)'nin pak dudağından. Sür yaralarına nokta nokta; dirileceksin!.. Arındır maddeden özünü. Süz ab-ı hayatı, alıver yokluğa tortuları ..ve al hakikati, al mânâyı! Saf Öz ol ve kurtul şeytanlardan...
Oku ve idrak et sözlerimi ey şaşkın! Lüzum yok gittiğim yolları yeniden katetmene. Döndüm geliyorum ben işte. Hayalinde renklendirdiğin çizgilerin meydana getirdiği sahte güzelliklerin asıl tonunu seslendirivereyim, vakit fevtetmeden;.. Her bir adımda bin mayın, her geçitte bin uçurum. Anlıktır şu sahici güllerin eroin kokusu. Zevksizdir uçurtmalar, kasırgalar girdabında. Yeşillikleri, baharı görüyor musun? Sis duman kadar asılsızdır bunlar, aldanmayasın. Yol diye görünenler yolsuzluklar yoludur. Şu kıyıları kemiren dalgalar, bataklıktan yankılanır. Makam tahtı gibi duran yükseklik, ters idrakin azap kabirleridir; ev sahibi zebaniler olan. Beni dinle dostum! Dön bu sevdadan, yakın tanırım oraları ben. Karış karış adımladım o - olmaz olası -diyarları. Delinmez karadelikler gördüm, geçilmez geçitler... Nice süslü sözler dinledim, kuruttu sırrımı. Edebiyattı sadece, tek damla ihlas tütmeyen.
N'olur, anla beni! Fayda etmez sonra pişmanlığın. Duyuramazsın dağlara bile sesini. Kaybolursun.. ve kaybeden sen olursun. Hayır, olacağın şey 'hiçbir şey olmak'tır sadece. Olmamayı yaşarsın. Ve “yâ leytenî...” feryatlarınla 'hiç olmamış olmayı' arzularsın. Ama heyhat, sen varsın!..
“... sonra dönerim” kuruntusuyla avunmak, dönemeyişin kendi kendine dönekliğidir ancak. Aldanıyorsun. Nadim olan çoktur, ya affedilen?.. Ya da tevbesiz göçüp gidenlere ne demeli? Dönüşü yoktur bu zakkumun bir daha ey yiğidim.
Ağarmamışsa saçlarım, kim demiş ki gün görmüş değilim. Gördüklerimi görmemiştir nice pir-i faniler. Azı çok yaşadım ben. Kısada uzun uzun dolaştım. 'Tik tak'a eremeden, seneler emdim zamanın memelerinden. Ekmek bandım irinlere, 'azap' içtim 'hayat' içiyorum diye. Nedendir bu ihsan ki ölmedim, ölemedim ama toprağa verildim de dirildim. - Ah kâtil deniz!... Beni de yedin bitirdin.
Kulak ver feryadıma dostum! Bir devrin cehenneminden geliyor bu hicranlı sözlerim.
Musa Hop / Bursa
Yazınız bizleri meftun etti. Psikolojik tasvirleriniz ve bir devrin girdabında boğulmaya koşan saf ruhları, çöle dönmüş yürekleriyle hâlâ ab-ı hayat türküsü söyleyen zavallıları ne güzel tasvir etmişsiniz. Yazınız şimdiye kadar çıkmış olan yazılarınız içinde en etkileyici ve üslûbu en güzel olanı. Sizden gençliğin serazat dünyasında, çakırkeyf yaşayan ve “bir kerecik deniz suyu içsem ne ola, belki tecrübem artar” diyenlere daha da uyarıcı güzide yazılar bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
NOSTALJİ
19. asırdan kalmış
21. asra bakan
Bir insan gibi hissediyorum
Kendimi
Bir zaman tünelinde
Geçmişten ders alarak
İyilerinin nostaljisi içinde
Yaşayan bir insan gibi
Hissediyorum...
Bugünle yetinmeyen
Geçmişini inkar etmeyen
En az elli yıl ileri bakan
Bir insan gibi hissediyorum...
“İnsanlığın ortak güzel değerlen
İnsanları birbirine kenetlemeli” diyorum.
Prof. Dr. Ertuğrul Erdin / İzmir
Şiiriniz his yüklü. Fakat teknik yönden zayıf kalmış. Sizin şiir üzerinde fazla çalışma yapmadığınız şirinizden hemen anlaşılıyor. Fakat bazı mısralarınızdaki his yoğunluğu da iyi bir çalışma, titiz bir gayret neticesinde güzide şiirler yazabileceğin izi fısıldıyor bize.
Yalnız “Geçmişi inkar etmeyen, En az elli yıl ileri bakan” mısraları nesir cümlelerinden Öte bir değer taşımıyor. Öyleyse size şiiri şiir yapan sesi yakalamanızı tavsiye ediyor, selam ve sevgiler sunuyoruz.
İSTEMİYORUM
Ne bilmek.
Ne görmek,
Ne duymak istiyorum.
Kavrulan insanlığa ateş bırakan eli.
Ne sevmek,
Ne dinlemek,
Ne de anlamak istiyorum,
Adaleti boğup şirki besleyenleri.
Rabia Sayal / G. Antep
Şiiriniz kısa fakat anlamlı, güzel. Ayrıca duygu ve düşünce yüklü. Sizden daha uzun; uzun olduğu kadar ümit, azim, sevgi yoğunluğu taşıyan fikir yüklü şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
ALTIN BAHAR
Fidanlar gülünü budamıştı makaslar.
Güller yoktur meydanda, artık gelsin maşuklar
Kökler kalmıştı düşen sancağın olduğu yerde
Göz yaşlarıyla ıslanan toprağın içinde
Fidanlar oldu tomurcuklanacak biçimde.
Bu topraklar gözü yaşlılarla sevinmekte
Fatihin fedailerinin, yattıkları yerde
Sancağın dikileceği güne gelinmekte.
Sevin ey dağların doruğundan gelen nehir
Çırpın toprağın derinliğine muhatap kir.
Az kaldı kokuları yayılacak güllerin
Arılar ve kuşlar ardında artık önderin.
Hüseyin Çavuşoğlu / Sakarya
Teknik yönden zayıf olan şiiriniz semantik yönden oldukça yüklü. Fakat üzerinde titizlikle çalışılmamış. Eğer çalışılsaydı son mısranızdaki güzide imaj ve Süleyman (as)'ın telmih yoluyla çizmiş olduğunuz güzide tablo şiirin bütününde nakış nakış örülürdü. Sizden kâbiliyet fidanınızı gayret, azim, sabır ve titizlik ışık, hava ve suyuyla besleyip bizlere bahar meyvelerinden derlediğiniz güzide şiirlerini sunmanızı istiyoruz. Selam ve sevgiler
ARAYIŞ
Bana dost değil, şu hırçın deniz.
Benimle ağlamaz ah güvercinler.
Mine Sarı / İzmir
Bütün şiirinizden elimizde kalan iki elmas zerresi... Hepsi bu. Niçin diğer mısralar bu kadar şiir değil? Sıradan söyleyişlerden uzak tutun kaleminizi. Bir de başkalarının söylediklerini tekrardan... Zira orijinalite ızdırap ve çile yüklüdür. Tekrar ise kolay. Öyleyse size “Haydi şiir yokuşuna sürün atınızı” diyor. her yokuşun bir düzü olduğunu hatırtatıyor, selam ve sevgiler sunuyoruz.
GELMEYECEKLER
Yavaş yavaş geçtiler o mehtaplı geceden
Duymadık küreklerinin seslerini bile
Hiçbir şey yok ki şimdi denizdeki o izden
Sanırım varmışlardır o bilinmez menzile
Yusuf Kara / Ankara
Şiirinizdeki ilk dönlük, ilk dörtlükte de üçüncü mısra gerçek şiir ufkuna ulaşmış. Diğer bölümlerde de sadece kafiye yapmak için çalışılmış. “Size şiirin gerçek kafiyesi görünmeyen tellerden dokunur ve o da şiirin ahengidir” diyor, yeni şiirlerinizi bekliyor, selam ve sevgiler sunuyoruz.
ZAMANIN CENDERESİ
Zamanın cenderesinde akıyordum
Önümde gülen, oynayan selviler
Dudaklarımda nûranî ezgiler
Yaşanmaya hasret iken sevgiler
Zamanın cenderesinde akıyordum.
Zamanın cenderesinde dakikalar
Kımıldıyor ufukta bir sarı yaprak
Rüzgar saçlarıma alevden bir tarak
Yürüyordu dehlizleri yararak
Zamanın cenderesinde dakikalar.
Zamanın cenderesinde esintiler
Güzelliklerin meşceresi enginler
Burada ruh, sonsuz musikiyi dinler
O'na yürümenin hazzıyla hep inler
Zamanın cenderesinde esintiler.
Arif Hikmet Şanlı
Şiirinizi ilk ve son mısraları nakarat olan beşliklerle yazmışsınız. Son iki beşlikte şiir yok. Fakat ilk üç beşlik pek güzel. Sizin iyi bir çalışma, titiz bir uğraş neticesinde güzel şiirler yazacağınıza inanıyoruz. Ayrıca size Kırık Mızrap'ı ve Y. Kemal Beyatlı'nın şiirlerini iyice tetkik etmenizi tavsiye ediyor, selam ve sevgilerimizi sunuyoruz.