Sızıntı Arşivi

Şubat 1993 · s. 42 · 7 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

HİS VE DÜŞÜNCE UFKU

Mehmet ERDOĞAN

Aç herkese, açabildiğin kadar sineni; ummanlar gibi olsun! İnançla geril ve insana sevgi duy, kalmasın alaka duymadığın ve el uzatamadığın bir mahzun gönül!.

***

İyileri iyilikleriyle alkışla; inanmış gönüllere mürüvvetli ol, münkirlere öyle yumuşak yanaş ki; kinleri, nefretleri eriyip gitsin ve sen soluklarında daima Mesih ol!..

***

Yolların en renklisinde ve beyanların en çarpıcısıyla, göklerle alışverişinde bir Yüce Rehberin arkasında olduğunu unutma! Unutma ve bu hususların bir tekine bile sahip bulunmayanları düşünüp insaflı ol!..

***

Kötülükleri iyilikle sav; görgüsüzce muamelelere aldırış etme! Herkes davranışlarıyla karakterini aksettirir. Sen müsamaha yolunu seç ve töre bilmezlere karşı âlicenap ol!..

15. YILA GİRERKEN

His ve Düşünce Ufku, Sızıntı’nın öz misyonunu göz önünde bulundurarak vazifesini ifa etmeye çalışmaktadır. Seçtiği şiirlerde “sanat sanat içindir” den ziyade “sanat toplum içindir” prensibine göre hareket etmektedir.

Zira topluma yararı olmayan, bir ideal çerçevesinde ele alınmayan en güzel söz dahi bir laf-ı güzaftan öte gidemez. İdealsiz nesiller, zaman nehrinin üstündeki çer çöp nev’inden varlıklardır. Onlar, birgün mutlaka refüze edilirler ve hadisin ifadesiyle kıyıya itilirler.

Biz, şiir ve yazıda önce seçilen konu ve temaya, sonra onun işlenişine üslup, kelime seçimi, ahenk gibi unsurlara bakıyoruz. Fakat bir fikir vermiyorsa, insanlara bir mesaj iletmiyorsa, sadece söz güzelliğine güvenilip ortaya çıkmış bir yazı veya şiirse köşemize almıyoruz.

Zaten bir fikir ve duygu çerçevesinde örülmemiş hangi yazı veya şiir vardır ki seçilecek kadar güzel olsun? Her söze güzellik veren, onu revnakdar kılan onun nuru, ışığı olan, kısaca söze hayat veren unsur, fikirdir, idealdir, ümittir, inançtır. Bu sebepten kıymetli, okuyucularımıza, yazar ve şairlerimize bu esası göz önünde bulundurarak bizlere şiir ve yazı göndermelerini bilhassa istirham ediyoruz.

Ayrıca bizim göremediğimiz birçok eksiklikleri, yapıcı bir tenkit üslubuyla bizlere yazıp göndermenizi de bekliyoruz.

Tarih, hayata ve kâinata müsbet bakış, insanın asli vazifesi, metafizik, sevgi ve hoş- görü, ümit ve inanç, sosyal olaylar, dünyanın gidiş çizgisi, toplumumuzun geleceği gibi ana konuları esas alarak, bizlere gönderilen şiir ve yazıları köşemizde değerlendirmeye çalışacağız.

Yalnız bazen “şiirim ne oldu, yazım ne oldu?” gibi sitemkâr mektuplar alıyoruz sizden. Yerimiz mahdut olduğu için bazı şiir ve yazıların gecikmesi sizleri siteme sevketmemeli. Sizlerden bir kardeşinizin şiir veya yazısının yayınlanması karşısında kendi yazı veya şiiriniz yayınlanmış gibi bir fedakârlık ve diğergamlık simgesi memnuniyet bekliyoruz. Sabırlı olmanızı ve bizlere yazmaktan asla vazgeçmemenizi istirham ediyoruz. Sizi ümitsizliğe sevkedecek olan her türlü yanlışlık bizi de üzer, dilgır eder.

1993 yılında yepyeni üslup ve fikirlerle bizlere sunacağınız şiir ve yazılarınızı köşemizde yayınlamaktan kıvanç duyacağımızı bildirir, mektuplarınızda, açık adres, varsa telefon numaranızı da yazmanızı arzeder, kucak dolusu sevgi ve selamlar sunarız.

BOSNALI ÇOCUKLARIN TÜRKÜSÜ

Karanlığa çalmış bulutlardır,

Yapışmış ıslak kaldırımlara.

Geceler hüznü büyütür Bosna’da

Hüzün, dinmeyen sızının ırmağı,

Akar analardan toprağa,

Topraktan analara.

Bir düşü büyütür analar Bosna’da

Acıya doğmamış güneşin düşünü

Sonra bir kurşun,

Dalar boşluğuna bütün düşlerin.

Ve sabah ezanları mahzun

Uyanmayan çocukların yalnız rüyalarında.

Benim düşüm Han’ım Sultan Murat Han

Bir mabed gibi Kosava Ovası’nda

Çocuklar doğrulmuş mezarlarından,

Hayret dolu bakışları bir Ulu Çınar’a

Bir Ulu Çınar ki bir ucu Bosna’da

Bir ucu Bursa’da...

Bülent KARAÇÖL/Kazan

Şiiriniz his yüklü, duygu yüklü, hüzün yüklü, umut yüklü. Canhıraş feryatlarına dem tutmuşsunuz Bosnalı kardeşlerimizin. Yeni söyleyişler var şiirinizde, orijinal tamlamalar var. ‘Karanlığa çalmış bulutlar, hüzün dinmeyen sızının ırmağı, acıya doymamış güneşin düşü’ söyleyişleri bunlardan bazıları. Şiiriniz serbest tarza da güzide dikkat çekici. Sizden böyle güzel şiirlerinizin devamını diler Sevgiler, saygılar sunarım.

GÜNEŞTEN ÖNCE DOĞMAK

Sabahı hergün kuşlar karşılar ve kuşlar gibi olan; yürekleri kuşlarca çırpınıp, gözlerinden yaşlar akan mü’minler. Beraberce zikrederler Rab’lerini. Diğer itaatkâr mahlûkat da onlara eşlik eder. Suların şırıltısı, sabah yelinin fısıltısına karışır. Sabahı hemen herkes sever. Ama seyme stilleri farklıdır. Elbette ki;

“Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim

Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni”

diyenler için; “Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç? diye başlayan şarkı birşeyler ifade etmez onlar için. Onlar güneşle uyanamazlar çünkü. Onlar güneş uyanmadan önce doğan güneşlerdir. Güneş onlara özendiği için doğar da diyebiliriz.

Hak ehli; bâd-ı sabâ, delisi oldukları iklimin kokusunu getirecek diye, bâd-ı sabâyla oradaki efendilerine selam göndermek için kuşlardan evvel uyanırlar. Hem zaman o kadar kötü bir yaratık mıdır ki öldürmek için bunca gayret sarfedilsin. Vaktimiz onca çok mudur ki uyku seline verelim?

Ey yorgan? Tembellerin, gafillerin sığınağısın. Zamandan kaçanların muhasebeden kaçanların sığınağısın. Ve daha kimlerin, kimlerin sığınağısın... Senin kollarına sığınmaya ihtiyacım yok. Ve ey uyku! O sarhoş edici çeşmenle ancak ahmakları kandırabilirsin. Hüşyar ruhları asla!

Onlar; her sabah akına çıkarlar ruhlarının derinliklerinde. Onlar ilim denizinde yelken açarlar ufka. Ufuk Peygambere. Ve onlar; o şemsten aldıkları ışıkla par par parlayan dolunaylardır.

Ümit İnsanı; güneşle uyanmaz. Güneş; onların üzerine doğmaz. Onlara özendiği için doğar.

Hüdayi CAN/İstanbul

Makaleniz güzel. Fakat başlık “Güneş ve Güneşler” olarak makalenin özünü tam yansıtmıyor. Onun için başlığı “Güneşten Önce Doğmak” diye değiştirdik. Bir de dördüncü paragrafın son cümlesi “onları asla” olarak yazılmış. Fakat onlar kelimesi muğlâk kalmış. Biz onu daha müşahhaslaştırmak için “Hüşyar ruhları asla!” diye değiştirdik. Sizden daha güzel işlenmiş, fikir yüklü, başlık, giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine dikkat edilerek, planlı yazılmış makaleler bekliyoruz.

Selam ve sevgiler

ÖLÜM GAZELİ

Şu dağın ardında Bosnalı çocuğa

Saçlarını rüzgâr dağıtmaya görsün,

Yıkılıyorum.

Yine giriyorsun hüzne batip içime,

Çokça lirik yürüyorsun,

Yıkılıyorum.

Yumuk yumuk çiziliyor avuçların,

Gözlerin yağmur denizi.

Bir yanardağ düşüyor yüreğime,

Yıkılıyorum.

Evrensel yüzüyle ölümün, hüznüyle,

Lirik bir yalnızlık dolaşıyor.

İçime göç ediyor gurup kuşları,

Yıkılıyorum.

Yüreğim ikiye bölünüyor gözlerin için,

Alıp gidiyorum avuçlarını

Umudumu rehin alıyor dilenciler,

Yıkılıyorum.

Sen gidiyorsun yine başlıyor akşam.

Uzuyor bulvarlar keskin bir ıslık,

Gözlerim benim mi yoksa sende mi?

Yıkılıyorum.

Gözlerin umut kapısı, ellerin meded,

Bıçak bir gecenin yaman sancısı,

Fecirler muştu değil çocuğum,

Yıkılıyorum.

Seni gökyüzüyle kefenliyorum,

Uçup gidiyorsun bir avuç.

Alıp başımı gidiyorum

Hayretin ta ortasına yıkılıyorum.

Şevki AKÇAKAYA/İstanbul

Şiiriniz, his yüklü, duygu yüklü Söyleyişiniz akıcı, berrak...

Üslubunuz güzel. Orijinal ifadeleriniz oldukça bol şiirinizde. “Lirik yürümek, gözlerin yağmur denizi, gurup kuşları, gökyüzüyle kefenlenmek” bunlardan sadece birkaçı.

Yalnız şiirinizde ümide ait bir mısra yok. Şiir yıkılmış bir insan ruhunu çiziyor, tablolaştırıyor... Doğruluşa ışık tutan birkaç mısra beklerdik bunun ardından. Ruhumuzdaki yangına serin damlalar serpiştiren ümit mısraları beklerdik. Size “Kırık Mızrap” şairinin ‘İnkisar’ ve ‘Ümit’ şiirini iyi bir şekilde incelemenizi tavsiye ediyor ve yepyeni ümidin altın ikliminde mısra mısra dokunmuş şiirler bekliyoruz sizden..

Selam ve sevgiler.

MEKKE’DE SABAH OLUYOR

Mekke’de sabah oluyor.

Mekke’de oluklardan su yerine

Kan, kir ve çirkef aktığı günler

Bir sabah oldu ki bin sabahtan hayırlı.

Hurma dallarının serin rüzgârlarıyla

Eflatunla kızılın birleştiği bir anda

Karanlık yerini aydınlığa bıraktığında

Mavi bir sabah oldu güneşin altın ışıklarıyla

Nurten EYİGÜN/Emirdağ

Şiiriniz teknik açıdan zayıf fakat his yüklü, mana yüklü mısralarınız var. Okula gitmemeniz bir eksiklik değil. Aslında okula gidip de okuyamayan, gerçeği görmeyen, çevreye, kâinata kör bakanlar da var. Zaten Yunus, bu hususta gerçek okumanın insanın kendini bilmesi kendini okuması olduğunu dile getiren şu mısraları fısıldar kulağımıza:

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır.

Size, Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Esselam’ isimli şiir kitabını ve M. A. Şahin’in de Kırık Mızrap’taki veladet ile ilgili şiirlerini okuyup incelemenizi tavsiye ediyoruz. Umarız ki size bu tarz şiirler hakkında ışık tutacaktır.

Selam ve sevgiler sunarız...

YALNIZ GECELER

Yalnızım yine geceler kadar,

Sükût eden heceler kadar yalnız.

Kalksa üstümden cismimin ağırlığı şimdi,

Bıraksam geride eşyayı, delsem zamanı,

Bütün gece rüzgâr olsam, gezsem üstünde şehrin.

Bütün dostlara anlatsam bir bir derdimi

Kelimelerin acizliğinde bir kaç damla gözyaşı

Derdin giriftliği ıslatsa yüzümü.

Vuslat anında ümitler yetişmeyecekse bana,

Yetişse ölüm, mum gibi erimeden hiçliğe

Sonra sırtlansa, cismini toprağa atmış ruhumu

Hesaplardan da sıyrılıp.. ve sonra Cemalullah...

Hayal ümidin ufuk ötesini bulursa böyle

Yapmamanın yanında bilmenin dev dişleri,

Yine kemirir içimi ince ince.

Solar yüzümde tayfları tesellilerin,

Bir şiire kalır sade, dilimde yalnız gecelerin;

Yalnızım yine geceler kadar,

Sükût eden heceler kadar yalnız.

Mustafa ŞENKARDEŞLER

Şiiriniz, bir yalnızlığın yakıcı seranatı şeklinde işlenmiş. Kafiye yok ama duygu yoğunluğu her mısrada hissediliyor. Zaten şiir, bir gerilim işidir. Metafizik teli gevşek bir gönül sazından, ahenkten uzak, kulak tırmalayıcı sesten başka ne çıkar? Onun için bir Arap şairine “niçin şiir yazıyorsun” diye sormuşlar. Şairin verdiği cevap oldukça enteresan ve kısa: “İnsan nefes almadan yaşayabilir mi?” Şiir bir teselli olur bazen insana. Sayfalarla kalemden dökülen kelimeler vasıtasıyla konuşur insan. Bu sohbeti, beyaz sayfalar kadar temiz bir gönül buluncaya kadar sürer şairin. Onu bulunca ilhamlarını artık muhatabının tertemiz sinesine boşaltır mesihi nefes gibi. Diriltici soluklarını onun yüreğine gönderir. Vicdan sayfasına yazar şiirlerini. Sizin, yalnızlık ızdırabını sayfalarla dertleşmeniz gayet normal. Bu hususta size sizi anlayabilecek süt beyaz renginde tertemiz bir sine bulacağınız ana kadar beyaz sayfalarla dost olun, onlarla dertleşin ve sonra da o güzide dostlarınızı bize gönderin diyor, selam ve sevgiler sunuyoruz.