Sızıntı Arşivi

Nisan 1990 · s. 107 · 4 dakikalık okuma

Harika Varlık İnsan

Veysel Özdeniz · Anatomi

Dünya üzerindeki canlılardan hiçbiri, insan beyni kadar mükemmel bir yapıya sahip değildir. Çeşitli duyulardan gelen yüz milyonlarca mesaj anında beynimize aktarılmaktadır. Acaba bu kadar çok mesaj beyin tarafından nasıl idrak ediliyor?

İnsan beyni neden dünyanın en merak edilen yapılarından birisi olmuştur?

Bunda iki faktörün rolü mühimdir: Birincisi, beyin sisteminde insanın küçük parmağı büyüklüğünde bir sinir ağı vardır. Bu ag (şebeke) Formatio Reticularis “komplek şekillenme”

diye de adlandırılır. Bu şebeke adeta bir trafik kontrol merkezi gibi çalışır ve beyne gelen milyonlarca mesajı takip eder. Bu sinir ağı şuura dakikada sadece bir kaç yüz bilgiyi aktarır.

İkincisi, dikkatimizin derecesi beyne dakikada 8 veya 12 defa bir iğne ucu uyarısında bulunan uyarılarla tesbit edilir. Bu yolla beynin kendini gözlediğine inanılmaktadır.

ŞAŞILACAK BİR ŞEY

Geçtiğimiz yıllarda ilim adamları beynin çalışması hakkında oldukça bilgi elde etmişlerdir. Buna rağmen bir araştırmacı, beyin hakkında şunları söylemektedir:

“Bütün bu yoğun çalışmalara rağmen beyin, hala insan gibi bir mucizenin en esrarlı

yeridir.”

Bu sır, dölyatağında başlar. Yumurta ile sperm birleştikten üç hafta sonra beyin hücreleri oluşmaya başlamaktadır. Beyin hücreleri çok hızlı (dakikada 250 bin tane) çoğalırlar. Doğumdan sonra beyin, büyümeye ve sinir şebekesi oluşturmaya devam eder. İnsan beynini hayvan beyninden ayıran hususiyet ise, hayatın ilk senesinde üç katına çıkmasıdır.

Sinir hücreleri (nöronlar) birbirlerine dokunmazlar ve sinaps boşlukları ile (çok küçük bir mesafe) birbirinden ayrılırlar. Sinapsda iki hücre arası haberleşme nörotransmitter adı verilen küçük ağaç dalları şeklindeki ‘dendrit’ler tarafından alınır. Bu uçta dentritler sayesinde oluşan sinyal nöronun diğer ucuna aktarılır. Nöronlardaki sinyaller elektrikidir. Fakat aralıkları (sinapsları) geçerken kimyevi özellik gösterirler. Bunun içindir ki, sinir sinyallerinin elektrokimyevi bir hadisedir. Her tenbih aynı kuvvetdedir, fakat sinyallerin yoğunluğu, tenbihlerin frekansına (saniyede bin kadar bile olabilir) bağlıdır

Bir şey öğrenildiği zaman beyinde sadece fizyolojik değişmelerin mi meydana geldiği belli değildir. Tecrübeler, insan öğrendikçe (hele küçükken) daha iyi bağlantıların meydana geldiğini, nöronlar arasında daha fazla nörotransmitter salındığını göstermiştir. Devamlı kullanım, bağlantıları kuvvetlendirir ve öğrenmeyi kolaylaştırır.

Beyin, kaslar gibi, kullanılmakla kuvvetlenebileceği gibi, kullanılmamakla zayıflayabilir.

Sinir liflerinin nasıl elektrik tesisatı gibi tam ve münasip yerlerde bulunduğu bir sırdır. Bir ilim adamı ‘beynin gelişmesinde en mühim şey nöronların belli kalıptaki bağları nasıl oluşturduğu meselesidir’, demektedir. Beyindeki bu bağlantıların sayısı çok fazladır ve çoğu küçük yaşta meydana gelmiştir:

Carl Sagan, beynin dünyanın en büyük kütüphanesindeki kitapların tamamındaki bilgileri alabileceğini söylemektedir.

BÜYÜK KAPASİTEMİZ

Bir ilim adamı, insan beynini diğer canlıların beyinlerinden ayıran başlıca hususiyetin öğrenebileceği hususi aktivitelerin çeşitliliği olduğunu söylemektedir. En zeki hayvan dahi, insan beyni gibi fikir yürütemez. Sinir sisteminin düzenlenmesi görülen şeylerin mefhum, işitilenlerin konuşma, tecrübelerin düşünce haline getirilmesini mümkün kılar. Hayvanların aksine insan, kendi bilgi, değer, fırsat ve gâyeleri üzerinde temellenen ve istendiği şekilde zihni melekelerini programlayan bir beyne sahiptir.

İNSANOĞLUNA HAS BİR DİL

İnsanoğluna bahşedilen nimetlerden biri de, dil unsurudur. Uzmanlar, insan beyninin genetik olarak dil gelişimi için programlandığı üzerinde fikir birliğine varmışlardır. Konuşma da lisan kapasitesinin beynimizde şekillenmesiyle meydana gelir. Konuşma çok esnektir ve o andaki şartlara göre en uygun haliyle yapılır. İnsan beyni dil öğrenmeye karşı kabiliyetlidir. Bir evde iki dil konuşulsa, çocuk kısa sürede ikisini de öğrenir. Üçüncü bir dil konuşulursa çocuk onu da tam öğrenir. Bir kızın yanında küçüklüğünden itibaren birden fazla dil konuşulmuş ve kızın beş yaşına geldiğinde sekiz dil konuşabilecek hâle geldiği görülmüştür. En zeki hayvan kabul edilen şempanzelere bir dili (kısmen de olsa) öğretmek imkânsız olduğu gibi, bu hayvanlar bu kapasiteye sahip değillerdir. Bir uzman ilkel hiçbir dilin olmadığını söylerken ilkel diye vasıflanan dillerin

de esasında karışık ve düzensiz olduğu için ilkel diye kabul edildiklerini belirtmektedir. Bir sinir bilimcisi şunları söylemektedir: “Dilin mekanizmasını ne kadar araştırmaya çalışırsak, o nispette sır kazanmaktadır. Bir diğer araştırmacı ise “konuşmanın gücü insanı yalnız başına diğer canlılardan ayırt ediyor” demektedir.

SADECE YARATILIŞIN İZAH EDEBİLECEĞİ HUSUSLAR

İnsan beyninin gelişmesi, evrimin açıklayamadığı ve tıkandığı noktaların başında gelmektedir.Carl Sagan isimli bir araştırmacı yirmi milyon ciltlik bilgi depolayabileceğini belirterek, insan beynine güzel bir yorum getirmiştir: “Beyin, çok küçük bir boşlukta çok büyük bir yerdir”

Bir piyanistin piyano çalarken neler düşündüğünü, bir bütün olarak hareketlerinde beynin fonksiyonunu inceleyelim. Beyin, notalarla karşılaştırarak piyaniste, doğru zamanda, doğru tuşa güçle basmasını söylüyor. Eğer bir hata yaparsa, beyni piyanisti hemen uyarıyor. Bütün bu hareketler yıllarca, beyninde geliştirdiği tecrübeler sayesinde oluyor. Müzikle ilgili kapasitenin beyne programlanması, müzisyeni piyano çalmaya itiyor. Hiç bir hayvan beyni böyle bir şeyi yapamaz ve hiçbir evrimci de, bu zincirleme hâdiseleri izah edemez.

İnsan mücerred düşünür, şuurlu olarak bazı hedefler tayin eder, onlara ulaşmak için planlar yapar, bunları icra eder, ve başarılarıyla tatmin olur. Bir şeyler vermekten, sevmekten ve sevilmekten mutluluk duyar. Bütün bunlar insan hayatına zevk katar ve hayatın gerçek mânâsını ona hatırlatır.

Bir insan çevresindeki bitki ve hayvanları düşündükçe, okyanus ve dağların haşmetini gördükçe acizliğini anlar, İnsan yaşarken, zamanın ve hayatın farkındadır, dünyaya nasıl geldiğini nereye gittiğini anlamak ister. Başka hiç bir varlık bunları düşünemez. Fakat insanoğlu hadiselerin sebeblerini ve nasıl cereyan ettiklerini öğrenmek ister. Beyinde şekillenecek soru, bütün bunları kimin yaptığıdır.

Hatta her insan; bu hâdiseler karşısında duygularını şöyle dile getirmektedir:

“Muhakkak, sen takdire değersin, çünkü ben çok mükemmel yaratılmışım. Senin işlerin çok hârika ve ben de bunun farkındayım. Ne kadar gizlensem de, hatalarımı senden gizleyemem. Senin, beni en ince ayrıntılarına kadar gördüğünü biliyorum ve senin hakkındaki bilgilerin ve bize ilettiğin mesajların kitabında yazdığına inanıyorum.’.