Nisan 1994 · s. 36 · 3 dakikalık okuma
Haritaların Gücü

Yusuf Bayram
Haritalar kitaplar gibidir. Hepsi de, onu hazırlayan şahsın ve ait olduğu cemiyetin dünya görüşünü, gelenek ve törelerini yansıtır. Eski çağlarda hazırlanan haritalarda bu özellik çok açık görülebildiği halde, günümüzdeki haritaların ne gibi sübjektif yorumlar ve taraflı düzenlemeler ihtiva ettiğini farketmek için çok daha dikkatli olmak gereklidir. Bunlardaki ekleme ve çıkarma nevinden tahrifattan haberdar olmadıkça, taşıdıkları bilgileri yorumlamak, da oldukça güç olacaktır.

10. asırda hazırlanan Beatus haritasında, o devirdeki Hristiyan inancının tesirlerini açıkça görmek mümkündür (Resim-1). Meselâ bu haritada, doğudaki cennet, en üste yerleştirilmiştir. Yani şimdi olduğu gibi üst tarafta kuzey yer almamaktadır.

15. asırda ise sömürgecilik faaliyetlerinin tesiriyle Avrupa merkezli, ticarî çıkarlara hizmet edecek şekilde bir harita hazırlanmıştır. (Resim-2)
19. yüzyılda ise, bu ticarî ve politik merkezlerin daha çok vurgulandığı haritalar görmekteyiz (Resim-3). Bunlardaki sınırlar, işaretler, resimler ve açıklamalar tamamen Avrupa devletlerinin çıkarlarını ve kolonilerin durumunu tebarüz ettirecek şekilde hazırlanmıştır: "0" dereceli boylam İngiltere'deki Greenwich'ten geçer. Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Kuzey Atlantik haritanın merkezinde yer alır. Bu format o kadar yaygın bir hale gelmiştir ki, hemen hemen hiç kimse niçin böyle olduğunu düşünme gereği bile duymamıştır. Öte yandan Uzak Doğu'da hazırlanan haritalarda ise merkezde Çin'in yer aldığı görülmektedir (Resim-4).

Günümüzde hazırlanan haritalar ise en doğru ve en objektif olanlar şeklinde gösterilmekte ve bu görüş uydu fotoğrafçılarıyla desteklenmeye çalışılmaktadır. Halbuki durum hiç de zannedildiği gibi değildir. Meselâ, California'da hazırlanan "Geospehere" isimli bir haritada, Tiros-N uydusunun fotoğraflarından istifade edilmiştir. Ancak, uydunun "tarafsız elektronik gözü" nün tespit ettiği kıta sınırlarının bulutlu olan kısımlarına (!) ne hikmetse, pek mutabık kalınmadığı görülmektedir. Tıpkı 19. yüzyıl haritalarında olduğu gibi ekvator, haritanın ortasından geçmekte, Atlantik Okyanusu da en göze çarpan yerde bulunmaktadır. Hatta bu haritayı hazırlayan şahsın kendisi, uydunun gönderdiği verileri sübjektif gayelerle, kasten değişik yorumladığını itiraf etmektedir. Bulutların gözükmemesi, bitki örtüsünün ve ırmakların abartılarak belirginleştirilmesi ve renklendirilmesi, haritanın kolay anlaşılmasını sağlama uğruna yapılmış olsa da gerçekte böyle bir görüntünün bulunmadığı unutulmamalıdır. Van Sant ismi verilen bu harita, (Resim-5) dünyanın tabiî şekillerini vurgularken, insanlara ait izleri gözardı etmiştir.

Conservation International adındaki bir teşkilatın, yağmur ormanlarını koruma politikaları yüzünden, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın değil, Afrika, Asya ve Güney Amerika'nın tropik bölgelerini mübalağalı gösterdiği görülmektedir. "Mc Arthurs Universal Corrective Map" ise güneyin yukarıda olduğu Avustralya merkezli bir dünya haritasıdır. (Resim-6).

Farklı projeksiyon teknikleri kullanılarak hazırlanan haritalarda (çoğu zaman kasdî) hataların yapıldığı tespit edilmiştir. Meselâ Mercator haritasında Avrupa (9,7 milyon km2), Güney Amerika'dan (17,8 milyon km2) büyük gözükür. Ayrıca, batı kaynaklı haritaların İslâm Dünyası'nı kasten küçük göstermeye çalıştığı da bilinmektedir. Yeryüzünün kutuplar gibi ıssız bölgeleri hariç, mühim yörelerinin beşte biri ve insanlığın yarısı Efendimiz'in (sav) getirdiği mesajı dinlemişken, batılıların hazırladıkları haritalarda bu hakikati görmek çok zordur.
Haritalar, politik ve ideolojik gayelere hizmet eden, şekle dayalı olduğu için en az raporlar kadar ehemmiyet arzeden ve malumat taşıyan stratejik belgelerdir. Ermenistan'ın, İsrail'in ve diğer mevcut olan veya olmayan ülke ve milletlere ait geniş ve detaylı haritaların varlığını hatırlatmakta fayda vardır. Ayrıca, özellikle istihbarat faaliyetleri için A.B.D., İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin, kendi ülkelerinde ve yabancı bölgelerde etnik azınlıklardan tabiî kaynaklara, nüfus dağılımından dil topluluklarına kadar çok farklı ve teferruatlı haritalar hazırlattığı bilinmektedir. Bir fikir vermek için şu ibretli hadiseyi anlatalım: Birkaç yıl önce araştırma yapmak için ülkemize gelen bir Alman jeolog, İzmir'deki bir üniversite kütüphanesinde bulunan 1953 tarihli, hizmete özel bir haritayı ödünç almak ister. Bu haritada, Ege Bölgesi'ndeki bir yöre, ayrıntılı bir şekilde gösterilmektedir. Haritayı yabancılara veremeyeceklerini öğrenince Almanya'dan, bu haritanın çok daha detaylı 1970 baskısını getirtir.

Hülasa edecek olursak, haritalar, büyük sistemlerin daha kolay idrak edilmesini temin eden ehemmiyetli kıstaslarıdır. (Bu meyanda, Cenab-ı Hakk'ın kâinatın haritası şeklinde insanı ve Kûr'ân'ı, teşkil ve tanzim ettiğini de hatırlamakta fayda vardır).
Bu arada, batı kaynaklı haritaların sübjektif ve yanıltıcı unsurlar da ihtiva ettiği unutulmamalıdır. Ayrıca, "global dünya köyünün idaresi" mefkuresiyle yaşayan kutsilerin de, uydu destekli kartografı (harita ilmi) hususunda ciddî çalışmalar yapacak mütehassıslardan oluşan bir heyet kurması gerektiği de bir gerçektir.
KAYNAKLAR
- D. Wood, "The Power Maps", Scientific American, May 1993, ss. 88-93
- "Haritanın Öyküsü", Bilim ve Teknik, Sayı: 119, Ekim 1977,ss. 1-7