Sızıntı Arşivi

Kasım 1990 · s. 440 · 8 dakikalık okuma

Haber Ağları ve Hipnoz Edilen İnsanımız(2)

İbrahim Refik · İnceleme

BATI BASINININ PENCERESİNDEN İSLAMİYET VE ORTADOĞU

Günümüzde uluslararası haber dolaşımının en büyük karteli durumunda olan ABD ve Batılı haber ajansların “düşünce oluşturucu”ları, dünya imajını kendileri çizmekte ve ardından da, çizilen bu imaj hakkında ne düşünülmesi gerektiğini kitlelere empoze etmekte olduklarını belirtmiştik.

Acaba bunlar İslamiyeti gerçek manada ne kadar biliyorlar; XIX. yüzyılda Amerika’nın İslamiyet’le teması çok kısıtlıydı. İlk akla gelenler Mark Twain ve Herman Menville gibi seyyahlarla, tek tük misyonerler ya da kısa ömürlü Kuzey Afrika harekatlarıdır. Kültürel açıdan İİ. Dünya Savaşından önce Amerika’da İslamiyet’in belirgin bir yeri yoktur.

Edward Said’in tesbitleri içinde; “Amerika’da hiçbir zaman geniş bir okuyucu kitlesine hitabeden İslamiyet uzman? olmadı. Dahası Marsall Hodgson ‘un ölümün den sonra 1975’de yayınlanan “İslamiyet’in Cesur Yolculuğu” dışında İslamiyet bir bütün olarak kitlelerin istifadesine sunulmadı.’Said, İslam medeniyetinin bütün olarak bilinip-bilinmemesiyle alakalı olarak enteresan tesbitlerde bulunur: “Günümüz Batılı akademisyenleri, x. yüzyıl Bağdat’ın hukuk okullarını yada XIX. yüzyıl Fas’ın kentleşme biçimini biliyorlar, fakat hiçbir zaman (veya hemen hemen hiçbir zaman) İslam medeniyetinin tümünü edebiyat, hukuk, siyaset, sosyoloji vb. kapsayan bir bilgiye sahip değiller. Ne var ki, bu bilgisizlik, uzmanları zaman zaman da olsa “Müslüman kararlılığı” veya “Şii’lerin şehadet tutkusu” gibi genellemeler yapmaktan alıkoymamıştır.”

Said, günümüzün eğitimli Avrupalı’sının durumunu da şöyle özetler: “Arada sırada bir tasavvuf yazarına veya azizine duyulan ilgi dışında, Avrupa’nın “Doğu” irfanına gösterdiği itibarı “Müslüman şairleri veya bilgelerine kadar uzattığı pek nadirdir. Günümüzün eğitimli Avrupa’lılarının bildiği Müslümanların listesi Ömer Hayyam, Harun Reşid, Sinbad, Alaaddin, Hacı Baba, Şehrazat ve Selahaddin ‘den öteye gitmez. Carlayl dahi Hz. Peygamber (say) ‘i daha çok kabul görür bir konuma getirmeyi başaramamıştır.

Ve Said, bu araştırmalarından çok ibret verici şu hükmü çıkarır: “Ben Avrupa ve Amerikan tarihinde İslamiyet’in hiddet, önyargı ve siyasi menfaatlerin olarak oluşturduğu bir çerçeve dışında genel olarak değerlendirildiği ve üzerinde düşünüldüğü bir döneme rastlamadım. Bu şaşırtıcı bir keşif gibi gelmeyebilir; fakat, bu söylediğim on dokuz uncu asırdan bu yana kolektif olarak Oryantalizm ilmi diye adlandırılan veya Doğu ile sistematik bir şekilde ilgilenen veya fikri ve ilmi uğraşların bütününü ihtiva etmektedir”.

Yazar, günümüzdeki İslam âleminin içler acısı durumunu şöyle ifade etmektedir: “Şimdilerde İslam Dünyasının pek çok kısmı Birleşik Devletler üretimi televizyon şovlarının istilası altındadır. Üçüncü Dünyanın diğer fertleri gibi, Müslümanlar da haber almak için, haberler kendi bölgeleri hakkında bile olsa, az sayıdaki haber ajansının tekeline güvenmek zorundadırlar. Dolayısıyla, haber kaynağı olmanın dışında, haber tüketicisi de olmak durumundadırlar. Tarihte ilk defa (yani ilk defa bu kadar kapsamlı bir şekilde) İslâm Dünyası kendisi hakkındaki şeyleri Batı imalatı imajlardan, tarihlerden ve haberlerden öğrenmektedir. Buna bir de İslam Dünyasındaki öğrenci ve bilim adamlarının daha hala Amerikan ve Avrupa kütüphanelerine ve Ortadoğu araştırmaları bölümleri olduğu kabul edilen Öğretim kurularına güvenmek zorunda olduklarını, (bütün İslam Dünyasında tek bir gerçekten tam teşekküllü, merkezi Arap dökümanları kütüphanesi olmadığını göz Önüne alın) eklersek, kendisini meydana getiren toplumların küçük bir kısmına hizmet veren basın devriminin “İslamiyet”e ne yaptığını elem verici fakat net bir görüntüsünü elde etmiş oluruz.Bütün bunların yanında muhabirlerin durumu da oldukça önemlidir.Her Amerikan muhabiri, kendi ülkesinin “çıkarları olan ve bu çıkarları kollamak için başka ülkelerde görünmeyen yollar izleyen bir süper güç olduğunu” bilmekle yükümlüdür. İster teoride, ister pratikte olsun, basın özgürlüğü takdire şayan bir şeydir. Fakat, hemen her Amerikalı muhabir, dünyaya haber verirken, şuur altında, kendi şirketinin Amerikan gücünün bir parçası olduğunun farkındadır. Ve bu güç yabancı ülkeler tarafından tehdit edildiğinde, basın özerkliği, sadakat, yurtseverlik ve milli kimlik ifadelerinde saklı bir şeylere boyun eğer.

Yurt dışında çalışan gazetecilerin istihbarat teşkilatı tarafından kullanılması bir yana, Amerikan basını, dış dünyadan, hükümet politikasının çizdiği bir çerçeve içinde bilgi toplar.

Ne zaman Ortadoğu’daki petrol fiyatların da küçük bir değişiklik olsa, bu muhabirler tarafından dünya haber bültenlerinin bir numaralı haberi yapılırken, üçüncü Dünya ülkelerinin son derece bağımlı olduğu zirai girdilerin ve temel sanayi ürünlerinin fiyatlarına Batılı ülkelerin yaptığı zamlar ne ölçüde büyük olursa olsun “haber değeri düşük(!)” hadiseler olduğu için haberlere yansımaz.

Günümüzün eğitilmiş Avrupa’lılarin bildiği Müslümanların listesi Ömer Hayyam, Harun Reşid, Sinbad, Alaaddin Hacı Baba, Şehrazat ve Selahaddin’den öteye gitmez. Carlayl dahi Hz.Peygamber (sav)’i daha çok kabul görür bir konuma getirmeyi başaramamıştı. (Edward Said)

Yine, Türkiye ile Ortadoğu ülkeleri arasında ekonomik işbirliği elle tutulur sonuçlar verirken ve yeni anlaşmalar imzalanması arefesinde Batı basınında: “Türkiye’nin güney ve doğusunda…… yanlısı güçlerin asker ve silah yığınağı yaptığına ilişkin” masum(!) haberlerin çıkması oldukça enteresandır.

Edward Said de, İslam ülkelerinde vazife yapan gazetecilerin özelliklerini şöyle anlatır: “Genellikle, çalıştıkları ülkenin dilini bilmezler, bölgede hiçbir geçmişe sahip değillerdir ve önemli katkılar yapmaya başlayabildikleri bir sırada ise kısa bir görev süresinin ardından başka yerlere atanırlar.Gazeteci ne denli kabiliyetli olursa olsun, İran, Türkiye veya Mısır gibi karmaşık yerler hakkında esaslı haber üretmeyi umamaz. Bunun için belirli bir eğitim ve söz konusu yerde uzun bir ikamet gereklidir”

Amerikan televizyonlarının durumuna gelince; burada yayınlanan, bütün milli ya da milletlerarası haberler görüntülü olarak verilir.(Yani Türkiye’deki gibi masa başında oturan bir spiker önündeki kağıttan, radyo bülteni verir gibi bir haber okumaz). Bütün bu görüntülü haberler sadece üç şirketi tarafından görüntülenir, haber haline getirilir ve yayına hazırlanır. Bu üç şirket de ABC, CBS ve NBC’ dir.

Milyonlarca insanın izlediği programlar hakkında temel kararları bu ABC, CRS ve NBC’nin yönetim kurulundaki bir avuç adam verir. İşin enteresanı; ABC ve CBS’nin yönetim kurulundaki altı adamın altısı ve NBC’ nin de on beş adamdan beşi Yahudi’dir. Sanırım buna basit bir rastlantı demek oldukça güç.

Bu bir avuç “Düşünce Oluşturucu “larının tesiriyle bugün Amerikan kitle iletişim araçlarının ezici çoğunluğu, Ortadoğu meselesine İsrail’in gözlükleriyle bakar. Amerikan kamuoyu üzerinde tesirli olduğu söylenebilecek hiçbir kitle iletişim organı Arap (veya Filistin) yanlısı değildir. Bugüne kadar gerçekten etkili olan kitle iletişim organlarının hiç birinde ABD’nin Ortadoğu meselesinde yanlış taraf tuttuğunu söyleyen olmamıştır.

E. Said bu durumu şöyle izah etmektedir: “İslamiyet ve Müslümanlar hakkındaki bilgiler sadece egemenlik ve çatışmadan değil, aynı zamanda kültürden kaynaklanan bir antipatiden oluşmuştur. Bugün İslamiyet, Batı ile taban tabana zıt olarak ve tamamıyla olumsuz bir biçimde anlatılmaktadır.

SİNEMA

Günümüz sinema piyasasında, ilişkileri ve dağıtımı kontrol altında tutan altı büyük merkezden söz edilebilir. Bunlar; Milano, MonteCarlo, Cannes, Berlin, Newyork ve Los Angeles’dır. Batı sinemasında yer alan Müslüman tipi, genellikle fantezi yanları ağır basan bir düş ürünüdür.

“Made in Hollywood” ya da Paris, Roma damgasını taşıyan, bu renkli esrarengiz ve abartılı Doğu, yalnızca bakışları ürkütücü, davranışları kuşkulu, düzenbaz ve barbar Araplardan oluşmaktadır. Bunlar, kadın düşkünü olup çok eşli bir hayat sürerler. Batılı kızları yakalayıp, haremlerine kapatırlar.

Gerçekten de, Batı sineması, kökeni kimi kez haçlılara kadar uzanan ve en azından sömürgecilik döneminde çok yararlanılmış olan ön yargıları gündeme getirmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.

Yakın denilebilecek bir zamanda çevrilen “Rambo” serilerinin sonuncusunda Afganlılar’ı Ruslar’dan kurtarmaya gelen Rambo’nun etrafındaki Afganlılar’a çizilen imaj Araplarınkinden farklı değildi.

SONUÇ

Günümüzde, kendi yakın çevremiz ve yüzyüze iletişimde bulunduğumuz insanlar hakkında sahip olduğumuz bilgiler dışında, dünya hakkında bütün bildiklerimiz veya bildiğimizi sandıklarımız, bize günlük gazeteler, dergiler, radyo ve televizyon vs. gibi kitle iletişim araçlarından aktarılıp, benimsetilmekte..

Hangi haberlerin bize ulaştırılması gerektiğine, hangi sırayla ulaştırılacağına, dünya imajımızın hangi kelimelerle çizileceğine hep bizim dışımızdaki, yüzlerini bile görmediğimiz hasım dünyanın müstemlekeci düşünce artıkları karar vermekteler. Bununla da yetinmeyip bize ulaştırdıkları haberleri tahlile tabi tutarak, neyi nasıl düşünmemiz gerektiğini de bildiriyorlar.

Artık günümüzde iletişimsiz bir dünya düşünmek imkânsız bir hale gelmiştir. Hâkim güçlerin elindeki bu fasit iletişim ağı, öylesine tesirlidir ki, Arif Nihat Asya’nın;

“Yeryüzünde riya, inkâr, hiddet Altın devrini yaşıyor.

Diller, say falar, satırlar (Ebu Leheb öldü.) diyorlar.

Ebu Leheb ölmedi Ya Muhammed (sav)

Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor.”

dediği gibi, bu cehil ellerden haber bombardımanı devlet, millet farkı gözetmeden üzerimize sağanak halinde yağmaktadır. Ve bu sağanaktan kaçamayan insanımız her şeyi bilmek, öğrenmek zorunda bırakılmıştır; her şeyi bilmektedir ama kendini bilmemekte ve kendini (asli gayesini) unutmuştur. Kendini unutunca da ruh da köleleşmiş ve Hakk’ı unutmuştur.

Bu durumda kafa-kalb izdivacına muvaffak olmuş fütüvvet topluluğuna çok iş düşmektedir. Önce; “Size fasık biri haber getirdiği zaman araştırın” (Hucurat,6) yetinin aydınlatıcı tayfları altında çok uyanık olmalı, okuduğu, dinlediği haberlere karşı daima mülahaza dairesini açık bırakmalı ve milli kültür haremine sokulan yılanlara, inanmış insan olmanın gereği olarak bir daha kendini sokturmadan, kendi olarak duyma ve düşünmesini bilmelidir. Ve vakit fevtetmeden; millet hissiyatının tercümanı, kitlelerin rehberi ve naşir-i efkârı olan, şahısların heva ve heveslerine hizmet yerine, sadece milleti irşad etmeyi hedefleyen haberleşme ağını kurmalı ki, cihanın dörtbir yanına iyinin, güzelin, doğrunun mesajları iletilebilsin.•

BİBLİOGRAFYA

—Akdeniz, Sabri; Kültür Sömürgeciliği, M.O.,I.Fak.Yay., İstanbul 1988.

—Avcı, Nabi; Kitle Kültürü Enformatik Cenalet, Rehber Vay., Ankara 1990

—Belli, Şemsi; Bab-ı adi, Kağnı Yayınları, İstanbul.1987

—Brown, J.A.C.; Beyin Yıkama (Çev.:Behzat Tane), Boğaziçi Vay., İstanbul 1978

—Said, Edward; Haberlerin Ağında Isem (Çev.: Alev Alatlı), Pınar Vay., İstanbul 1984.

—Turhan, Mümtaz; Kültür Değişmeleri, 2. Baskı, İst.1986.

Basın 80-84, Çağdaş Gazeteciler Derneği Vay., Ankara 1984

Basında Ekonomi ve Ekonomi Basını (1983 yılı 111. Seminer tutanakları) Hürriyet Vakfı Eğitim Yayınları, İstanbul 1983.

Kitle eğitim tekniklerindeki değişme ve yazılı basının geleceği (1982 yılı il. Seminer tutanakları), Hürriyet Vakfı Eğ. Yay .Ist 1. 19 82. VI. Seminer tutanakları) Hürriyet Vakfı Eğitim Yayınları), İstanbul 1983.

—Ayvaz, Prof. Dr. Muvaffak; Yeni bir kültüre doğru ve T.V.”, Sızıntı Derg. Ekim 1987.

—Clark, R.Kenneth; “özel rapor: Televizyon”, Ana Britannica 1990 yılığı.

—Fathel, Abbas; “Gtzernil ve Abartılmış Doğu”, Ljneaco’dan Görüş Dergi, Ocak 1990. :Kahraman, Kemal: “Uluslararası haberleşme ve Türk basını üzerine notlar’’ İlim Sanat Dergisi, Mart/Nisan 1986.

—Kıyar, Cemil; “Türk basınının illeti: Dışa Bağımlılık’’, Zaman Gazetesi, 2 Nisan 1988,

—Öz bilgen, Erol; “Bir gazetenin 24 saati”, Zaman Gazetesi 20 Ocak 1990.

—Öz bilgen, Erol; “Kamuoyunun bilgi değerlendirmesi ve inançlar”, Zaman Gazetesi, 28 Haziran 1989.

—Özçelik, Mustafa; “Gazete deyip geçmeyin”, İslam Dergisi, Temmuz 1986.

—Ping, Jean; “Kuşkular, korkular ve umutlar”, Unesco’dan Görüş Dergisi Nisan 1983.