Aralık 1995 · s. 503 · 1 dakikalık okuma
Hazan
HAZAN
Yorgun gözlerle yaşanan bir solgun macera,
Çarpar kulaklara poyraz gibi ara ara,
Ağlar bütünüyle bahar şi’rinin gülleri,
Sessiz bir melâl sarsar koylarda bülbülleri,
Hüzünle buğu buğudur artık şadırvanlar,
Ve kısar nâzenin boyunlarını kuğular,
Ovalar yasla inler, dağlar hicranla ağlar;
Mavi, yeşil, pembe, turuncu karalar bağlar;
Biten ömürlerin son dakikaları gibi,
Derince bakılsa görünür dünyanın dibi
Sonra yaz-bahar füsûnlu bir hatıra olur,
Hülyâlar ümitleşir, vicdanlarda duyulur,
Bekâ, bu fanilik hissi içinde gelişir
Mantık bu büyüyle âdetâ uhrevileşir,
Duyar insan ölümün sihirli sükûtunu,
Görünür herkese yürüdüğü yolun sonu,
Gömülse de hisler yok olmanın melâline,
Ve yutkunup ağlasa da kendi zevâline,
Düşünce tıpkı tohum gibi düşer toprağa,
Ve koşar firdevse ulaştıran durağa,
Hissetmeden asla ne bir acı ne bir sızı,
Köpürür duygularında ötelerin hazzı,
Sonbahar bir ak doğuş un şafak emaresi,
Ve hazan boşluğunda tın tın ümidin sesi:
her yanda yaprak sesi…
bir hazan mûsıkîsi
renklere tasa yağar..
mâtem söyler notalar.
sular rikkatle damlar.
gezer baharlar arar.
her ses bir ölüm şiiri…
inim inim her biri…
her çığlık bir elvedâ..
o ne ürperten edâ.!
gömülür hülyâlara;
yol olur verâlara…
ve gider sonsuzlaşır;
ilhamlara ulaşır.
çözülür problemler;
sarsılır ve emekler…
iman ufuklar açar
bekâ ışıklar saçar.
hazırlanır bahara…
cennet içinde Yâr’a…
gelinler gibi azîz;
sonsuzluk gibi lezîz.
arkasında gündüz var
az ileride bahar..!