Aralık 1993 · s. 42 · 6 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

İSTEMEK
Bugün hiç keyfim yok. Ne yalan söyleyeyim, kaçmak istiyorum. Uzaklaşmak, kaçmak, kurtulmak istiyorum. Nefes nefese kalıncaya dek, yere yığılıncaya kadar, bütün dertlerimin sonu gelinceye kadar kaçmak istiyorum.
Yemyeşil kırlarda olmak istiyorum, güneşli bir günde bir gelincik tarlasına uzanmak, tatlı bir rüzgârın, yüzümü yaladığını hissetmek ve saatlerce kuş seslerine boğulmak istiyorum.
Dağların doruğundaki karda kartopu oynamak, soğuğa başkaldıran kardelenin haykırışına karışmak, uçan kartalın keskin gözüyle bütün dünyayı seyretmek ve yere konup o dünyayı kucaklamak istiyorum.
Denizlerin dibindeki ölümsüzlük otunu aramak, yunusların gemi köpükleriyle yaptığı yarışı seyretmek istiyorum.
Gök ve denizin kucaklaştığı yerde gökkuşağı olmak istiyorum.
İstiyorum, ancak nafile...
Birden bir kurşun geçiyor gözümün önünden ve bu vızıltı ilerideki zavallı çocukta son buluyor. Oğlunun kanlı cesedine kapanan gözü yaşlı anne de bir diğer patlamadan sonra cansız yere seriliyor.
Dün Afganistandı bunun yeri... Bugün Azerbaycan, Bosna-Hersek, yarın kimbilir neresi olacak?
Gerçekleşmeyeceğini bildiğim hayallere lanet okuyarak, gerçeğe dönüyorum.
Yalnız, şunu istiyorum bütün kalbimle -ki artık ilkokul çocuklarının dilinde bu- savaşlar bitsin ve kimse ölmesin.
Şükür ki istemekle yetinmek zorunda değiliz.
Ömür KURU
Yazınız gayet güzel. 20. asrın vahşet odaklı kanlı tablosunu çizmişsiniz gözler önüne.. En son bir ümit noktasıyla bitmiş yazınız. Yani kasveti dağıtmış son cümleniz. Sizden daha güzide, özenle seçilmiş, uyduruk dilden uzak kelimelerle örülmüş yazılar bekliyoruz.
ALLAH’IN ASKERLERİ
“Allahuekber” sesi ile çınladı gök-yer
Hep bir ağızdan haykırıyordu yiğitler,
Kalplerde Allah, Peygamber, din sevgisi
Akıyorlar Bosna’ya durdurulmaz bir sel gibi.
Amaçları çok açık, kardeşini korumak..
İşkence, açlık, zulüm, tecavüzü durdurmak,
Ey Avrupa nerdesin, nerde medeni ülkelerin?
Nerde insan hakları, nerde olanları duymak?
Ya Rabbi, bana da nasib eyle bu orduda görevi,
İnşaallah susacaktır orada çan sesleri,
Ölümümüz Ya Rab Sen’ in yolunda olsun
Nice Müslüman gençler bu ordunun neferi.
Ferit KORKUT/İstanbul
Şiirinizin Bosna ile ilgili bölümünü köşemize aldık. Size Mehmet Akif Ersoy’un ‘Safahat’-ındaki “Amin Alayı” isimli şiiri okuyup incelemenizi tavsiye ediyoruz. Ondaki ritim, ses ve kafiyeleniş tarzı modem şiir tarzına da gayet güzel bir misaldir. Zira söyleyiş ve tarz yenidir. Şiiriniz üzerinde biraz daha durulsaydı ve daha itinalı işlenseydi, bundan çok güzel olurdu. Sizden bir gergef işçisi hassasiyetiyle ele alınmış güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
HASRETİM (Anneme)
Her seher taşar yüreğimden hasretim,
Gül goncasındaki çiğ taneleri gibi.
Akar içime, boncuk boncuk hasretin.
Hasretim sana gel seher rüzgârlarıyla.
Al götür yüreğimden hasretimi bütün sorularıyla.
Her seher yollarda seni gözlerim.
Yolların sonunda seni beklerim.
Yoksun! Beklediğim kaçıncı durak.
Anladım kavuşacağımız ömrümdeki son durak.
Ya bir akşam vakti, ya bir seherde
Ruhun uçuşurken esen yellerde
Başımı koyupta dizlerine,
Saçımı okşarken seni bulacağım.
Böylece akıp giderken zaman, ebedi aleme
Mahşere kadar seninle kalacağım.
Mustafa PALA/İzmir
“Anladım ömrümdeki kavuşacağımız son durak” mısraı gibi zayıf mısralar olmasına rağmen şiiriniz modem şiir tarzında güzel bir deneme. Sizin bu velüd kaleminizden daha olgun ve muhteva yüklü şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
KİMSİN SEN
Ey sorular denizinde boğulan beynim!
Niçin çözemiyorsun şu bilmeceyi?
Bir hiçlik denizindeyken birden var oldun
Birkaç damla su derken insan oldun
Kimsin sen nereden geldin nereye gidersin?
Amacın gayen ne, sen ne istersin?
Varlık yokluk bütün bunlar nedir?
Ey sivri dişli düşünce, kemir beynimi kemir!
Ömer A. ERGİ/Avustralya
Şiir tekniği açısından biraz zayıf olan şiiriniz akıcı. Nesre yakın bir anlatımı olmasına rağmen insana şiir havasını da teneffüs ettiriyor. Geniş zaman eki ile biten mısralarınız bana Yunus’un:
“Ölümden ne korkarsın, Korkma ebedi varsın” mısralarını tedai ettirdi. Sizden şiirin efsunlu ikliminde damıtılmış bütün zerreleriyle şiir olan eserler ve yazılarınızı bekliyoruz.
Hepimizden Selam ve sevgiler
GECELER
Ufûl edip güneş, şulelerin derince
Süzülür tepelerden nazil ceylan geceler
Ve insan bilinmezin sırlarına erince
Ayrı hazlarla tüten bir buhurdan geceler.
Kuşatır çepe çevre insanı nur haleler
Zikre eşlik eder yıldızdan meşaleler
Boy ölçüşemez asla menekşeler laleler
Öteler ufkunda mercan geceler.
Masivadan sıyrılıp Rabbiyle buluşur öz
Dayanamaz bu bezme, ne inciler saçar göz
Ne suzişi nameler ne de can alıcı söz
Nafile anlatamaz, öyle bir an geceler.
İşte seher bülbülü sabahı müjdeliyor
Hakk’ın has kullarına hasret vakti geliyor
Gündüz güzel olsa da gönül sizi diliyor
Gözlerim hep yollarda canlara can geceler
Tevfik AYDINL1OLU/Gaziantep
Şiirinizde bazı rütuşlar yaparak köşemize aldık. Dikkat etseydiniz bu rütuşları siz de yapabilirdiniz. “Buhurdan”, “mercan”, “canlara can” gibi son mısra kafiyelerinin bulunduğu kelimeler bu tarz yazılmış şiirlerde vurguyu üzerinde toplar. “Geceler” kelimesi her dörtlüğün son mısrasında bulunan rediftir. Üç mısra kendi arasında kafiyeli dördüncü mısra diğer dördüncü mısralar ile kafiyeli olmak üzere yazılan bu tarz şiirlerde kelime seçimindeki az dikkat ve itina, şiiri mükemmele ulaştırabilir. Mesela Siz “mercan” kelimesini
ikinci dörtlüğün ilk üç mısrasının içinde harcamışsınız. Hâlbuki “-an” kafiyeli dördüncü mısralardan birine bu kelimeyi koyabilir ve böylece dördüncü mısraya hangi kelimeyi kafiye olarak koyacağınız hususunda zorlanmazdınız. Sizden hassasiyet imbiğinde süzülmüş rakik ve dakik, duygu ikliminde damıtılmış şiir iksirleri beklediğimizi bildirir, sevgi ve selamlar sunarız.
DENİZ FENERİ
Duygularının yoğun olduğu bir geceyi yaşıyordu. Simsiyah dalgalar ayaklarına kadar uzanıyor, sonra geri dönüp gidiyordu. Kulaklarında gecenin sessizliğini bölen dalgaların şaha kalkışları yankılanıyordu. Bir de içindeki duyguların haykırışları
Yanıp sönen deniz fenerine baktı. Neler anlatmıyordu ki ona... Tıpkı hayatı gibi. Bir yanıyor bir sönüyor, sonra bir daha bir daha... Yorulmuştu böyle yaşamaktan. Durulmak istiyordu. Gözlerini kapattı. İçinden bir ses duydu;
— Daha ne bekliyorsun, gel artık.
İçinden başka bir ses haykırdı:
— Hayır. Kanma sakın ona. O seni böyle vaatlerle kandırmak istiyor. Bak, sen ne güzel alıştın böyle yaşamaya. Başka türlü bir hayata alışabileceğini mi sanıyorsun? Aldanıyorsun. Hem senin her şeyin var. Paran, şöhretin... Boş şeylere kafanı takıp da lüzumsuz yere huzurunu kaçırma.
Artık dayanamıyordu. Şimdi yanaklarından aşağıya yaşlar süzülüyordu. Hıçkırıkları boğulmuş, düşünceleri ummanlaşmıştı.
— Yeter artık, yeter... Dayanamıyorum.
Kendisini çok yorgun hissediyordu. Düşünceleri onu bitkin bırakmıştı. Nefsi ile mücadele ediyordu. Onu bir türlü alt edemiyordu ki bu ruh halinden kurtulsun. Daima yeniliyordu ona. Gözyaşlarını sildi. Biraz sakinleşmişti. Kendisine göz kırpan deniz fenerine baktı. Sanki ondan bir mesaj geliyormuşçasına, onu anlamaya çalıştı. Geceleri yanıp sönerek bu kocaman denizde yön tayin ediyor, gemilere kılavuzluk ediyordu. Adeta denizin rehberiydi o.
Ya kendi hayatı? Hiç kimseye boyun eğmeden, başına buyruk... İşte sonucusuydu bu gece, sorumsuz hayatının.
Denizde bir köpük olsaydı, onun içinde rehber olacaktı bu deniz feneri. Ya o insan? Onun da bir rehberinin olması, hayatını düzenleyecek kanunların olması gayet mantıklı değil miydi? Öyle ise hala neye karşı direniyordu ki, neyi anlamak istiyordu hala? Dudaklarına bir tebessüm yayıldı.
— İşte nihayet bu eziyet bitti.
Derken gözleri deniz fenerinin halen yanıp sönen ışıklarına takılmıştı.
Ömer GÜL/Isparta
Güzide yazınızı okuduk. Üslubunuz güzel, cümle yapınız sağlam. Konuyu işleyiş tarznız orijinal. İnsanoğlunun hayat denizinde ona yardım eden yol gösteren bir rehbere ihtiyacı olduğunu tatlı bir romantizm havası içinde dile getirmişsiniz. Ruh gemimizi sahildeki kayalıklara çarpmadan veya bir dalganın yemi yapmadan kurtuluş illerine, huzur iklimine erdirmek ancak bir Rehber-i Ekmel’in yardımıyla olacağını nakış nakış örmüşsünüz anekdotunuzda. Sizden daha iyi işlenmiş serim, düğüm ve çözüm bölümleri daha orijinal bir iklimde insanı mıknatıs gibi çeken ve okumaya sevkeden hikâyeler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
İHTİYAR ÇINAR
Bir gün bir sam rüzgârı eserse sonbahardan
Yapraklar sararıp düşer ihtiyar çınardan
Dalları kupkuru kalır, bitkin ve mecalsiz
Kök gövdeyi taşımayacak kadar halsiz
Asırların izleri vardır her noktasında
Her iz ızdırap, gözyaşı saklar arkasında
Dallara böyle hüzünlü yalnızlık çökünce
Ağaç bütün yapraklarını yere dökünce
Beyhudedir bu mevsimde dirilmek hayali
Artık ona teselli haşr-i bahar visali
Evet, teselli ona diriliş beklemektir
Lakin her diriliş biraz da gayret demektir.
Ümit GONCA/Sivas
Şiiriniz gayet güzel. Y. Kemal’in ‘Sessiz Gemi’ isimli şiirinden mülhem kaleme almışsınız şiirinizi... Y. Kemal’deki şiiri şiir yapan ses tatlı bir musiki ahengindedir. Tabii bunun sırrını aruz vezninin efsunlu ritminde aramak gerektir. Şiirinizde ses sanki bir kemandan bir lirden, bir neyden yükselen nağme gibi sihirli bir güzelliğe sahip olmalı ve okuyanı kendi iklimine çekmeli. Sizden bu sesi yakalama cehdi içinde yazılmış güzide şiirler bekleriz. Selam ve sevgilerle.