Sızıntı Arşivi

Ağustos 2000 · s. 341 · 7 dakikalık okuma

Güneş: İki Tarafı Keskin Bıçak

· Tıp


Paracelsus prensibine göre her ilaç bir zehirdir. Ancak doz, ilaç/zehir ayırımında belirleyicidir. Bu prensip güneşlenme için de geçerlidir.
Uygun dozlarda güneşlenmenin, kemik oluşumunda tesirli olan D vitamini sentezini artırarak raşitizme engel olduğu bilinmektedir. Ancak devamlı olarak güneş ışınına maruz kalmak, uzun dönemde menfi tesirlere yolaçabilir.

Her yaz mevsimi geldiğinde, sıcak hava dalgasının yayılması ile birlikte insanlar kendilerini yazlıklara, deniz kıyılarına, sahillere atarlar. Bu her yıl böyle olur. Sonbahara bronz bir tenle girmek hala cazibesini koruyor. Ancak güneş ışınlarının oluşturduğu tehlike de günden güne artıyor. Çünkü güneş ışınları deride kırışıklıklara, daha da önemlisi cilt kanserine yol açabiliyor.

ABD'de son 10 yılda melanoma (bir cilt kanseri türü) vak'alarının sayısı % 83 oranında artmıştır. Aynı zaman diliminde melanoma 25-28 yaş arasındaki bayanlarda en sık görülen kanser türü durumundadır.

Bu artışın sebeplerinden birincisi; ozon tabakasının delinmesi neticesinde zararlı UVB (ültraviyole/morötesi B) ışınlarının soğrulmadan yeryüzüne doğrudan ulaşması, ikincisi ise; insanların bronz teni, çekici ve sağlıklı olarak algılamaları ve Güneş altında uzun müddet korunmasız kalmalarıdır. Halbuki bronz ten, cildin hasara uğradığını belirten bir alarmdır. Güneş yanıklarının ve ışınlarının cilt hücrelerine yaptığı hasar, birikici ve kalıcıdır.

Güneş Işınları ve Ültraviyole
Güneş, dünyamızdaki hayatın devamı için lüzumlu bir ışın kaynağıdır. Güneş'ten yayılan elektromanyetik ışınları, yüksek dalgaboylu kızılötesi (IR) ışınlar, kısa dalgaboylu morötesi (UV) ışınlar ve yüksek enerjili (X) ışınlar şeklinde sınıflandırmak mümkündür.

UV bölgesi üç alt bölgede incelenir.

UVC (100-280 nanometre dalga boylu ışın): Bu ışınlar ozon tabakası tarafından absorbe edilir (emilir). Göz için tehlikelidir.

UVB (280-315 nm dalga boylu ışın): Güneş yanığı, indirekt pigmentasyon ve DNA hasarına, böylece cilt kanserine sebep olabilirler. Bütün UV ışınların % 2'sini oluştururlar. Yeryüzüne bu ışınların ancak % 0,04'ü ulaşır. Ama ozon tabakasının delinmesiyle tesiri artmıştır.

UVA (315-400 nm dalga boylu ışın): Direkt pigmentasyon, foto-yaşlanma, foto-toksik ve foto-alerjik reaksiyonları harekete geçirir. Enerjisi UVB'ye oranla daha azdır. UVB ile aynı şiddette güneş yanığı oluşturabilmesi için 1000 defa daha yüksek enerji lazımdır. Yeryüzüne bu ışınların % 4'ü ulaşır.

UV ışınının tesiri coğrafik konum, günün saati, yükseklik ve ortam ile değişir. Özellikle 11:00 en tesirli saattir. UV ışının tesiri her 300 metre yükseklikte % 4 artar. Bu ışını su % 5, kum % 25 ve kar % 95 nispetinde yansıtır.

UVA ve UVB ışınları deride toplanma ve deriye nüfuz etme özelliklerini gösterirler. Bunun sebebi, ışınların deride bulunan ve deriye rengini veren melanin pigmentleri (boyar madde) tarafından soğurulmasıdır. Bu durum karşılıklı olarak hızlı ve gecikmeli bir pigmentleşmenin doğuşuna (renginin değişmesi) yol açarlar. Çeşitli istenmeyen deri tepkilerinin neticesi melanin pigmentinin renginin değişmesidir. Işınlar veya diğer faktörlerin dozu arttıkça melanindeki bir değişiklik geri dönüşümsüz olarak habis alana kayarak melanom adı verilen cilt kanserine sebep olmaktadır.

Ayrıca şunu da önemle belirtmek gerekir: güneşlenmedeki maksat bronzlaşmak olmamalıdır. Güneşlenmenin esprisi bir müddet güneşlenip, bir müddet denize girerek ve bunu müteaddit defalar yaparak ani sıcak/ani soğuk şeklinde şok tedavi ile damarlara jimnastik yaptırmaktır. Ani ısı değişiklikleri ile bir gevşeyip bir kasılan damar çeperleri kışın, özellikle de sonbahardaki ani ısı değişikliklerine hazır hale geleceğinden bu dönemdeki hastalıklarda bir azalma olacaktır.

Ozon Tabakasının Vazifesi
Stratosferde 15-20 km kalınlığında bir katman olan ozon tabakası Güneş'ten gelen, özellikle 260-320 nm dalga boylu zararlı ışınımları soğurur. Böylece canlıları zararlı tesirlerden korur.

Kloroflorokarbon gazının, ayrıca egzoz gazlarının ozon için mahzurları 1970'li yıllardan beri bilinmektedir ve bu gibi maddelerden kaçınılmaya başlanmıştır.

Ozon, fotokimyevi kırınım gösteren oksijen molekülü yapısındadır. Bu tesir çok yavaş görülür. Fakat yeniden oluşumu 34 yılda olur. Kloroflorokarbonların yarılanma ömürleri uzundur. Atmosferde 100 yılın üzerinde bir zaman kalırlar. Ozon tabakasındaki % 1'lik azalma, biyolojik tesirli UVB ışınlarının dünyaya yansımasını % 1,52 oranında artırmaktadır.

Ozon deliğinin günden güne büyümesiyle birlikte güneş ışınları şimdiye kadar olmadığı ölçüde ciddi tehditler oluşturmaya başladı. Son 10 yılda kuzey yarımkürede % 45 nispetinde ozon hasarı tespit edildi. Uzmanlar 2000 yılında bu oranın iki katından daha fazla artacağını belirtiyorlar. Her yıl % 1 nispetindeki artış, yeryüzüne % 2 ile 4 arasında, daha fazla ültraviyole ışınların girmesine sebep oluyor.

Ozon deliği ültraviyole ışınların bir kısmını da kışın yağışlarla birlikte yeryüzüne gönderiyor. Yani yalnızca yaz mevsiminde değil, diğer mevsimlerde de güneş ışınlarının zararlarına maruz kalınabiliyor.

Çevre koruma derneklerinin istatistiklerine göre, ozondaki azalma 2000'li yıllarda % 10'lara ulaşırsa, 2075 yılında deri kanseri vakalarına 162 milyon yeni hasta daha ilave olacak. Bunların 3 milyonu ölümcül boyutlarda vak'alar olacak. Bunda yaş faktörünün de ehemmiyeti var. Gençler yaşlılara göre daha şanslılar. Çünkü her bedende, DNA içindeki deri kanserine yol açıcı tesirleri yok eden enzimler var. Bu enzimler insan yaşlandıkça azalıyor.

Ültraviyole ışınlara karşı çok hassas olan gözlerimizi de ciddi tehlikeler bekliyor. Ozondaki büyüyen delik katarakt rahatsızlıkları oranını % 6'dan % 8'e yükseltiyor. 2000 yılında bu rakam % 10'a ulaştığında 2,8 milyon katarakt hastası daha diğerlerine ilave olacaktır.

Cildin çeşitli katmanlarına ulaşan UV ışınların miktarı dalga boyuna bağlıdır. Dalga boyu ne kadar kısa, yani enerjisi ne kadar yüksek olursa, cildin o kadar derinine tesir eder. Böylece, dalgaboyu ve derinliğe bağlı olarak, ışının DNA, RNA ve cilt proteinleri (keratin, kolojen gibi) tarafından emilmesi gibi reaksiyonlar ortaya çıkar.

UVA ışınları cildin dermis tabakasında bulunan elastik liflerin prematüre (eilon) foto-yaşlanmasına sebep olur. Ayrıca aksidatif reaksiyonlarla hücre ve dokuların yıkılması neticesi ağrı ve iltihaplanmaya sebep olur.

Vazifeleri gereği güneş ışınlarına maruz kalan insanlar her zaman olacaktır. Yüce Yaratıcı tarafından cilde yerleştirilen koruma mekanizmaları, onları bu tehlikelerden korumaktadır.

Bütün bu Allah vergisi korunma mekanizmalarına rağmen fıtrata başkaldıran insanları bekleyen pekçok hastalıklar vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

Eritem (kızarıklık): UVB ışınlarının sebep olduğu oktinik eritem (kızarıklık) Güneş'e karşı iyi korunmamış bir ciltte ortaya çıkan ilk neticedir. Öte yandan, çok uzun müddet Güneş'e maruz kalma durumunda UVA ışınları da eritem oluşumunu başlatabilir. Buna karşılık UVB'lerin yol açtığı ter tepkilerinin hacmini artırırlar.

Eritemin en hafif şekli 6-24 saat arasında görülür. 13 günde kaybolur. Pigmentleşme yoktur. İkinci derecede eritem 2-12 saat arasında çıkar. Hafif bir soyulma görülür ve geçici bir pigmentleşme bırakır.

Üçüncü derece eritem siyanoz (doku ölmesi neticesi ortaya çıkan morluk) durumuyla ortaya çıkar. Soyulmayı kalıcı bir pigmentleşme takip eder.

Dördüncü derece eritem; ateş, bulantı, baş dönmesi gibi belirtilerin eşlik ettiği pigmentsiz gerçek bir yanıktır.

Aktinik elastoz: UVA ve UVB ışınlarının deri yaşlanmasında rolü olduğu ispatlanmıştır. Özellikle malpigi tabakası seviyesinde epidermadaki (dış deri tabakası) incelme UVB'den kaynaklanmaktadır. Derma'nın (alt deri) bağ dokusu değişmelere uğrar. Yavaş yavaş kollojen liflerin büzülmesiyle ve esnek liflerin yozlaşmasıyla esnekliğini kaybeder.

Bu olaylar Güneş'e maruz kalan kısımlarla sınırlıdır ve fibroblast (kas dokusu liflerinin ana maddesi) DNA'larında yıkımlara sebep olurlar. Bu değişmelerin göstergesi yüzeyde kuru, pul pul dökülen, saydam, sarımsı, gri, gevşek, esnekliği, gerginliği kaybolmuş bir cilttir.

Bazen özellikle ellerde ve daha seyrek de boyunda ve yüzde yoğun pigmentleşmenin belirtisi olan lekeler görülebilir. En yaygın olan, kalıcılığını sürdüren kahverengi lentigolardır.

Deri kanserleri: Epiderm (dış deri) menşeli deri kanserleri (bazal=kök hücreli ve yassı hücreli karsinomlar) insanlarda en sık görülen ve tedavi edilme ihtimali en yüksek olan kötü huylu tümörlerdir.

Bu tümörlerin hemen hepsi derinin Güneş'e maruz kalan bölgelerinde ortaya çıkar. Bunlar daha çok açık havada çalışan çiftçi, denizci, balıkçı gibi kimselerde; sporcularda ve aşırı güneş banyosu yapanlarda görülür. Derideki melanin pigmentinin miktarıyla ilişkilidir. Bu sebeple de ten rengi açık olanlar deri kanseri gelişmesine elverişlidirler.

Bu tümörler ayrıca X ışını veya Radyum yanıklarından ya da Arsenik (As) zehirlenmesinden yıllar sonra bile ortaya çıkabilirler.

Cildin Tepkileri

Fototoksik tepkiler: Şahıstan şahısa değişir. Bunların ortaya çıkması için cildin ışığa hassas bir ürünle ilişkide bulunması ve bunu foto-dinamik duruma getirebilen ışınımları alması (Güneş'e çıkmak vb) yeterlidir.

Fotoalerjik (ışığa karşı alerji olma durumu) tesirler; bir önceki veya o zamana kadar belirsiz kalmış bir hassaslığın neticesidir. Bu hassasiyet Güneş'te kalmayı takiben foto-alerjen (ışığa karşı alerjik madde) bir maddeyle teması neticesi edinilmiştir.

Kainatı bir denge içinde yaratan ve herşeyi insanın istifadesine sunan Yüce Yaratıcı her türlü tehlikeye karşı da bu mümtaz varlığı korumaya almıştır. Derimizi güneş ışığının zararından koruyan mekanizmalar buna güzel bir örnektir. İşte cildin ışığa karşı korunmasında fıtri mekanizmalar:

-Kıllılık,

-Doku tabakasında kalınlaşma,

-Ürokanik asit: Terle taşınan bu molekül UVB ışınlarına karşı tabii bir soğurucudur,

-Derideki yüzey yağları,

- A, C, ve E vitaminlerinin serbest radikalleri oksitlemesi,

-Melanin pigmentleşmesi: Bu pigment dış derinin söz konusu duruma göre özelleşmiş her hücresinde bulunur. Güneş ışınlarına karşı temel bir koruyucu görev üstlenir.

Bu mekanizmalar hem ışık ışınımlarının kırılmasını, hem de ışınımların (özellikle UV'ler) soğurulmasını sağlar. Emilen enerji sıcaklık biçiminde dağıtılır. Ya da yoğun pigmentleşme oluşturan ön-melanin (premelanin) oksitlenmesi için kullanılır.

Yeryüzündeki fotosentez, dünyanın ısınması ve aydınlanması için çok büyük bir enerji kaynağı olan güneş ışınları insan vücuduna doğrudan temas ettiğinde; zamana, ışığın tipine ve güneşlenme süresine bağlı olarak menfi tesirler meydana getirebilir. İnsana bu tesirlerin zararlarını azaltacak koruyucu mekanizmalar bahşedilmiş olmakla birlikte, bunlar aşırı dozda güneş ışınına maruz kalındığında yetersiz kalmaktadır. Zorunlu olmayan güneşlenme, ondan gelecek zararı istemek demektir.