Nisan 1994 · s. 43 · 5 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

Hazırlayan
Mehmet Erdoğan
YORGUN ŞARKILAR
Haydi Ferhat bir türkü de sen söyle
Yoruldu gurbette şu mecnun yürek
Kalmadı takatim son bir türküye
Sandal su alıyor, şikeste kürek.
Haydi Ferhat nazlanma da bir söyle
Bir şarkı mırıldan fakat pir söyle
Acılar deryasına gel ve gir söyle
Sulardaki aksim bile pek ürkek.
Haydi be dostum zaman geçiyor
Bak kader bana kefen biçiyor
Her an kadeh kadeh ömrüm içiyor
Anlat hikâyeni bana da tek tek..
Leyla diye diye yandı bu gönül
Ufkundadır hâlâ o ipekten tül
Gül yaprak dökmüş, ağlıyor bülbül
Şarkılar yorgundur, şarkılar titrek.
Gel artık dostum ör şu besteni
Bir şarkı mırıldan bahardan yeni .
Mesrur et ceddini mesrûr et beni
Ölümüme ya bir kaldı, ya çeyrek..
Muhammed POLAT/K. MARAŞ
Şiiriniz biraz hüzün yüklü ama oldukça içli ve özlü söylenmiş. Kafiye uyumu ve ritim gayet başarılı. Mısralanmz ve seçtiğiniz kelimeler sanki yorgun bir yolcunun ardından gelenlere nasihati gibi rikkatine dokunuyor insanın. Sizden daha içli ve his yüklü Ferhat'lara yol açıcı şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevgiler...
EDEBÎ ESER
Malzemesi dil olan ancak meydana getirilişinde konuşma dilinden daha özel hususiyetler arzeden, okuyucu üzerinde çoğu zaman estetik zevk ve heyecan uyandıran ve hayal iklimleriyle gerçeklerin kucaklaşıp kaynaştığı eserlere edebî eser diyoruz.
Her sanat eseri, meydana gelişinde kendine has materyaller kullanır. Nasıl ki, bir müzisyen notalarla, ressam renklerle, heykeltıraş taşlarla veya çeşitli madenlerle sanatını icra ediyorsa bir yazar ya da şair de kelimelerle sanatını icra eder ve edebî eserleri meydana getirir. Kelimeler milletlerin yegane anlaşma araçlarıdır. Bu bakımdan edebiyatçıların malzemesi diğer sanatçılarınkinden daha önemli bir yere haizdir. Çünkü milletler kelimelerle düşünür, konuşur, yazar, ağlar, güler, sevinir ve kelimeleri kullanarak kültür birikimlerini yarınlara taşır. Malzemesi dil olan edebî eserler geçmişle gelecek arasında bir köprü fonksiyonu görürler. Bu sebepten diğer san'at dallarına göre daha önemli bir yere haiz olmakla beraber daha ağır bir sorumluluğu sırtlarına almışlardır.
Bir edebî eserin dili normal konuşma dilinden tabii ki farklı olmalıdır. Bu farklılık esere bilinmeyen kelimeleri doldurmak şeklinde anlaşılmamalı. Kullanılan kelimeler ve kurulan cümleler bir sanat endişesi taşımak zorundadır. Bir eserin dili okuyucunun o eserden duyacağı estetik zevk ve heyecanı mutlak surette etkileyecektir. Kullanılan kelimelerin ve kurulan cümlelerin sihirli kanatları olmalı ve okuyucuları değişik hayal alemlerine, mana gerçeğinin sımsıcak kucağına götürmek zorundadır. Eserde kullanılan dil, kurulan cümleler ve eserin estetik zevk ve heyecan uyandırma unsurları o eserin üslûbunu meydana getirmektedir. Her sanatçının kendine has üslûbu vardır ve olmalıdır. Kültür, nasıl ki bir milleti diğer milletlerden ayıran ve milleti millet yapan bir unsursa üslûp da bir sanatçıyı sanatçı yapan ve diğer sanatçılardan ayıran bir unsurdur.
Estetik zevk ve heyecan, değişik hayal iklimlerinde kanat çırpan sonra gelip gerçek bir çiçeğin üzerine konan nadide bir hayal kelebeğinin o hayat çiçeğiyle bütünleşmesi neticesinde ortaya çıkar. Hayal gerçeği ile hayat gerçeğinin bir teknede yoğrulması sonucu meydana getirilen edebî eserler, okuyucu üzerinde estetik zevk ve heyecanı, okuyucu farkında olmadan meydana getirir.
Bir meyveyi yediğimiz zaman ondan önce bir tat alır, haz duyarız. Sonra o meyve bir kudret eliyle sindirilir ve yine o kudret elinin kurduğu sistemle vücuda faydalı hale gelir. Fakat bizim bu ikinci hadiseden hiç haberimiz olmaz. Bizim hayatiyet kazanmamızı ve hayatımızı idame ettirmemizi sağlayan da bu ikinci hadisedir. Bir edebî eserin bünyesinde herşeyden önce edebî ölçülerin bulunması gerekir. Tatsız olan meyveyi yemek istemeyiz. Meyveyi cazip kılan lezzeti ve damağımızda bıraktığı hazdır.
Edebî eser, dış örgü dediğimiz ölçü, kafiye, vezin, asonans, alliterasyon, cümle kuruluşları yani eserin yapıtaşları ile, iç örgü "muhteva" dediğimiz konular, fikirler veya dile getirilen duygular yani eserin harcının biraraya gelmesiyle teşekkül eder.
Binalar tuğlalardan ve harçtan meydana gelir. Ne tuğla harçsız ne de harç tuğlasız bir iş görür. Tuğlaları üst üste harç olmadan ne kadar yükseltebiliriz? Sağlamlığına nasıl güvenebiliriz? Sadece harç ile duvar inşa edebilir miyiz?
Bu iki nesne, bir duvarın meydana getirilebilmesi için şarttır.
Başarılı bir edebî eseri diğer vasat eserlerden ayıran mefhumları şöylece sıralayabiliriz: Tutarlılık, ahenk, derli topluluk, kaynaşma, yoğunluk, kapsamlılık ve karmaşıklık, yenilik, çarpıcılık, canlılık, derinlik ve genişlik, muhayyile. Başarılı bir eserde, saydığımız bu unsurlar bulunmak zorundadır.
Edebî ölçülerin kullanılmasıyla meydana getirilen her eser edebî eserdir. Ancak bu hususiyet onun büyük bir eser olması için yeterli değildir. Bir edebî eser sadece sanat endişesi taşıyorsa gücünün, potansiyelinin sınırlarını zorlamıyor demektir.
Edebî eser muhtevadan mahrumsa, cicili bicili süslenmiş içi boş konserve kutusundan farkı yoktur. O süslü konserve kutusu içinde bir yiyecek taşımıyorsa onun faydası tartışılabilir. Şu da ayrı bir hususiyettir; konuşmalarını, düşüncelerini ve tabiatını beğendiğimiz kişilerin giyimine kuşamına sempatiyle bakarız. Bunun sebebi içindeki kişinin estetik zevkidir. Yani rağbet içteki şahsiyetedir yoksa elbisenin ne hükmü kalır.
Edebî eser mesaj iletmede etkileyici ve başarılı bir araçtır. Burada "edebiyat amaç mıdır araç mıdır?" tartışması normal olarak doğacaktır. Böyle bir tartışmaya yer vermeyecek olan en güzel metod, "edebiyat hem araçtır, hem amaçtır" görüşü olacaktır.
Abdullah CAN
SÖYLEMELİYİM
Bir şarkı, söylemeliyim, bir şarkı
Dualar kadar ulvî olan şarkı.
Bir anda yemyeşil bir iklimle örecek.
Bir şarkı kaldı dünyanın ölümünden
Garbı kendi kendini yaktı zira
Çarkı da küflendi ihtiyar kürenin.
Bir şarkı söylemeliyim kalbimde büyü
Büyü kelimelerin sırlı ikliminde
Büyü ki şifresini çöz âlemin.
Bir şarkı kaldı sözü edilmeyen dünyada
Bir şarkı kaldı şirki şeriki yok eden
"Allah'tan başka ilâh yoktur" diyen
Ben onu söylemeliyim işte...
Şahan ŞANLI/Artvin
Şiiriniz mana yüklü. Kelimelerin çeşitli mânâlarından faydalanmanız ona renklilik kazandırmış. Şiiri dört buudlu yapan da budur bence. Sadece bir mânâsı olan kelimelerle örülmüş şiir pek sığ ve sathî oluyor sanatta. Bir taşla iki kuş vurma tabirinde olduğu gibi san'atçının ustalığını gösteren bu husus şiiri şiir yapan en önemli unsurlardandır. Sizden daha nice mana ve san'at nakışlı şiirler bekliyoruz. Sevgi ve selâmlar.
HER ŞEYDE SEN VARSIN
Ağaçta, çiçekte, kuşta sen varsın.
İlkbaharda, yazda, kışta sen varsın.
Yediğim ekmekte, aşta sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yar olan yok.
Akşamda, sabahta, tanda sen varsın.
Sokakta, otelde, handa sen varsın.
Kemikte, ilikte, kanda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yar olan yok.
Varlıkta, yoklukta, zayda sen varsın .
Dünyada, güneşte, ayda sen varsın.
Cilvede, cümbüşte, çayda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yar olan yok.
Melekte, şeytanda, cinde sen varsın.
Bitkide, hayvanda, inde sen varsın.
Günahta, sevapta dinde sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yar olan yok.
Sevdiğim her şeyde, nurda sen varsın.
Yerdiğim şeylerde, narda sen varsın.
Annede babada, yarda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yar olan yok.
Hacı Ali BAYRAM
Şiiriniz bir demet çiçek içinden seçilmiş bir çiçek gibi. Şiirde tefekkür ufkuna çeken bu tarz güzide şiirlerinizi bizlere gönderirseniz yayımlamaktan kıvanç duyacağız. Sevgiler selamlar.