Sızıntı Arşivi

Mayıs 1991 · s. 186 · 9 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Sızıntı · Edebiyat

RÜYADAKİ GİBİ

Dün,

Geç vaktinde gecenin

Bir nur indi gülerek

Bir melek olsa gerek.

Ak giysiler giyinmiş

Ak gül takmış göğsüne

Elinde ak güvercin.

Bir yanında cin vardı

Öbür yanında peri

Biri çarpmak istedi

Biri korudu beni.

Nice sonra farkettim

Ak sakallı bir piri..

Arkasından gülüyor

El ediyordu bana.

Sonra ? Sonra bilmem ne oldu

Sabah ezanı vakti

Günün ilk ışıkları

İnerken sokaklara

Gitti geldiği gibi

Ağır ağır, gülerek

Gönlümü de ardından

Götürdü uzaklara.

Mehmet Arıca/İzmir

Şiirinizde imaj tazeliği var. Yeni söyleyişlerle örmüşsünüz mısralarınızı. Şiirin bütünlüğünde de aynı sesi, ritmi hayale resim çizen öğeleri tek tek görüp hissedebiliyoruz. Y. Kemal "in "Mehlika Sultan" isimli şiirinde olduğu gibi burada da hayali imajlar gerçeğe gamze çekiyor, ışık tutuyor . Yalnız cin ile peri aynı cins varlıklar olduğunu belirtiriz. Biz şiirin ahengi bozulmaması için o mısralara dokunmadık. Onları aydınlık ve karanlık, iyilik ve güzellik, melek ve şeytan gibi zıt varlıklar kabul edip öylece bıraktık. Sizden muhtevası daha dolgun, dış örgüleri sağlam, ses ve ritim yönüyle ruha inşirah veren şiirler bekliyoruz selam ve sevgiler.

İLKBAHARIN DOĞUŞU

Dualar çıkarken dudaklarımdan

Gözyaşları damladı avuçlarıma

Arzular perde perde çıkınca göğe,

Oradan müjdeler yağdı gönlüme.

Günler gecelerce bekleyip durdum,

Aşığım aşkımdan yanıp kavruldum,

Tam ümit güneşim kayboldu derken,

Oradan sevgiler yağdı gönlüme.

Gönül bahçemdeki çiçekler soldu,

Kuşlar sefer sefer yola koyuldu,

Yeniden bir kışa merhaba derken,

Oradan ilkbahar doğdu gönlüme.

Fatma Bozkurt / İSTANBUL

Şiirinizde iç ritim gayet güzel. Akıcı bir dille dile getirmişsiniz duygularınızı. Fakat şiirinizde dış çizgilerde belirginlik yok. Olgun bir üslûba ulaşamamışsınız. Kafiye örgüsü zayıf kalmış. İç musikisi ile şiirin dış ahengi arasında bir denge kurulmalıdır. Şiirin sadece bir müzikalite olarak görmek onun estetiğine önem vermemek hiçbir sanatçının tasvip etmediği bir husustur. Bu iç ahenk ve dış estetiği ayni şiirde nakış nakış dokumak için N. Fazıl - Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas'ın şiirlerini iyice tetkik etmelisiniz. Sizden yeni güzide şiirler beklediğimizi bildirir sevgi ve selâmlar sunarız.

SEVGİ

Sevmek ve sevilmek birbirine çok yakın anlamlı kelimeler.. Bunların asıl kaynağı gönüldeki sevgi bahçesi... Hayatın özü ve mayası olan bu kelimeler insanı insana, insanı hayata bağlayan muhtevası hayat iksiri olan birer kaynaktır.

Kimileri sevgi deyip dağları delmiş. Kimileri sevgi deyip çölleri aşmış. Kimisi de bu uğurda ömrünü vermiş. Hayatın zikzaklı yollarında sevgi adına elleri dikenlerden kanarken gönül bahçelerinden hep güller dermişler.

Sevmek herşeyden önce bir diğergamlıktır. Fakat sevgi öyle bir kaynaktır ki, sevdikçe artar, sevildikçe çağlar.. Sevmenin sevilmenin şart olduğunu bilelim. İnsanın sevilmeye layık olduğunu da..

İnsanı insan olduğu için sevmek.. Başka hiç bir düşüncenin bu sevgiye gölge düşürmesine fırsat vermeden sevmek.. Sevmek evet daima sevmek gerekir. Karşılık beklemeden, yılmadan usanmadan...

Sevdikçe artan, arttıkça coşan bu kaynağı sevgiye susamış, dudakları çatlamış insanların huzur ve saadeti için bir kaynak misâli her gün her saat her dakika dağıtmak. Ne kaybettirir insan olan insana bu duygu. Fakat çok şey kazandırır. Hem de çok... Sürekli sevgi tohumu ekenin günün birinde çevresinin bahara döndüğünü görmesi kendisi için en büyük mükâfat değil midir? Öyleyse sabırlı çiftçiler gibi yağmur demeden, kar demeden, bahar demeden, kış demeden çevremize sevgi tohumları saçalım. Ve bir gün göreceğiz ki, çevremiz gülşene dönmüş bülbüller serzakirin çevresinde tatlı bir ritimde şakımaya başlamış ve kurtuluş baharı her yöreyi sarmıştır.

Gökhan Zengin / ANKARA

UFKUMDAKİ SEHER

Sen, Ufukların ötesinde bilinmezdesin,

Bülbülün nağmelerindeki, gülün nazındaki sensin.

Medar-ı sürurumuzsun, mesrur etmeye yetersin,

Bir tılsımlı esasın sen, Ufkumdaki sehersin.

Nursun sen. Sonsuzluk muştusunda varsın.

Yüce idealimsin, Kaderimdeki yar, yüreğimdeki nârsın.

Kulağımdaki sedasın sen, gözümdeki ziyasın

Bir tılsımlı asasın sen, ufkumdaki sehersin.

M. Nur Saraç İZMİR

Şiiriniz güzel, Kelime seçiminizdeki hassasiyetiniz düşünen bir kişiliğe sahip olduğunuzu gösteriyor. Şiirinizin son dörtlüğü ilk iki dörtlüğü kadar çarpıcı gelmedi bize. Onun için ilk iki dörtlüğünü örnekledik köşemizde. Şiirdeki sesi kısmen yakalamış olmanız sizde ümit var olduğu hususunda bizi ikna etti. " Gülün nazı, kaderimdeki yar, Yüreğimdeki nar"gibi orjinal söyleyişlerinize benzer deyimlerle örülmüş değişik imajlar yansıtan şiirler bekliyoruz sizden. Selam ve sevgiler sunuyoruz .

ŞAFAĞA ÇEKİLEN GÖLGE

Muştu uçurdu turnalar,

Yaralı kan tüten kanatlarıyla

Göz kırptı güvercinler

Kıvrım kıvrım mavera akşamlarıyla.

Hasır örüldü kanatlardan

Son kez yürürdüm sabah kapılarına

Çığlık indirdiler burçlardan

Sevgi gölgesi çektim şafaklarına.

Dünkü kanatsız turnalar,

Yorgun buluttan düşerken damla

Şimdi uçmaya durdu duygular

Yıllardan örülmüş bir akşamla.

Ö. Cevdet Şahinoğlu

Şiirinizde imaj tazeliği var. Yeni bir şiir iklimi örmüşsünüz mısralarınızla . Yer yer söyleyişiniz bir bilmece şeklini alsa da duygu ve düşünceleriniz bazı çizgileriyle belirginlik kazanmıştır. Yanlız ahenge daha da dikkat etmelisiniz. Zira büyük şiir ustası Y. Kemal bakın ne diyor: Üstâd elinde serteser ahenk olur lisan Mızraba ses verir kelimâtıyla tel gibi. Elham duyulmadıkça belâğatgiren gelir. Lâf-ü güzâftan mütehassıl kesel gibi.

Yani ahenk olmayan şiire şiir denmez. Mısra teline dokununca bin bir nağme yükselen şiirler bekliyoruz sizden. Ses dolu, ritim dolu, orjinal imajlar çizen şiirler. Sevgi ve selamlar sunuyoruz

ISSIZ SESSİZLİK

Öksüz bir yavruydu

Çaresizliğin ıssız sokaklarında

Yapayalnız ağlayan

Buruk ateş dalga dalga

Hüznün acı sularında

Uzaklaştıkça kabaran...

Sessizliğin ayak sesleri

Kıpkızıl diken tarlalarında

Sinelere saplanan...

Gözyaşlarına bürülü kan

Yudum yudum kalb dudaklarında

Sancılı ah ü efgan...

Sıcak bir tebessümdü

Zaman ötesi gül bağrında

Hafifçe başını okşayan

Musa HOP

Şiirinizi ve ardındaki hafif sitem çıtlatması pusulanızı okuduk. Biz zaman zaman HİS VE DÜŞÜNCE UFKU köşemizin yoğun bir çalışma ritmi içinde olduğumuzu belirtiyoruz. Elimizdeki şiir ve yazılar o kadar çok ki hangisini yayınlayacağımızı şaşırdık. Durmadan gelen şiirler ve çok eski tarihlerden beri elimizde yayımlanmayı bekleyen yazılar belki gelecekte bu köşemizi daha da genişletmemize veya bir ek çıkarmamıza sebeb olacak.. Sizlerden bizlerin istirhamı biraz daha sabırlı olmanız. Gönderdiğiniz şiir ve yazılarda biz sizlerin bekleyiş içindeki yüreğinizi de görür gibi oluyoruz. Yani gönüllerimiz sizinle beraber aynı duyguları taşıyor, en az sizin kadar arzu ediyoruz güzide eserlerinizin ya-yımlanmasını. Şiirinizi hiç bir düzeltme yapmadan yayımlıyoruz. Gün geçtikçe daha mükemmel şiirler alıyoruz sizden. Demek ki sabır ve bekleyiş bazen sizin olgunlaşmanıza ve güzide eserler ortaya dökmenize sebeb oluyor. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz selâm ve sevgiler sunuyoruz..

İŞLEYEN ZAMAN

Saatler işler, zaman işler

Saatler durur zaman işler.

Zaman yorulmaz, bitmez, tükenmez,

Zaman ki oluş ve bitişlerde sönmez.

Tarif edemez zamanı kimse.

Arife tarif gerekmez,

Zamanla bütünleşmiş ise.

Zaman oluşlarda bitiş, bitişlerde oluş.

Geçmişte tarih, gelecekte yokluk

Dengede oluş, gayride soluş.

Allah zamanın efendisi

Zaman ölümün ta kendisi.

Murat Günyal/İSTANBUL

Şiir estetik kaygıyla muhteva kaygısının odağıdır. Her iki ışın hüzmesi kesişirler ve karizmatik bir eser çıkar ortaya. Sizin şiirinizde de bu muhteva ve ritim güzelliği var. Kesin görüş ve sonuca kestirmeden giden fikir ışınları mevcut. Mısralar bu ışınların içinde yürüyor gibi, kelime kelime, satır satır. Zamanı bir çok tarifiyle şiirinizde çerçevelemek istemişsiniz. Ve bunu da kısmen başarmışsınız. Necip Fazıl ve Ahmed Hamdi Tanpınar'ın şiir dünyasında sık sık rastladığımız bu temlerin gizli hazinesini mısraların sihirli anahtarıyla bir kere de siz açmaya çalımışsınız. Estetik kaygı ve muhteva kaygısının odağında parlayan inci misâl bir şiir sunmuşsunuz bize. Daha olgun muhtevalı ve dış çizgileri estetiğin en ince altın ve gümüş telleriyle örülmüş şiirler bekliyoruz sizden.. Selâmlar sevgiler...

YILLAR SUREN UYKU

Güneşin ardında getireceği

Eteğine sarılacağımız

Meçhul rehberi

Bekliyordum üç asırdır

Rahmet damlalarını

Kucaklıyordum dün

Yüreğime düşen ilk damlada

Hissettim Beklediğim yiğidin

O olduğunu

Hayret... nasılda uyumuşum

Yıllardır...

"Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum. "

Hakan Akıllı/İZMİR

Hasretinizi ne güzel dile getirmişsiniz. O rehbere. Mısra mısra örmüşsünüz ayrılık ateşinizi şiire. Böylece korlardan mısralar oluşmuş. Okuyanı tam kalbinden vuran yakıcı mısralar... Bizler de yıllar yılı, o rehbere hasrettik Ey Şair. Bizler de içimiz yana yana hep o öncüyü, kılavuzu bekledik. Fakat bulunca da kıymetini bilemedik. Keşke onun yoluna taş toprak olabilseydik. Keşke onun uğrunda bin canımız olsa feda edebilseydik. Şimdi o rehberi gözleri yaşlı bizlerden ayrı bıraktık yolların ayrımında. Kollarını makas gibi açan kılavuzun Bu cadde çıkmaz sokak" diyen öncünün yüreğini dağladık ve zorla daldık o karanlık dehlizi hatırlatan dar sokaklara. İnşaallah aklımız başımıza gelir de bulduğumuz yerde tekrar kaybetmeyiz onu. Sizden daha nice güzel dopdolu muhtevalı şiirler bekliyoruz... Selâmlar.

GÖNÜL DOLMALI

Bir yol vardır görülmez engelleri bilinmez

Kuru ağaç eğilmez, eğriler doğru bilmez

Nefse savaş kolay mı Rahman'a aşk kolay mı?

Kâmil olmak kolay mı varın koymayan bilmez

Aşksız kalb taşa benzer taşta mahsûl olur mu?

Riya ateşe benzer ateş acımak bilmez

Kâğıt ateşte yanar sağnak kimi dem yağar

Sıvı soğukta donar çelikse donmak bilmez

Mü 'min gönlünü yıkma bindiğin dalı kırma

Yürüre çelme takma, iyi kalb kibir bilmez

O gönlün içi boşsa kanatsız bile uçsa

Günce yüzünü yusa, temizlik nedir bilmez.

Kenan Öztürk / ISPARTA

Şiiriniz muhteva yönüyle çok yüklü. Duygu ve düşüncelerinizi bazen nasihat şeklinde, bazen de nefsinizi ikâz şeklinde sunmuşsunuz- Fakat dış örgü, kafiye şeması ve redifler zayıf. Belki "Ben kafiyeli şiir yazmak istememiştim" diyeceksiniz. Öyleyse şiirinizi serbest tarzda denemeniz gerekirdi. Çünkü şiirinizin akışından kafiye ve redif yapma isteğiniz ortaya çıkıyor. Fakat yer yer tam yerini bulamamış kafiyeler ve redifler sizin daha ilk şiriniz olduğu intibaını veriyor. Halbuki siz bu şiir üzerinde biraz daha düşünseydiniz, biraz daha uğraşarak, emek sarfederek şiirde bazı düzeltmeler yapsaydınız usta bir kalemden çıkmış kadar mükemmel olabilirdi. Evet biz zuhurata tamam diyoruz. Fakat sonradan bazı düzeltmeler gerekiyorsa bunları ihmal etmemek şartıyla.. Yoksa hiç bir şiirin dokunulmazlığı yoktur. Yazıldıktan sonra yıllar geçse de üstünde düzeltmeler yapılabilir. Zaten şair bu genişliği içinde duyandır. Yoksa daha ilk adımda mükemmele ulaştığını zanneden bir şairin şiir ömrü çok kısadır. Size tavsiyemiz şiirinizi yazdıktan hemen sonra göndermeyiniz. Bir müddet dinlendirin. Tekrar tekrar okuyup üzerinde bir kuyumcu hassasiyetiyle çalışın ve bize sonra gönderin. Yeni şiirlerinizi bekliyor selâmlar sunuyoruz...

ALTIN NESİL

Bir gençlik yirminci asır karanlığında

Silaha karşı nurla çıktı

Üstünü kapatmışlardı beton yığınlarıyla

Yeşerdi çıktı betonu yara yara.

Bilirsiniz ki. Hak ve hakikat karşısında

Mağlup olacaktı, küfür anında.

Bu gençlik ki sıkı sarıldıkça nura

Elbet yıkılacaktı küfür anında.

Aytekin Meçhul/BURSA

Şiirinizin ilk dörtlüğünün imajı pek güzel bir teşbihle noktalanmış. Fakat son dörtlükte sıradan söyleyişler var. Fakat sizde de güzel bir şair olmaya istidatlar var. "Betonu yara yara yeşeren bir filiz" tabiriyle ışık tutmuşsunuz buna. Daha olgun, muhtevası çeşitli buutlara açılan, ritim yönüyle kaliteli, tekniği sağlam şiirler bekliyoruz sizden..

AKŞAM VE SABAH

Akşama doğru bakarken pencereden dışarı

Solmuş gibi bütün renkler, her şey san

Hayat durgun, ağaçlar yorulmuş salınmaktan

Kuşlar susmuş, rüzgârsa dinmiş

Akan suda bile bir durgunluk var.

Güneşin yorgun ışıklarını kesen yıkık bir duvar

Duvar gölgesinde bile siliklik var

Şimdi güneş de çekiliyor kendi köşesine

Kulaklar hasret kuş cıvıltısına, çocuk sesine

Tufan öncesi sessizliği andıran hayat içinde.

Bir telaş var bütün durgunlukta.

Sanki, sabaha yaşanacak canlılığın heyecanı.

Bir ses işitilir bu sessizlikte,

Sabaha okunacak şarkının bestesinden.

Bir ışık görülür bu karanlıkta,

Sabaha doğacak güneşin pırıltısından.

Fatih ÇİLEKİŞ

Sizde müthiş bir hayal gücü var. Fakat az okuduğunuz belli. İmajlarınızı daha olgunlaştırmak, muhtevayı daha güçlü kılmak için çok okumalısınız. Ahmet Haşim bizde hayale resim çizme yönüyle en usta şairlerdendir. Bunun yanında müzikalite yönüyle Y. Kemâl'in şiirleri birebirdir. Mehmet Akif'te ise ruhun coşkunluğu ve imanın abideleşmesi görülür. Size tavsiyemiz bu şairlerin bütün şiirleri olmasa da birkaç şiirini dikkatli bir şekilde tetkik etmenizi öğütlüyoruz. Bizi hayal ufkunda dolaştırırken gerçeğin kucağına ulaştıran hayal-gerçek örgüsü mükemmele ermiş şiirler bekliyoruz sizden. Selâm ve sevgiler sunuyoruz..

ŞAFAĞA ÇEYREK KALA

Çilekeş bir ruh, sancı çeken bir zihin

Dudaklarında ızdırabın sessiz çığlığı

Gözlerinde kavisli halkaları çilenin

Yüreğinde hasretin sabır sancısı

İnci tanesi gözyaşların yıkıyor çehreni

Başın, arasında iki elinin

Bir sevda uğruna bütün düşüncelerin

Sitemkâr olma Şafağa gebe her gece

Susamış gönüllerin üstünde

Tulü edeceksin bir gün sesizce

Yangınları söndürecek gözyaşların

İnletecek arşı azamı iniltilerin

Rahmeti soluklayacak herbir rüşeym

Hakikat çiçekleri yeşerecek ızdırâb bahçende

Gölgeni hissediyoruz, tutkunuz sana

Şafağa çeyrek kaldı inanıyoruz buna.

Murat Kurtaran / ANKARA