Mayıs 1995 · s. 174 · 4 dakikalık okuma
Hiper-Metin
Yusuf Alan · Fen Ve Teknoloji Dünyasından

Bir insan hayatı boyunca kaç makale ve kitap okuyabilir? Kaç tanesinden haberdar olabilir? En azından kaçı hakkında özlü bir malumata sahip olabilir? Birkaç yüz ile birkaç bin arasında değişen bir ortalama, bu soruların cevabıdır.
Geçmişte bir insan farklı sahalara vâkıf olabiliyordu, zira mevcut eserler insanları boğacak sayıda değildi. Günümüzde ise bırakınız farklı sahaları, bir sahada bile neyin nerede olduğunu öğrenmek büyük mesele. Bir kere belli bir alanda araştırma yapan insanlar, dünyanın dört bir yanında olabiliyor. Öncelikle birkaç yabancı dile hâkim olup bu insanlarla iletişim kurmamız, en azından eserlerine ulaşabilmemiz, hususi bir mevzuda neler olup bittiğini idrak etmek için de yüzlerce makale ve kitabı mütalâa etmemiz gerekiyor.
Peki, bu süreci hızlandıramaz mıyız? Sürat çağında yaşadığımıza göre hızlı öğrenmeyi öğrenmek mecburiyetindeyiz. Sadece bir sene içinde basılan binlerce dergi ve kitap ve bunların içindeki milyonlarca makale, bardaktan boşanırcasına üzerimize yağıyor. Sudan çıkmış şaşkın balığa dönmemek için istif istif yığılan bilgilerin özüne vakıf olmamız şarttır. Ancak bu irfana ulaştıktan sonra dünyayla rahat diyalog kurabiliriz.
Hiper-metin, bu irfana ulaşmayı kolaylaştıran bir metot olabilir. Hiper-metin, elektronik ortamda vazıh, sesli ve görüntülü metinlerden oluşan bir ağdır. Bu ağda bilgiler öz halinde ve dağınıklıktan kurtarılarak bilgisayar teknikleriyle takdim edilir. Umumi sahalar altında hususi mevzular dallanıp budaklanır. Herbir mevzu, meselenin mahiyetini özetleyecek kısa metinler ihtiva eder. Muhatap, mevcut malumatın kâfi gelmediğini düşünürse detaya inebilir. Birbiriyle alâkalı metinler, olabildiğince irtibatlandırılır. Böylelikle hiper-metin âlemine giren bir araştırmacının zihninde, mevzuyla alâkalı sağlam bir alan oluşur. Mukayeseli fikirler yardımıyla anlaşılması zor noktalar kısa bir süre içinde açıklığa kavuşur. Multi-medya imkânları ve bilhassa farazî görüntü (virtual reality) teknikleri, farklı hislere hitap ettiği için öğrenmeyi, “sağlam referanslar”dan istifade edilerek yapılan yorumlar da anlamayı kolaylaştırır (Drenler. 1990).
Hiper-metin sistemiyle bilgileri toplayıp tasnif etmek çok daha kolaydır. Şu an “Internet” adlı global bilgisayar ağındaki elektronik serbest kürsüler benzeri oluşturulacak hiper-metinler, her türlü görüş ve tenkide açık olacak, bu yüzden de çok hızlı gelişecektir. Hiper-metin farklı görüşleri biraraya getireceği için toplumun iletişim ve istişare hızı da artacaktır.
Zihnimizde çağrışımlar cirit atar. Herbir kelimenin veya kavramın hususi bir semantik (mânâ) ağı vardır. Bu ağ içindeki farklı çağrışımlar sayesinde o spesifik kelime ve kavrama belirli bir anlam yükleriz. Fikirlerimiz bu süreç içinde ortaya çıkan kontekslere, yeni makam ve muhtevalara göre şekillenir. Hiper-metinlerin kullanılmasıyla çağrışımlar zenginleşecek, makam ve muhtevalar sağlamlatacak, mânâlar da çok boyutlu ve renkli olacaktır.
TV gibi medya vasıtaları, durum hadiseleri aktarırken gerekli makam ve muhtevayı detaylı bir şekilde tasvir edemez, mânâyı sınırlandırır. Hiper-metin sisteminde ise muhteva olabildiğince genişler. İnsanlar global ve holistik (küllî) bir bakış açısı kazanabilir. Taklitten kurtulup tahkike ulaşmanın bir yolu hiper-metinler hazırlamaktır.
Eğitim ancak epistemik tecessüsü, yani bilme ve anlama merakını, uyandırdığı zaman tesirli, hızlı ve zevkli olabilir. Ancak, şu anki eğitim sisteminin, şahsî zevkleri, bilgi ve tecrübe birikimini gözardı eden tekdüze bir sistem olduğu görülmektedir. Eğer talebeler, istedikleri zaman ve hiç utanç duymadan, kendi seviyelerine göre gelişen bir hiper-metin yardımıyla mütalâa ve tefekküre alışırlarsa bu sistemlerin müptelası olacak, başlangıçtaki uzun mesafeyi çok kısa zamanda katettikleri için daha sonra irfan ve hikmete ulaşırken yapacakları derinlemesine tetkik ve tahkiklerle de Yaratıcı’nın güzel isimlerinin sonsuz mânâlarını kavrama yoluna gireceklerdir.
Hiper-metin yazı ve matbaanın icadına yeni bir boyut getirecektir. Dağ gibi kitap yığınları arasındaki bilgilerin özetlenerek hiper-metin sistemlerinde sınıflandırılmasıyla talebeler, yazarlar, araştırmacılar, idareciler ve belki de isteyen herkes, üzerinde tefekkür ederek irfana ve ilme ulaşılacak şeye (bilgiye) günler, aylar hatta yıllarca beklemeden, “ışık hızında” ulaşacaktır. Belki de o zaman, seneler süren tahsil hayatımızın çehresi tanınmayacak kadar değişecektir.
Bediüzzaman Hazretleri medrese tahsili esnasında başkalarının yıllarca sürede te’lif ettikleri eserleri iki üç ay içinde özet olarak incelemiştir. Hocası Şeyh Mehmed Celâli Hazretleri niçin böyle yaptığını sorunca şöyle cevap vermiştir;
“Bu kadar kitabı okuyup anlamaya muktedir değilim. Ancak, bu kitaplar bir mücevherat kutusudur, anahtarı sizdedir. Yalnız sizden şu kutuların içinde ne bulunduğunu göstermenizin istirhamındayım, yani bu kitapların neden bahsettiklerini anlayayım da bilahare tab’ıma (adetime) muvafık olanlara çalışırım.” (Nursî, 1987:33).
“Üstad Hazretleri, cild cild eserlere ömrü ve hafızayı vakfetme yerine, hayatta tatbik kıymeti olanların gayelerini hülasa olarak bilmek ve öğrettiklerinin bünyesinde istikbale ait malumatın ve tetkikatın anahtarı olabilecek mahiyettekileri tercih etmiştir.” (Kutay, 1994:48).
Şu halde “icraat” imkânı sağlayacak malumatın, bilgi dağlarından özet bir şekilde derlenmesi, cazip hiper-metinler halinde talebelere takdim edilmesi gereklidir. Bu iş için eğitimci, bilgi mühendisi ve editörlere ne kadar büyük bir vazife düştüğü açıktır. Ancak bu sıkıntıya katlanılırsa, elde edilen neticeler herkesi kat kat tatmin edecektir.
BBC’de yayınlanan bir programda farazî görüntü teknikleriyle hazırlanmış bir hiper-metin sistemi anlatıldı: Talebe, taktığı özel bir gözlük ve kulaklık yardımıyla birden kendisini bambaşka bir âlemde buluverdi. Bu hiper-metnin konusu İngiltere tarihiydi. Asırlar süren bir devre, önce çok genel, sonra gittikçe özel bir şekilde takdim ediliyordu. Talebe istediği konuyu seçebiliyordu. Mesela Liverpool’ın 1850’lerdeki ekonomik ve sosyal durumu kısa metinler, slaytlar, küpler eşliğinde sunuluyordu. Göze ve kulağa hitap eden bilgileri takip etmek, anlaşılması zor gelen noktalarda daha detaylı bilgilere ulaşmak, en azından heyecanlı bir film seyretmek kadar zevkliydi.
Bilme, anlama, yaşama ve yaşatma hazzımızın en kısa zamanda artması temennisiyle..
KAYNAKLAR
—Drexler. K. Eric 1990). “The Network of Knowledge”. Engines of Creation. London: Fourth Estate. ss. 217-230.
—Kutay. Cemal (1994). “Ufukta görünen nurlu yol”. Yeni Dergi, Sayı: 4.
—Nursî, Said(1987). Tarihçe-i Hayat. İstanbul: Envar Nesriyat