Sızıntı Arşivi

Ekim 1997 · s. 407 · 1 dakikalık okuma

Hiç Eskimeyen

Sızıntı · Şiir

HİÇ ESKİMEYEN

***

Ezelden ebede uzayan ibrişim atlas,

Bulutlar gibi serin, yağmurlar gibi berrak;

Rengi, deseni, şivesiyle dünyamıza has,

Tıpkı Cennetteki süt ırmağı gibi ap-ak...

O bir anlık ümit değil, sürüp giden huzur,

Ruhları semâya taşıyan her yol O’nda..

O’nu tanımak kuvvet, O’na sığınmak nur;

O iklime girenlere sürprizler ard arda..

Taptaze mesajlarıyla hep ilgi odağı,

Cebrail’in ağız suyu var mürekkebinde;

Zümrüt tepeleri sonsuzla halvet otağı;

Atmosferinde şeytan künde üstüne künde...

Varlıkla Yaratan arasında en yeni sır,

En canlı beyan O’nun sesi, O’nun soluğu;

Bu sırra teşne gönüller elpençe ve hazır,

Ufuklarında hep uhrevilik buğu buğu.

Bahar patlayışı var vaad ettiği günlerde

Ve ebedî var oluş hedefteki emeli;

Yollar sonsuza açılır O’nunla her yerde;

Duyulur yol boyu dost bahçelerinin yeli...

Yıllar hiçlik içinde damla damla erirken,

O’nda ne bilinmez bir zevke dönüşür zaman..

O en sürpriz mesajlarla gelmişti gelirken,

Altın nefesi en onulmaz dertlere derman.

O’nun ikliminde ruhtan feryat işitilmez,

Aşkla yananlar vuslat ümidiyle serinler..

Her mevsim kış olsa da onda hazan bilinmez

Ve ölümsüzleşir o çerçeveye girenler..

Yürürler sonsuza ellerinde berâtlar,

Vuslata erer ve halvet umarlar her yerde;

Hiç yorulmadan hep uçar bu ışık kanatlar,

Aşarlar, aşılmaz meçhulleri perde perde...