Şubat 1988 · s. 14 · 5 dakikalık okuma
Harika Uzuv Beyin Ve Bilgisayar

Bilgisayarların hayatımıza girmesiyle birlikte, önemli bir soru da çoğumuzun kafasını meşgul etmeye başladı:
‘Bilgisayarlar beynin yerini alabilir mi?” Veya genellikle düşünmekten çekindiğimiz bir başka ifade tarzıyla:
‘‘Bilgisayarların yönettiği robotlar insanların yerini alabilir mi?’
Ünlü fizikçi ve popüler yazar, Isaac Asimov bu soruya menfi cevap veriyor.
Robotların hakim olduğu gezegenleri konu alan kitaplar, bu tartışmayı körüklemekle birlikte; ortada açık bir şey var: İnsanoğluna yaratıcısı tarafından bahşedilen bu harika organ aynen taklit edilemese bile, ilim adamlarının ondan öğrenip uygulayabilecekleri çok şey var. Fizik, bilgisayar ve sinir uzmanları beynin derinliklerindeki sırları araştırıyor ve faydalı sonuçlar elde etmek için modelleme çalışmaları yapıyorlar.
Beyin çok karmaşık yapıya sahip bir organımızdır ve bu özelliğiyle çok kompleks bir model teşkil eder. Caltech’de sinir sistemleri ve bilgi işlem profesörü olan Christof Koch: Yapıları itibariyle beyin ve bilgisayar tamamen farklıdır” diyor. Beyin, sinir uyarılarının iletimini ve iç haberleşmesini kimyevi maddeler vasıtasıyla yapar ve çok değişken bir hususiyet gösterir. Bir nöronu (sinir hücresi) şu anda ve iki hafta sonra incelediğinizde farklı sonuçlar bulmanız kuvvetle muhtemeldir. Her hücre yoğunluğu devamlı değişen bir vasat içinde bulunur.

Beynin en önemli hususiyeti kompleks oluşudur. Beyni meydana getiren on ile yüz milyar hücrenin her biri diğer binlerce hücreye bağlıdır. Tek bir Purkinje hücresi (yüksek seviyeli bir sinir hücresi tipi) sinyal iletilen 90.000’e yakın sinapsa (bir sinir hücresinin başka bir sinir hücresine yaptığı bağlantı) sahip olabilir. Hatırlama, görme, duyma veya düşünme esnasında beynimiz binlerce işlemi paralel bir şekilde yapar.
Bu mimari, beyne büyük bir esneklik ve kendini tamir kabiliyeti verir. Mesela içki içen bir kimse, bir seferinde yaklaşık yüz bin beyin hücresinin ölümüne sebep olur; fakat sadece baş ağrısı hisseder.
Bilgisayarlar ise yaptıkları işi basamak basamak ve çok hızlı bir biçimde yaparlar. Fakat bir problemin çözümü için elzem olan basamakların yalnız biri eksik olduğunda, dünyanın en hızlı işlemcisinin chipleri (minik silikon entegre devre) çaresiz kalır. İşlemleri birbiri ardınca gerçekleştirme prensibi ilk kez matematikçi Von Neuman tarafından ortaya atılmış ve bilgisayar teknolojisinde büyük gelişmeler sağlamıştır. Fakat ne yazık ki, bilgisayarları sınırlayan en önemli faktör de bu oldu.
Bu problemi şöyle bir misalle açıklayabiliriz: Diyelim ki, binlerce arabanız var. Eğer hepsi bir tünelden geçmek zorundaysa, ve sizin bu tünele sığmayacak büyük bir kamyonunuz varsa arabaların ne kadar hızlı oldukları hiç önemli değildir, sıkışıp kalırsınız. Beyindeki şebekeler ise yanyana binlerce tünele sahipmiş gibi çalışır. Bu çok düzenli yayılmış ve geniş çapta paralel işleme prensibi bilgisayarlara uygulanabilirse beynin esnekliğini bir ölçüde kazanabileceklerdir. Nitekim beynin yapısından alınan dersle paralel çalışma esasına göre tasarlanmış mikroişlemciler yeni yeni piyasaya arzedilmektedir.
Bilgisayarları sınırlayan başka bir faktör de işleme elemanlarının fiziki büyüklükleridir. Daha hızlı chipler yapabilmek için elemanların ve bunların arasındaki iletken yolların mümkün olduğu kadar küçültülme si gerekmektedir. Fakat belli noktadan sonra hız ile güvenilirlik arasında bir seçim yapmak kaçınılmaz olmaktadır. Chiplerin güvenilirliğini anlamak için yapılan testler bazen chipe zarar verebilmektedir. Elemanların bir mikron küplük (milimetrekübün binde biri) bir hacme sığdırıldığı günümüzde chipe 0.001 voltluk bir şok ciddi hasara sebebiyet verebilir. Hâlbuki böyle bir yük insan üzerinde veya test aletinde her an bulunabilmektedir. Test aleti kendi sebep olduğu hasan tespit edemediği için gözden kaçan bu hatalı chip, uygulama alanına göre. sonradan önemli problemlere yol açabilir.
İletken yollardaki mesaj nakil hızı da sınırlayıcı bir faktördür. 1950’lerde Shannan; mükemmel bir haberleşme kanalında mesaj nakil hızının belli bir değeri aşamayacağını hendesi olarak göstermiştir.
Bilgisayarın yaygın bir şekilde kullanıldığı başka bir saha da suni zeka (Artificial Intelligence, AI) araştırmalarıdır. İnsan beyninin düşünme ve yeni durumlara adapte olabilme hususiyetini bilgisayarlara kazandırmayı amaçlayan bu çalışmalar henüz yeni olmakla birlikte, önemli neticeler vaddetmektedir. Fakat AI’den neler bekleyebileceğimizi iyi tespit etmek gerekiyor. En iyi ihtimalle AI, insan beynine yardımcı, fakat onun yerini alamayacak bir araç olarak değerlendirilebilir.
AI’nin varlığını hissettirdiği en mühim saha uzman sistemlerdir. Bunlar tıbbi teşhis, muhasebe, hukuki danışmanlık, eğitim gibi mevzularda insan benzeri tecrübe ve akıllı hareketi taklit eden bilgisayara dayalı uygulama programlarıdır.
Bilgisayarlar ile beyin arasındaki bu benzetme çalışmasının nereye kadar vardığını ve nerede bitebileceğini Douglas H. Hafstadler, kitabında şöyle anlatıyor: “Donanım yazılım (program) ve beyin bilgisayar anolojisini kabul ettiğimiz anda beynin yapısını modelleme veya taklit etmenin mümkün olduğu sonucu çıkmaktadır. Fakat şunu da teslim etmek zorundayız ki zekâ dediğimiz şey öğrenmeyi, hissi cevap vermeyi, güzelliği tanıma ve kendini hissetme hususiyetlerini ihtiva ettiği için bütün bunlar beynin aynısını yapamadığımız müddetçe gerçekleşemeyecektir. Bu da mümkün olmadığına göre…” Onunla paralel görüşte olan Larnegie—Mellon Üniversitesi araştırmacılarından Scott. E. Fahlman da şöyle diyor:
“Uzman sistemler gelıştirebiliriz, teşhis koyabilen, satranç oynayan veya manyetik rezonans spektrumlarını yorumlayan aletler yapabiliriz ama beş yaşındaki bir çocuğun sağduyusuna ya da bir yarasanın his-motor kabiliyetine sahip bir şey imkansız “
20. yüzyıl teknolojisiyle gerçekleştirilemeyen ve birçok uzman tarafından ulaşılması imkânsız görülen beyin adlı harikayı tesadüflere bağlayanların kulaklarını çınlatmak isteriz.
Beynin mekanik bir modelinin yapılamayacağının en şiddetli savunucularından biri olan Oxford Üniversitesi’nden JR. Lucas’ın fikirlerini asırlarca önce Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevide veciz bir dille ifade ettiğini görüyoruz. Lucas fikri şöyle açıklıyor: “Şuur ve zekânın tarifi konusundaki tutarsızlıklar her zaman olacaktır, çünkü şuurlu bir varlık diğer varlıklar gibi kendinin de farkındadır ve parçalara bölünerek tefsir edilemez. Yani kendi hatalarım kendi dışında bir şeye dönüşmeden görüp tamir edebilir. Hâlbuki bir makine ancak kendi hatalarını göz önüne alabilir, aynı halde kalarak düzeltmesi mümkün değildir. Bunu yaptığı anda artık eski makine elimizde değildir. Şuurlu bir varlık, kendini kendinden sıyırarak eleştirebilir ve değerlendirip düzeltebilir. Bunu yapmak için harici bir parçaya ihtiyaç duymaz.”
Belli bir görüş açısından bakarsak, bilgisayarlar tamamen mantıki araçlardır. Yaptıkları iş sadece belli bir yerde, bir şartın sağlanıp sağlanmadığını kontrol etmektir. Başka bir deyişle gereği gibi yapılmış bir bilgisayar hata yapmayacaktır.
Halbuki pratikte mesuliyetini bilen bilgisayar uzmanları halkı bilgisayarın hata yapmasından kaçınılamayacağı konusunda uyarmaya çalışmaktadırlar. Bilgisayarlar sadece belli bilgi ve şartlar topluluğu için programlanmıştır. Hayatta karşılaştığımız bilgi ve metotların karmaşıklığı, çoğu kez bir düzenden mahrum olmaları bunları değerlendirecek programların çok kompleks olmasını gerektirir. Bu programların temelinde ‘eğer-ise’ mantığı yatar. Bütün hipotezler belli bir bilgi kombinasyonu için tasarlanmıştır ve diğer kombinasyonları hesaba katmazlar (Uygulama anında böyle bir kombinasyonun varlığı bile bilinmeyebilir). Bu haliyle her makine günün birinde mutlaka programlanmadığı bir durumla karşılaşmaya mahkumdur ve bu durumda ne yapacağı tamamen meçhuldür.
Her gün birbirinden değişik seviyelerde farklılıklar gösteren durumlarla karşı karşıya kalan insan beyni ise; sahip olduğu muhteşem hüviyetini düzenleme (adaptasyon) kabiliyetiyle bu durumlara makul çözümler bulur.
Derleyen: Mustafa Temiz
Kaynaklar:
What Computers Can’t Do a critiçue of artificial reason. Herbert Dreyfus N. Y,972.
Omni November 86-Scientific American July 85-Science News November 23,85- SpectrumFebruary 86-InquirySeptemb. 86