Şubat 1980 · s. 2 · 2 dakikalık okuma
Hasretini Çektiğimiz İnsan

Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.
SN.
Yıllar yılı bizi kurtaracak insanın hasretini çekip durduk. Yaramızı saracak, derdimize derman olacak insanın hasretini.. Hele havanın iyiden - iyiye karardığı ve yolların karmaşıklaştığı günümüzde, 0, bizim için hava oldu; ziya oldu; ab-u hayat (1) oldu; Vasfına erme ümidini yitirecek hale gelsek bile, yine 0 “mahbub-u muntazar (2)!! - ı herkese soracak ve her yerde O’nun türküsünü söyleyeceğiz.
Diyojen kendi toplumuna karşı en korkunç kötümserlik içinde adam yokluğunu ilan ediyordu. Bilmem ki, bizim toplumumuz bu acı gerçeği kabul edecek kadar kendinde midir? Biz milletçe bir şeye karşı aç ve muhtacız Bizi bağrına basacak, acılarımızı dindirecek ve kötü tutkulardan kurtaracak “Başyüce” insana.. Aslında dünden bugüne, çekilen bütün ıstırapların arkasında, hep bu aranan insanın bulunamayışı vardır. Yaşatma yolunda yaşama zevkini unutan, başı yüce dağlar gibi dumanlı, sinesi lavların kaynaştığı kor yığını, mustarip insanın bulunamayışı..
Yakın geçmişimiz içinde, bu cinsten kaç insan gösterebilirsiniz. Kaç insan gösterebilirsiniz ki… Yaratılışındaki esrarı kavramış, Yaratıcıya (Halife) olma inceliğine aşina bulunmaktadır.
Aradığımız insan her şeyden evvel bir gönül eridir. Hayatın her lahzasında karşılaştığı muammaları, varlığın her parçasına soran ve her sorusuna sonsuzluktan cevap almağa çalışan yüce alemlere dilbeste (3) hakikat - eri..
Hızır arkasına düşüp b - u hayat (4) arar gibi, hakikati arayan ve bulduğu yerde kana kana içip ölümsüzlüğe eren; sonrada içinde oluşturduğu irfan peteğinde imanın ve sevginin dünyasını kuran; dışa doğru semai, içe doğru lahuti eşya ve tabiat içindeki esrara bir dil, vicdan ve ruha bir tercüman, aklın tasavvurlar dünyasıyla, iradenin teker teker fethettiği cennetlerin fatihi hakikat- eri…
Hakikate karşı alakasız kalan laubaliler, kâinat kitabını okuyamayan talihsizler, iç dünyalarının derinliklerinden ve iradenin davasından habersiz yaşayan nadanlar hiçbir zaman hasretini çektiğimiz insanın yerini dolduramamışlardır. Ne var ki sahnedeki boşluklardan istifade ederek, halkın karşısına çıkan sahte oyuncular gibi, insanımızın karşısına da, çeşitli devirlerde pek çok oyuncu çıkmış ve onunla eğlenmiştir. Ama hiçbir zaman onun gönlüne taht kuramamış ve onun beklediği insan olma iltifatını görememiştir.
Onun gönül vermeye teşne bulunduğu insan, ilmi temaşalarıyla mana cevherlerini yakalayan, melekler âlemine yükselip, özüyle bütünleşen; zerre iken güneş, katre iken derya, parça iken bütün olmasını bilen; şuur ve eşya ikiliğinden kurtulmuş düşünce adamıdır. Okuyup anlayan, irfanla özleşen, imanla yücelme sırrını keşfeden, ruhani zevkleriyle cennetleri gönlüne indiren düşünce adamı..
Gönlünü bu yüce mefhumlarla donatmış beklenen insan, Hakkın yanında halkla beraberdir Her davranışında samimiyet, her nağmesinde halka ait bir inilti vardır.
Onda benliğin hislere tahakkümü; onda muvaffakiyet’in gururu, zaferin narası yoktur. En çok yüceldiği yerde a fazla muvaffak olduğu zaman en asil duygular içindedir. -
Şahsi menfaat ve zümre çıkarları hiçbir zaman onun ufkunu kirletemez, kinler, nefretler hiçbir zaman bakışını bulandıramaz. Bu irfan erinin nazarında, sevmek, affetmek ve sevdiklerinden gelenlere sabretmek en yüce bir idealdir.
İnsanlığa vaat ettikleri saadeti kanla irinle getirmek isteyenlere gelince, dört kitabında reddettiği bir yolda girmiş çocuk ruhlu sefillerdir
Keşke insanım, bu entelektüel cücelerin aktörlüklerini idrak edebilseydi; belki o zaman, bu musallatlara karşı (savulun) deyebilirdi. Ama heyhat! O henüz böyle bir (var oluşun) hakkını vermekten çok uzak bulunmaktadır.
SIZINTI