Ekim 1979 · s. 18 · 6 dakikalık okuma
Hassas Aletlerin Öncüleri Böcekler
Hamit İspirlioğlu Dr. · Ekoloji

Daha önceki bazı yazılarımızda canlı sanatların yaradılışından ilham alarak yeni teknik imkân ve metotların geliştirilebileceğinden bahsetmiştik. Bu hususta böceklerden bir iki misal vereceğiz.
Böcekler âleminde fotometre:
Bir arıyı yakalayıp büyüteçle incelerseniz, köşelerden yapılı gözlerini derhal fark edersiniz. Hayvan bu gözlerle bakma imkânına sahiptir ve sizi görmektedir. Şunu ifade edelim ki arının etrafını görüş mekanizması bizimkinden tamamıyla farklıdır. Bu hayvanın gözü çok sayıda değişik ve birbirine yakın ayrı satıhtan meydana gelmiştir ve bunların her biri kendi istikametinde bakar. Bunun neticesi olarak havaya bakan bir arı, gökyüzünü parçalar halinde görür, bu arada güneş bu satıhlardan ancak biri tarafından görülür. Köşeli bir gözden elde edilen optik imaj (görüntü) retina (1) üzerinde değil fakat beyinde teşekkül eder. Bu saf bir imaj şeklinde olmayıp etrafın taranması şeklindedir.


Arıda, köşeli satıhlardan yapılmış iki göz arasında saklı duran üç tane daha basit küçük göz vardır ki biz bunlara oküler hücre veya ocella deriz; Bunlar, tüyler içine gayet iyi gömülmüşlerdir ve küçük, koyu renkli ve parlak incilere benzerler. Ancak 1963’de, Schricker adlı araştırıcı bunların fonksiyonlarını keşfet meye muvaffak olmuştur: Bunlar bir nevi fotometre vazifesi görürler. Oküler hücrelerden bütün böceklerde bir veya birkaç tane mevcuttur. Bu fotometreler sayesinde, arı sabahleyin bal toplamağa gitmenin zamanı geldiğini anlar. Eğer erken giderse lüzumlu çiçekleri göremez. Gene ocella fotometreleri onlara akşam olduğunu, gece hava kararmadan dönmenin zamanı gelip gelmediğini haber verir. Eğer vaktinde dönmez ve geç kalırsa karanlıkta peteğini bulamayacak, dışarıda kalacak ve gecenin getirdiği tehlikelerle karşılaşacaktır. Araştırıcı, ayrıca arının zamanın akışının da farkında olduğunu tespit etmiştir. Hayvan sabahleyin peteğini, dolunayın ışığının kuvvetinden on defa daha fazla ışık olduğu zaman terk eder. Aynı kuvvette ışık geceleyin olursa hayvan gene gitmez, zira gitmek için gerekli mesafeyi ve zamanı hesap etmekte ve bal bulabileceği saha ile yuvası arasındaki münasebeti takip edebilmektedir.
Acaba arı, bu hesapları nasıl yapmaktadır? Yoksa bu hayvanı böyle sevk eden biri mi var? Bir toplu iğne başı büyüklüğündeki bu küçük arı beyinlerinin kabiliyetleri aklın alamayacağı kadar büyüktür. Bir buçuk kiloya yakın beyine sahip insanın aklının alamayacağı bu işleri toplu iğne başı kadar beyinle arı nasıl becerebilmektedir? Bu hayvanların sahip oldukları oküler hücreler (ocella) fonksiyon bakımından tamamıyla fotoğrafçılıkta ve filmcilikte kullanılan fotometrelere benzerler.
Bazı hayvan türlerinde, solucanlar, böcekler ve çekirgeler de bu oküler hücreler ışığa karşı hassas olan tek organlardır. Bu hayvanlar ancak muayyen bir nispette aydınlık ve karanlığı fark ederler, etrafındaki şeyleri ancak, hayal meyal tefrik edebilirler. Bu basit göz numunelerinin yön tayini imkânı da vardır.
Uçma hızının hesaplanması:
Arı gözü, birçok satıh veya ommatidia’lardan meydana gelir, bunların her biri gökyüzünü parçalar halinde görür. Arı uçarken toprağı parsellere bölünmüş şekilde görür. Sanki çizgilerle yeryüzü bölünmüştür. Bu şekilde uçuş hızını ayarlamak için fevkalade bir imkâna sahip olmaktadır. İşin enteresan tarafı günümüzde havacılıkta uçuş hızını ölçmek için aynı prensibe istinat eden takimetreler kullanılmaktadır. Eğer arıların uçuş tekniklerine daha önceden eğilmiş ve mekanizmasını anlamış olsa idik, bu aleti herhalde çok evvel imal etmek kabil olacaktı. Uçuş hızını tayin için arının eşyayı, ağaçları, evleri tanıması gerekmez. Gözünün satıhlarından birinin imajı aydınlık ve karanlık takip etmesi, daha sonra diğer sathın ayni imajı aynı şekilde tespit etmesi kâfidir. O zaman uçuş hızı her iki imajın görülmesi arasındaki zamanın hesap edilmesi ile elde edilir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu hadise son zamanda keşfedilmiş ve taklit edilmiştir. Biyonik ilmine güzel bir misal olarak kabul edilebilecek bir hadisedir. Arı, hızını yalnız toprağa göre değil, havaya göre de hesap edebilir. Bunun için antenleri içinde yerleşmiş ve kitinden bir kitle yapmış sinir hücreleri işe yarar. Bu sinir hücreleri rüzgârın tesiri ile eğilen antenlerin kavsini hesap ederler. Hızı ölçmek için kullanılan bu iki metot sayesinde arı uçuş açısını da tayin eder, bal bulabileceği yere doğru, rüzgâr aksi İstikamette esse bile yönelebilir.
Bugün modern uçakları imaj edebilecek uçak mühendislerinin bilebileceği bu karışık hesapları arı mı yapmaktadır, yoksa İlahi ilhamla mı yaptırılmaktadır?
Uçuş istikametinin tayini:
Bal bulmak için ne kadar dolaşırsa dolaşsın, arı, peteğine dönmek için geçeceği yolları unutmaz. Burada, uçarken gözünün ancak bir sathının güneşi görmesi ve yol kat ederken güneşe göre vaziyetini bu sayede tespit edebilmesi rol oynamaktadır. Bu suretle güneşe göre kat ettiği mesafe belirlenmektedir. Bundan sonra hafızasında toplanmış ayrı ayrı bilgilerden hareket ederek dönüş için gerekli istikameti ortalama olarak tayin edebilmektedir. Bu hesabı yapabilmek için arkasını tamamıyla güneşe doğru döner ve topladığı bilgileri sanki istikametini değiştirerek uygulamağa başlar. Sonra programını sondan başa doğru takip etmeğe çalışır. Güneşe, hesap edilen açıdan bakabilecek tek satıh ile bakar. Aslında arının doğru istikamette veya zikzak yaparak uçmadığı, köşeler döndüğü ve spiraller çizdiği düşünülürse, bu tip hesabın yapılmasının ne kadar güç olduğu anlaşılır. Biz insanlar, integral hesap sistemini kullanmadan bu tip hesapları yapamayız. Bu problemi arı nasıl halletmektedir?
İstikametin ve rüzgârın hızının tayini:

Hızını nasıl ölçtüğünü incelemişlerdir. Bu iş için bir et sineğine bir deri band bağlamışlar ve tıpkı uçak modelleri incelenirken yapıldığı gibi, hayvanı bir aerodinamik rüzgâr sistemi içine bırakmışlardır. Sineğin kafa antenlerini bağlayan mafsallarda bazı his hücreleri mevcuttur. Akımları bir mikro elektrot vasıtası ile tespit ederek beyin istikametinde giden sinir impulslarını incelemek kabildir. Bu şekilde antenler üzerinde bulunan Johnston organeli denen sinir yapısının rüzgârın hızını ölçmek için son derece tesirli olduğu anlaşılmıştır. Uçuş esnasında antenler rüzgârın tesiri ile arkaya doğru eğilirler ve bu sırada ters istikamette bir adale tansiyonu husule gelir. Bu şekilde teşekkül eden gerilim, mafsallarda bulunan sinir hücreleri tarafından tespit edilir ve sinir impulsları haline getirilir. Rüzgâr olmayıpta antenler elle geriye doğru eğilirse sinir hücreleri aynı şekilde impulsları beyine götürürler. Böceğin davranışı tamamen uçuş halini alır, bacakları geriye doğru çekilir, iniş takımları çekilmiş vaziyettedir. Gene antenlerinin eğilişine göre et sineği, uçuş esnasında kanatlarının çizdiği sekiz şeklinde daireleri ve kanatlarının yapışma açılarını değişikliklere uğratır. Bu şekilde hayvan uçuş hızını ve yükseklik tayinini ihtiyaca göre ayarlar. Eğer antenler geriye doğru eğilmiş şekilde sabitleştirilirse antenlerin geriye eğilmeleri ile orantılı olarak uçuşunu yavaşlatır. Reaksiyon olarak kanatlarını daha az çırpar ve hızını azaltır. Başka bir et sineği türü (Lucilia Caesar) antenleri ile uçuştan evvel rüzgârın hızını ölçer. Eğer rüzgârın hızı saniyede 2,5 metreden hızlı ise uçmamayı tercih eder. Aslında bu son derece mantıklı bir davranıştır, zira kendi hızından daha hızlı rüzgâra karşı uçmak isteyen sinek hiçbir zaman aradığı kokulu, yerlere varamayacaktır. Tam aksine daha uzak yerlere sürüklenecektir. Volker Neese adlı araştırıcı 1965 de arıların ani rüzgâr akımlarını ölçmek için bazı organellere sahip olduğunu tespit etmiştir. Arı gözünün satıhlarından birini çok büyüttüğümüz zaman, içinde çok ince ve küçük kılların mevcut olduğunu görürüz. Bunlar, his tüyleri olup, rüzgârın tesiri ile ne kadar ve ne istikamette eğildiklerini intikal ettiren yapılardır. Bu malumatları ani olarak elde eden arı yolunu değiştirmez. Bu malumatlar beyninde bulunan bir nevi seyir defterine kaydedilir. Arı bunları hafızasında dönüş yolunu bulmak için kullanacak, ayrıca peteğe dönünce kendisi gibi harekete hazırlanan başka bir arıya aynı bilgiyi aktaracaktır.
Netice:
Yukarıda bahsedilen, insan aklının ancak alabildiği fakat esrarını çözemediği bu hadiseleri bu basit hayvanların yaptığını kabul etmek mantıkla bağdaşmaz. Bunların, bu karışık işleri, yaratıcılarının ilhamı ile yaptıklarını kabul etmekten başka çıkar yol yoktur. Aksi düşünüldüğü takdirde bu basit hayvanların insanların en akıllılarından bin kat daha akıllı olmaları lazım gelir. Bu hayvanların toplu iğne başı kadar bir beyinle bu kadar akla salip olacaklarını kabullenmek akıllıca bir anlayış değildir.
(1) Gözdeki görüntüyü alan ağ tabaka.
Hazırlayan: Dr. Hamid İspirlioğlu Prof. Antonie Stolk’dan