Sızıntı Arşivi

Temmuz 1989 · s. 24 · 3 dakikalık okuma

Hendesi Ruh

Şemseddin Nuri · İnceleme

tem89

Şemseddin Nuri

Bütün içtimaî hadiseleri ve geçireceği merhaleleri sadece iktisadî sebeblere dayandırmak, insan gibi muhteşem bir varlığı yalnız mideden ibaret kabul etmek kadar temelsiz bir düşünce ve bir hezeyan belirtisidir. Aslında alaycı bir gülüş ve tebessümün dahi, hakkında israf sayılması gerektiği bu saçmalık, ne yazık ki, belli bir zaman dilimi içinde coğrafik sınırları aşan çapta bir çalkantı meydana getirmiş, hatta ilk oluşum devresindeki heyecanlarını yatıştırdıktan sonra devlet yıkıp devlet kuran bir güce ulaşmıştır.

Başlangıcı itibariyle nesepsiz olan ve neticesi itibariyle de kısır kalmaya mahkûm bu zihniyet, hep düşük yapan geometrik kafanın cazibesine kapılarak devamlı surette analizle uğraşmış, fakat bir türlü senteze sıçrayıp yekpare hakikata erememiştir. Çünkü o, kemmiyetten başka bir değer tanımamakta ve tabiatta, maddeye akseden yönünü gördüğü yeknesak kanunları bütün içtimai hadiselere de teşmil etmektedir. ' 'Bu bütünüyle yanlıştır" demiyoruz; fakat hemen hemen bütüne yakın bir ölçüde eksiktir. Zira, bir varlığın vücuda gelmemesi için yeterli olan tek bir şart onun vücudu İçin de yeterli kabul edilemez. Mide, insandan bir parçadır, ancak insanın bütünüyle kendisi değildir. İçtimaî hadiselerin teşekkülünde iktisadî şartların elbette bir tesiri vardır; ama içtimaî hadiseleri bütünüyle ona bağlamak affı mümkün olmaz bir hatadır. Kanaatımca bu hatanın birinci sebebi de hadiseleri perakende olarak değerlendirmektir. Sözün burasında, körlerin "fil tarifi"ni hatırlatmakta, meseleyi müşahhas hale getirmek bakımından fayda vardır.

İçtimaî hadiseler bir organizma bütünü hüviyetindedirler. Buradaki çoğul ifademiz, ayrı ayrı uzuvların varlığına işaret etmek içindir. Aralarındaki irtibat, sebeb—netice münasebeti dolayısıyla değil, sadece aynı hayat düğümüne bağlı olmaları itibariyledir. Bu hakikat anlaşıldığında, "Maddeci tarihi determinizm"in nasıl yanlış bir saplantı olduğu ve bugüne kadar verilmiş hükümlerin insanımızı hangi yanlış noktalara ve nasıl getirdiği bütün açıklığıyla görülecektir. Kalbler Rahman'ın elinde olup O'nun istediği yöne evrilip çevrildiği gibi, günler de İlahî Kudret'in elinde tesbih taneleri gibi dönüp durmaktadır. Bu mikro va makro âlemlerin karşılıklı tesirleri hadiseler ırmağının sebebler kaynağıdır. Irmaktan akan suyun itici gücünü, arkadakinin öndekini sürüklemesi şeklinde anlamaktan ziyade suyun bizzat yapısındaki seyyaliyette aramak ne derece mantıklı ise, akıp giden hadiseleri de aynı gerçeğin perspektifinde değerlendirmek, o derece akıllıca bir hareket tarzı olacaktır.

Madde ile mânâ elele; ruh cesedle içice; kemmiyet keyfiyetin bir adım arkasında; kalb ve kafa omuz omuza olmadıkça, "taazzuv" ile "teşkilât" arasındaki mahrem farkı gün ışığına çıkarıp hadiseleri bütün çıplaklığıyla müşahade edebilme ve neticeyi ifadedeki yanılma payını asgariye indirme sözkonusu olmayacaktır.

Biz, "Doğu-Batı Sentezi" şeklindeki bayat teklifi tekrarlıyacak ve, bulutlar üstünde dolaşan, cazibesi müphemliğinden ileri gelen realiteden nasipsiz bir sürü laf edecek değiliz. Teklifimiz gayet kısa ve nettir: O da Kur'an'ın yirmiüç senede tamamlanmasıyla, herhangi bir organizmanın evvela bir bütün olarak taazzuv edip, daha sonra yine bir bütün halinde tekemmülündeki hikmetin anlaşılmasıdır.

Kendisine ilahî kudret verilen Zülkarneyn'in, doğu-batı seferinin akabinde, ve Yecüc-Mecüc denen kargaşaya karşı yapacağı şedden öte Redm'in* binasında iki tepenin birbirine müsavi olmasını bekledikten sonra, daha önce karıştırıp mezceddiği terkibi körükleme emrini vermesi, zannederim yukarıda ifade etmeye çalıştığımız hikmetle yakından alakalıdır.

Buraya kadar söylediklerimiz kabul lütfuna ermişse, içtimaî hadiselerin yorumunu bir vazife kabul eden sosyolojinin literatürüne yeni bir kavram ilave etme zarureti de kendiliğinden doğmuş olacaktır: Eşya ve hadiselerin analiz ve sentezinde insana yeni buudlar kazandıracak olan bu yeni kavram "Hendesî Ruh" tabiridir ki, Zülkarneyn—meşreb olmanın başka bir adıdır...

* Redm: Hz. Züikarneyn'in yapacağı sedden daha muhkem yapının adı.