Sızıntı Arşivi

Kasım 1990 · s. 451 · 4 dakikalık okuma

Hayat ve Enerji Kaynağı SU

Nuri Sağıroğlu · Prof. Dr. · İnceleme

İnsan vücudu zarif siluetinin altında onu teşkil eden hücrelerin doldurduğu ve içinde yüzdükleri, yürüyen bir göl veya okyanustur. Adımlar atan, koşan, kanat takıp uçan bu en mütekâmil yaratık insan, içinde yaşadığı göldeki suyu her gün birkaç bardak harcar, parçalar, atomlarına ayrıştırır, kullanır ve vücudundaki artıkları temizler, dışarı atar. Bu harcanmış su, her gün, bir kaç defa temiz olarak yerine konmuş olmalıdır. Hayat, sağlıklı yaşama, öncelikle bu esasa dayanır.

Bu mutlak gerekli günlük ihtiyacı yerine koyamayan insan, vücudunu oluşturan hücrelerin ateşten kavrulduklarını hisseder.. Vücut yanmaktadır; Yandım Mev1am Su’ diye bar bar bağırır.. İçilen bir bardak su, bu yangını söndürürken, en büyük ferahlığı verir, mecusi’ye bile “çok şükür ALLAH’ım, OOHHH”, dedirtir..

Kurak mevsimlerde yaratıkların bir kısmı olan bütün hayvanlar, sevk-i ilahi ile kendi bölgelerinden çok uzaklardaki SU’ya doğru, ölesiye koşar, sürünür, uçar; bu yolda pek çoğu telef olsa da suyu bulur, içer, kanar; nesillerini böylece su vasıtasıyla idame ettirirler...

Topraklarına sımsıkı bağlı olduklarından, kuraklık halinde, ötelerdeki su ya doğru koşamayan bitkiler yanarlar. Sararan yapraklar dökülüp ölürken, dallar, gövdeler, kökler odunlaşır ufalanır, toz olur; bulundukları toprak çöle dönüşür. Orada artık hayat yoktur...

Oysa, toprağın içindeki kökler henüz kurumadan, derinlerin nemi içinde canlılığı varken, göklerden boşanan bir yağmur, köklerden yeni filizler fışkırtır: yeni yeni gövdeler, yüzlerce dallar, onbinlerce yemyeşil yapraklar oluşturur.

Bu hayat kurtaran, yepyeni canlar fışkırmasına vesile olan etkisi için suyun, yağmur gibi temiz, pak olması gerektir, şarttır... İçine maden kömürü ve petrol artıkları olan sülfür (SO2) gibi zehirli gazların karışmamış olduğu; Asitleşmemiş yağmur gibi piri pâk, tertemiz olmalıdır. Bütün canlılar, vücutlar, bitki, hayvan, insan ve bunları oluşturan hücreler, böylesine temiz su istemektedirler; kıpkızıl susuzluk ateşini söndürmek; vücutlarında mavi yeşil hayat ateşini yeniden yakabilmek için...

Planetimiz Dünya, suyla dopdolu olduğu için, masmavidir; mavi-yeşildir; hayat doludur. Suyun önemini ve korunması gerektiğini kuluna anlatmak için Yüce ALLAH, bazı alanları çöl yapıp gözler önüne sermiştir. Çölde hayat yoktur. Çünkü su yoktur.. Suyun var olup da kirletildiği, hayat? zehirlerle bulaştırıldığı yerlerde de hayat yoktur; varken yok olmağa yönelir ve yok olur.,. Günümüzde bunun örnekleri sık sık sergilenmektedir.

Nisbeten yakından tanıyıp öğrendiğimiz planet Mars’ta, mavi-yeşil renk yoktur.

Kıpkızıl bir yangın artığı gibi görülür. Çünkü su yoktur. Canlılığa ait herhangi bir emare de bulunmamıştır bu gezegende.. Acaba. geçmişinde de yok mu idi?... Hayat O halde kesinkes, su demektir. Hayat için durmaksızın harcanan bir enerji gerektiğine göre o halde su, BAŞ ENERJİ KAYNAĞIDIR.

Hayat veren enerji kaynağı hususiyetini muhafaza edebilmesi için, suyun temiz olması gerektir, şarttır.. Organik artıklar, bütün canlıların, bitkilerin, hayvanların, insanların, günlük artıklarının suya karışması, sadece ruhî olarak hissedilen bir kirliliktir. Organik artık, suyu kirletmez. O artıklar, su içinde yaşayıp çoğalan ve de insana en sağlıklı besin kaynağı diye bilinen balıklara ve daha birçoklarına en seçkin bir yem olmaktadır..

Suyu kirleten, öldürücü yapan sadece ve yalnız maden kömüründen, petrolden ve radyasyon saçan radyoaktif maddelerden kaynaklanan artıklardır. Sadece tek bir petrol tankerinin patlaması sonucu kirlenen dev suların içindeki, halin ve geleceğin hayat serveti canlılar ölmekte, karaya vurmakta, yok olmaktadırlar.

İnsanlığın başına bu belaları getiren, kömürden, petrolden, radyasyondan kar sağlayan sanayici, tek kelimeyle insan toplumlarına yaraşmayan, insanlığı şahsi çıkarları için sömüren, en gelişkin devletlerin bile başedemediği yaratıklar olmaktadır. Bu durum muasır medeniyet için hiç kuşku yok korkunç bir yüzkarası, bir utançtır.

Yüce ALLAH, hayatî zehirler olması sebebiyle, dünyamızın gelişimi tarihinde kömürü, petrolü ve radyasyonlu artıkları, yer kabuğunun altındaki derinliklere gömmüş; bundan önce de dünyamızda hayatın yeşermesine müsaade etmemişti. Onların bugün çıkartılıp kullanılması ise; gerçekte var olan çok daha iyilerinin tertemiz enerji kaynaklarının, aklıselim sahibi olan kulları tarafından, Peygamberlerine en yakın tuttuğu hakiki ilim adamları tarafından, araştırılsın bulunsun diye, hiç kuşku yok ilahî bir imtihandır..

Bu temiz enerji kaynağı bulunmuştur; gösterilmiştir, inandırılmıştır ki basitçe ve kısaca, SU’dur. Tıpkı, tabiattaki canlıların, tertemiz yaşatan enerji kaynağı olduğu gibi, sanayide de su, evlerin ısıtıcısı, ocakların yanıcısı, fezaya gönderilen tüm vasıtalar dahil vapurun, denizaltının, otomobilin, trenin uçağın ve de tüm sanayii fabrikalarının işleticisi SU.

Bir gerçek daha, şu güzel ve sağlıklı ve de muhteşem isabete bakınız: Bu temiz enerji kaynağı suyun, dünyaya takdimcisi, baş araştırmacısı, bu konuda çalışanların başta geleni Müslüman bir Türk. Bu konudaki lider enstitünün, Miami’deki Clean Energy lnstitute’ün Direktörü, ve de Enternasyonal derginin de baş editörü. Başka bir Türk’ün henüz bulunmadığı 1960’lı yılların başında iki Türk ailesi olarak, elele sırt sırta birbirlerimize dayanak olarak mücadele verdiğimiz, dostum Prof. Dr. Nejat Tahsin VEZİROĞLU..