Haziran 2002 · s. 234 · 10 dakikalık okuma
Harbi Sulh Vasıtası Olarak Kullanan Lider: Selahaddin Eyyubi
Selahaddin Eyyubi, İslam tarihinde yer alan komutanlar arasında, harbi sulh vasıtası olarak kullanan liderlerden biridir. İngiltere Kralı Richard, onunla çarpıştığı günlerde, kendisinde gördüğü insani halelerden dolayı huzurunda saygı ile eğilmiştir. Kendisinden yedi asır sonra gelen Alman İmparatoru II. Wilhem de, Selahaddin Eyyubi'nin 1898'de türbesini ziyaret ettiği sırada, onun kabri üzerine konulmak üzere bir taç hediye ederken ona olan hayranlığını dile getirir. Kur'an ve Peygamberimizin yolundan yürüyen insanlar, örnek davranışları ile, dost-düşman bütün insanlığın takdirini kazanmışlardır. Tarihte böyle insanların pek çok örneğini görebiliriz. İslam'ın hayata ve hadiselere bakışını, bu insanlarda aramak gerekir. Haçlıların Müslümanlara yaptığı onca zulüm ve katliamlara rağmen onlara hoşgörü ile muamele eden Selahaddin Eyyubi, Kudüs başta olmak üzere, bölgede Müslüman-Hristiyan çatışması yerine barışı hakim kılmıştır. Onu böyle bir davranışa sevk eden dini ve psiko-sosyal sebepleri açıklamadan önce, bir komutan ve devlet adamı olarak tarihi başarılarına kısaca işaret edelim:
XI-XII. Yüzyıllarda Anadolu ve Ortadoğu'da Dinler Arası Hoşgörü ve Barışa Vurulan Darbe
İslamiyet'in yayılışından itibaren Müslümanlar, değişik coğrafyalarda diğer din mensuplarına hoşgörü ile bakmış ve birlikte yaşamışlardır. XI. yüzyıl Anadolu ve Suriyesi'nde Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında aynı hoşgörü ve huzur hakim idi. Ancak, Avrupa'dan kopup gelen müttefik haçlı orduları, bu barış ve hoşgörü ortamına gölge düşürmeye çalışmıştı.
XI. yüzyılda Avrupa'da toprak sıkıntısı, açlık ve yoksulluk hüküm sürerken, Doğu'daki refah ve toprak zenginliği göz kamaştırmaktaydı. Diğer taraftan, Türklerin Anadolu'da yerleşmeye başlaması, Avrupa kiliseleri tarafından takip ediliyordu. Bunların neticesi olarak, Doğunun zenginliklerini ele geçirmek ve Türkleri Anadolu'dan sürmek üzere Papa II. Urban, "Kudüs'ü Kurtarma" sloganları ile Avrupa'nın çeşitli yerlerindeki Hristiyanları; "Haçlı Seferleri" için teşvik etmeye başlamıştı. Desmont Stewart'ın yaptığı tespitlere göre, bütün Avrupa'da böyle bir harbin ilan edilmesi, o tarihlerde Avrupa'yı kasıp kavuran feodalite çatışmalarını bitirmek için bir kurtuluş çaresi idi. Fatımi Devleti halifelerinden el-Hakim'in (996-1012) daha önceki tarihlerde Kudüs'deki bazı kiliseleri yıktırması da haçlı seferleri için kışkırtıcı bir bahane olarak kullanılmıştı.
Avrupa'dan hareket eden yüzbinlerce askerden oluşan haçlı ordusu Anadolu üzerinden, Suriye ve Filistin'e gelmesi sırasında tarihi felaketler yaşanmıştı. Gerek Anadolu'da ve gerekse Kudüs'de kadın, yaşlı ve çocuk ayırt etmeksizin Müslüman halkı kılıçtan geçiren Haçlılar hakkında, Avrupalı bir tarihçi, "akıl ve insanlıktan mahrum vahşi insanlar" ifadesini kullanmıştır.
Siyasi maksadını gerçekleştirmeyi hedefleyen Kilisenin, Avrupalıları bu sefere katılmaya teşvik için, onlara "mukaddes toprakları kurtarma" iddiasında bulunması ve günahlarının af edileceğini vaad etmesi aldatmacadan başka bir şey değildi. Zira, Hz. Ömer tarafından 638'de fethedildiği tarihten itibaren Kudüs'deki Hristiyanlar, Müslümanlarla birlikte yaşamlarına en küçük bir menfi hareket göstermemişlerdi. Aynı zamanda, Avrupa'dan haç için buraya gelen Hristiyanlara da iyi davranılmaktaydı. Anadolu'da Haçlı-Müslüman mücadelesinin yapıldığı bu dönemin canlı tarihçilerinden Ermeni Methieu'nun de, Türklerle birlikte yaşamaktan duyduğu memnuniyetin bir ifadesi olarak bu savaşlar sırasında Kılıç Aslan'ın yanında yer alması, Kilise'nin söz konusu iddialarına cevap vermektedir. Nitekim, Avrupa'dan kafileler halinde Ortadoğu'ya gelen bu insanların Hristiyanlık adına mücadele verdikleri iddiası, Kilise tarafından yalanlanmıştır. ABD'nin Colarado bölgesindeki kiliseleri temsil ederek Papaz Gene Cardenas başkanlığında, Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz'ı makamında ziyaret eden heyet, dokuz asır önce İslam dünyasına yönelik olarak düzenlenen Haçlı Seferleri sebebiyle özür dileyerek şöyle demişlerdir: "Dokuzyüz yıl önce atalarımız İsa Mesih adına sanarak Avrupa içlerinden Ortadoğu'ya akın akın geldiler. Korku, ihtiras ve nefrete yenik düşen bu insanlar İsa'nın isteklerine ve karakterine taban tabana zıt fiilleriyle İsa'nın adını lekelediler. Haçlılar sizin halkınıza karşı haçlı sancağını açtılar. Bunu yapmakla uzlaşma, bağışlama ve karşılıksız sevgi anlamına gelen haçın da anlamını yozlaştırdılar. Atalarımızın güya Mesih adına yaptıkları katliamlardan ötürü en derin üzüntülerimizi ifade etmek istiyoruz."
Papa II. Urban ve Piyer Lermit adlı keşişlerin Avrupa ülkelerindeki propagandaları neticesinde Norman, Fransız, İngiliz, Alman, Felemenk ve Belçikalılardan meydana gelen 500 bin kişilik haçlı ordusu İzmit önlerine kadar gelir. Kılıç Aslan, sel gibi karşıdan gelen zırhlı haçlı süvarilerine karşı koymaya çalışsa da, daha fazla asker zayiatını önlemek için taktik değiştirerek geri çekilir. Anadolu içerisinde ilerlemelerine çete savaşlarıyla engel olmaya çalışılır ancak, sayı çokluğu avantajını kullanan Haçlı orduları Eskişehir'e ulaşır. Danişmend Gazi'nin de aralarında bulunduğu Anadolu Türk emirleri ile birlikte burada haçlılara karşı yapılan çatışmada önemli miktarda kayıplar verdirmelerine rağmen, Avrupa'dan gelen taze kuvvetlerle desteklenen haçlı kuvvetlerine karşı kesin bir askeri sonuç elde edilemez. Okların dahi tesir etmediği ağır zırhlı silahlarla donatılmış düşman kuvvetlerini yenmenin mümkün olmadığını gören Kılıç Aslan, elindeki kuvvetlerin eritilme tehlikesine meydan vermemek için düşman ile çete muharebesi yaparak onları yıpratmaya çalışır. Bu gayretlere rağmen ilerlemeye devam eden Haçlılar, Antakya, Trablus ve Urfa'yı işgal edip buralarda birer kontluk kurduktan sonra, Kudüs'ü işgal ederek (1099) Kudüs Krallığı'nı kurarlar.
Selahaddin Eyyubi'nin Tarih Sahnesine Çıkışı ve Askeri Başarıları
XII. asırda Irak bölgesine gelen Sultan Selahaddin'in babası Necmeddin Eyyüb, Zengilerin hizmetine girerek Musul'da vali olurken, Selahaddin'in amcası Şirkuh da, Zengilerin ordu komutanı olur. Eyyubi ailesinin şöhretinin yükselmeye devam ettiği tarihlerde dünyaya gelen Selahaddin (1138), gençlik yıllarının başında Nureddin Zengi'nin hizmetine girer (1167). Haçlıların Mısır'a saldırması üzerine Fatimiler Nureddin Zengi'den yardım istediğinde, Selahaddin Kahire savunmasında dikkatleri üzerine çeker. Fatimi vezirinin ölümü üzerine, amcası Şirkuh adına Mısır'a vezir olan ordu komutanı Selahaddin, amcasının ölümüyle fiilen vezir olur (1169). Kısa bir süre sonra Fatimi halifesinin de ölümü üzerine, Mısır idaresine tamamen hakim olur (10 Eylül 1171). Bu arada Suriye bölgesinde hakimiyetini sürdüren Nureddin Zengi'ye bağlılığını devam ettirir. Bizanslılarla iyi münasebetler kuran ve Kuzey Afrika'ya seferler düzenleyen Sultan Selahaddin Mısır civarında emniyeti sağlarken, gelecekte yapacağı seferler için mali kaynaklar temin eder. 1174'de Nureddin Zengi'nin vefatıyla bölgede tam bağımsız hale gelen Sultan Selahaddin, Eyyubi Devleti'ni kurarak tam bağımsız hale gelir.
Selahaddin Eyyubi bağımsız bir devlet kurduktan sonra, on yıllık mücadele ile Mısır, Suriye ve Filistin'de birliği ve asayişi kurmayı başarır; kendisini iki defa öldürmeye kalkışan Batınileri Suriye'den temizler. Yemen'den Malatya ve Malazgirt'e kadar uzanan geniş bir coğrafyada devlet kuran Sultan Selahaddin, Selçuklularla iyi münasebetler içerisine girerken, Abbasi halifesine karşı bağlılığa gölge düşürmez.
Selahaddin Eyyubi'nin Haçlılarla Mücadelesi
Mısır, Suriye ve Kuzey Irak'ta birliği sağlayan Sultan Selahaddin, bundan sonra bütün çalışmalarını Haçlılara karşı mücadele üzerinde yoğunlaştırır. Önce Mercu'l-Uyun'a hareket eden Sultan, orada haçlıların işgal ettiği Beytü'l-Ahzan kalesini feth ederek buradaki esirler kurtarılır. Haçlıların isteği üzerine yapılan sulha rağmen onların İslam topraklarına yeniden saldırdığını gören ve bölgeye yeni bir haçlı kuvveti gelmekte olduğunu haber alan Sultan Selahaddin, bunların karşısına çıkar. Hittin tepesine çekilerek burada savunmaya geçen Kral Guy ve Raymond emrindeki şövalyelerle yapılan savaşta haçlılar büyük miktarda zayiat verir (4 Temmuz 1187). Bu askeri zaferden sonra Lübnan bölgesinde başta Beyrut olmak üzere pek çok şehri peş peşe haçlılardan geri alan Sultan Selahaddin, Kudüs'ü kuşatır. Hıttin Savaşı'nda kuvvetlerinin büyük bir kısmı imha olan haçlılar aman dilerler. Küdüs'e kan akıtmadan affedici bir hükümdar olarak giren (2 Ekim 1187) Selahaddin Eyyubi, haçlıları fidye karşılığında serbest bırakır.
III. Haçlı Seferi ve Selahaddin Eyyubi
Selahaddin Eyyubi tarafından Kudüs'ün işgalden kurtulması üzerine, Avrupa Hristiyan dünyası harekete geçer. Alman, Fransız ve İngiliz şövalyelerinden meydana gelen bir orduyla hareket eden Avrupalılar, III. Haçlı Seferi'ne çıkarlar. Haçlılar iki yıl Akka'yı kuşatma altında tutmalarına rağmen bir başarı elde edemezler. İki ordunun kıyasıya çarpıştığı bu harb sonunda Selahaddin Eyyubi, karşı taraftan gelen sulh teklifini kabul eder. Buna göre, bir miktar esirin iadesi ve 200 bin dinar fidye karşılığında Müslümanlar şehri boşaltacaklardı. Ancak bu anlaşma şartlarına ihanet eden İngiltere kralı Richard, şehir dışında yakaladığı Müslümanlardan üç bin kadarını kılıçtan geçirir. Bunun üzerine Sultan Selahaddin haçlılarla yeniden çarpışmaya karar verir. Kalabalık düşman kuvvetleri karşısında pek çok şehid verilmesine rağmen, Müslümanlar, Kudüs'ü tekrar Haçlılara kaptırmamak için gayret gösterirler. Bu arada çok sayıda şövalyenin öldüğünü ve askerlerinin iyice yıprandığını gören Richard, yeniden sulh teklifinde bulunur. Bu anlaşmaya göre, Sur ile Yafa arasındaki sahil boyu haçlılara verilecekti. III. Haçlı Seferi'nde de bir sel gibi etrafı yakıp yıkan haçlılara karşı direnen Selahaddin bu defa haçlıların Kudüs'e girmelerine imkan vermedi. Mücadelesini devam ettirdiği sırada, hastalandığı için istirahate çekilir. 22 Şubat 1193'de, 55 yaşında vefat eder. Vefatına az zaman kala, bir parça bezden ibaret olan kefenini bir kargının ucuna taktırarak günlerce sokaklarda dolaştırmış ve "Ey insanlar! Geniş ve zengin ülkelere sahip Selahaddin, mezara ancak bu kefeni götürecektir..." demiştir.
Örnek Bir Şahsiyet Olarak Selahaddin Eyyubi Mısır'da idareye hakim olduğu andan itibaren, düşüncelerini, hazırlıklarını ve maddi imkanlarını haçlıların işgal ettiği toprakları kurtarma ve Kudüs'ü geri alma üzerinde yoğunlaştıran Sultan Selahaddin, sulh ve sefer anında askerlerinin yanından bir an ayrılmamış, bazen bir-iki gün yemeği dahi unutur hale gelmişti. Biricik oğlunu kaybetmiş bir annenin her yerde oğlundan bahsetmesi gibi, yanına her gelene hemen Kudüs'ü kurtarma konusunu açan Sultan'ın yüzünde tebessüm dahi görülmüyordu. Bir Cuma günü minberde, mütebessim bir çehreyle insanların karşısına çıkmanın faziletini anlatan hatibin sözlerinden kendisine nasihatte bulunduğunu anlayan Sultan Selahaddin, "Hocam Kudüs işgal altında iken ben nasıl gülümseyebilirim..." diyordu. Ömrünü çadırda geçiren Selahaddin Eyyubi, kendisi için bir saray yapılmasını teklif edenlere karşı, Mescid-i Aksa işgal altında iken, böyle bir şeye razı olamayacağını ifade etmiştir. 90 senelik bir işgalden sonra Kudüs'ü kurtaran Sultan Selahaddin, bu uğurda daha önce mücadele ile bir ömür geçiren ve kendisini yetiştiren Nureddin Zengi'nin yıllarca önce yaptırmış olduğu minberi Halep'ten getirterek Mescid-i Aksa'ya yerleştirir.
Selahaddin Eyyubi'nin bir komutan olarak kazanmış olduğu harplerden elde edilen ganimetlerden kendi hissesine hiçbir pay almadığını ve kan dökücü bir insan olmadığını yabancılar da doğrulamaktadır. Sobernheim şöyle diyor: "Zekası ve dindarlığı üzerinde kurulmuş bulunan iktidarı, sarsılmaz halde idi. Her türlü hırs ve tamah ona yabancıydı. Biri, Fatimi halifesi el-Azid'in ve diğeri Atabey Nureddin'in ölümünde olmak üzere, iki defa büyük servetler elde etmek fırsatını buldu. Halifenin hazinelerini askerlerine dağıttı; Nurettin'in servetine dokunmadı; onu oğlunun emrine bıraktı... Şahsi olarak, haçlılara ve idaresine tabi Hristiyanlara kötü davranmayan Sultan Selahaddin'in haçlılara karşı askeri başarılarından sonra bölgedeki Müslümanlar ile Hristiyanlar arasındaki münasebetler iyileşmiştir... Selahaddin, hakikaten asla boş yere kan dökmemiş ve çok defa esirleri serbest bırakırken veya verdiği hediyelerinde alicenap bir şahsiyet olduğunu göstermiştir."
Haçlıların 90 sene önce Kudüs'ü işgal ederlerken 70 bin müslümanı kılıçtan geçirmesine rağmen, muzaffer bir komutan olarak karşılarına geçen Sultan Selahaddin, intikam alma yerine onlara iyi muamelede bulunmuştur. Zaten İslam tarihinin çeşitli dönemlerinde de görülebileceği üzere, Müslümanlar kendilerine kan kusturan hasımları karşısında hep centilmence davranmışlardır. Burada şu soru akla gelebilir; Müslümanlar üzerinde siyasi ve askeri gücü elde eden muhalif cephe, daha önce Müslümanların kendilerine yaptıkları centilmen davranışları hatırlamışlar mıdır? Tarih bu sorunun cevabını verebilir, ancak burada hatırlanması gereken husus, Müslüman, yaptığı her hayrın karşılığını Allah'dan manevi mükafat olarak beklemek durumundadır. Başkalarının onlara kötü davranması, kendileri için bir ölçü olamaz... İlahi beyan öyle der: "Her hangi kavme (size yaptığı zulümden dolayı) olan kininiz, sizi onlara zulmetmeye ve onlara karşı haddi aşmaya götürmesin, (aksine, size kötülük etseler dahi, onlar hakkında) adaletli davranın. Affetmeniz, takvaya daha yakındır." (Maide Suresi, 5/8)
Dost ve yabancı tarihçilerin ortaya koyduğu üzere, Müslümanlar, harp sırasında ve sonrasında mağlup ettikleri düşmanlara veya himayesine giren toplumlara karşı yüksek insani davranışlar göstermişlerdir. Onların bu davranışı, yapılan harplerin başkalarını sömürme ve insanları imha etme maksatlı olmayıp; ya bir meşru savunma veya topyekun insanlığı medeniyetten nasipli kılmak maksadına yönelik bir gayretin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim, Sultan Selahaddin'in bir harp gecesinde Allah'a arz ettiği yakarışları da bu düşünceyi doğrulamaktadır:
"Allah'ım... Bilirisin ki ben bu harplere şöhret ve mevki için atılmadım. Tek gayem, Senin ismini yüce tutmak... ve bu yolla yeryüzüne gerçek adaleti, ahlak ve fazileti yaymak, insanları birbirine kardeş etmektir. Bütün maddi kuvvetimiz kesildi... Sadece Sana güveniyoruz. İmaanımızda en ufak bir sarsıntı olmadı ve olmayacak da... Bedir aslanlarına olan yardımını bizden de esirgeme!."
Selahaddin Eyyübi, "Hakk'ı kuvvette gören, cismani yaşayışı gaye bilen, zulüm ve gadirden lezzet alan ve kendilerini yarı ilah gören şartlanmışlara karşı, Hakk'ın ihyası, düşünce hürriyetinin ikamesi, mazlum ve mağdur ahlarının dindilirilmesi, zayıf ve güçsüzlere melce' (sığınak) ve dayanak olunması yolunda mücadele etmiş..." ender şahsiyetlerdendir.
Kaynaklar
-A. Abdülfettah Şahin, Asrın Getirdiği Tereddüdler, İzmir 1990, c.II, s.109.
- Chalandon, Alexis Conene, s. 159; Osman Turan, s.99
- Clahude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu'da Türkler, çev. Yıldız Moran, E Yay.
- Celal Yıldırım, Tarihin Altın Sahifeleri, İkbal Yay., Ankara 1970,s.280.
- Desmand Steiward, Batı Bözü İle İslam Kültür ve Medeniyeti, çev.Müjdat Karayerli-Murat Özyiğit, Esra Yay. İstanbul 1994, s.215.
- Harplerde gösterilen kahramanlıkları dile getiren divan türü eserlerden olan olan Kitabü'l-Hamase, Cahiliye Devri'nin meşhur şairlerinden Tammam'ın el-Hamase tarafından yazılmıştır.
- Işın Demirkent, "Haçlılar" İSAM, İ.A., XIV/526. (Haçlı seferlerinin asıl amacının ekonomik olarak gösterilmesinin tutarlı bir genekçe olamayacağı hakkında geniş bilgi için bkz: a.g.m., 256-257.
- İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye (Büyük İslam Tarihi), çev: Mehmed Keskin, Çağrı Yay., İstanbul, 1995, XIII, 26-28.
- İbn Şeddad, Bahaeddin Yusuf, en-Nevadiru's-Sultaniyye, nşr. Vamaleddin Şeyyal, Mısır 1964.s.154-156
- İbn Esir, el-Kamil fi't-Tarih, (İslam Tarihi) çev. Abdulkerim Özaydın, Bahar Yayınları, İstanbul 1987, XI, 45
- Mathieu, Urfalı (d'Edesse), Chronique, trc. E. Dulaurier, Paris 1858, 763-264; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1993, 110-111. Urfalı Meteos Vekaynamesi, Ankara, 1987 s.146
- Sobernheim, "Selah-add-Din Eyyubi", Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1988, X, 109.
- Yılmaz Boyunağa, Tebliğinden Günümüze Kadar İslam Tarihi, Cihan Yay. İstanbul 1985, 620.
- Yılmaz Boyunağa, 499.
- Zaman Gazetesi, 4 Haziran 1977.