Sızıntı Arşivi

Ekim 1992 · s. 6 · 2 dakikalık okuma

Günah Senfonisi

H. Ensar Sarpgül · Din Ve Ahlâk

ekm92

H. Ensar Sarpgül

Cinnet Türküleri, "Günah Senfonisi"yle başlar. Ak ile karanın, varlık ile yokluğun, günah ile sevabın, kısaca iyi ve kötünün ilk defa burun buruna gelişi, sonu gelmez iç isyanların, kargaşa ve sükûn periyotlarının başlangıcıdır, "Günah Senfonisi."

(Acımasız bir otokritiğin, amansız bir muhasebe savaşının tam ortasına davet ediyorum sizi. Bu meydanda herkese bir hisse vardır. Herkes, az çok aynı mücadeleye şahit olmaz mı kendinde? Fakat burada bütün kaygılardan sıyrılmış, hakikati olduğu gibi görmeye azmetmiş bir insanın, -şiir diliyle-"çıplak" sözlerini bulacaksınız. Şairi ise bilinmiyor! Ne fark eder; hem bütün insanlık adına söylenmiş -fani- sözlere sahip çıkmak, ne kadar doğru olurdu dersiniz?)

"Günah Senfonisi" bir hâlet-i ruhiye mozayiğidir; zaman ve mekândan soyutlanmış insanın, kendi ruh dünyası içinde kendisiyle hesaplaşması ve nefsiyle kapışma zeminidir.

Orada günah ve sevap, bilinen mânâlarının dışına taşmaya başlar; âdeta, giderek birer ruh bütünlüğü, aynı insanda farklı iki kişilik hâline gelirler. Burada bir kişilik ve hâl problemi vardır. "İyi" ve "kötü" olandan hangisi gerçek "kendi"sidir? Fert, kendi hâl ve davranışlarını iyi yönde sürdüremeyince ruhunda bir ızdırap fırtınası başlar; bir anda iç dünyasında kızıl kıyamet kopar! "Kir" ve "nur" iç içedir; her şey karışır:

Nedir bu? Akıp giden zamanın içinde,

Günah ve sevabın, nuru ve kiri içinde.

Izdırap periyotları sıklaştıkça, çile hafakanlaşmaya başlar, âdeta bir arının uğuldayışı duyulur kafada. Her taraf bu uğursuz sesle doludur. Tekrar tekrar yapılan tevbeler her seferinde günah bataklığında son bulur!

Izdırapla gelen ardarda uğuldayış

Tevbe denizinde, sonra bataklığın içinde.

Uğultunun sakinleşmeye başlamasıyla insan kendine gelir ve bir anda kendi 'ben'iyle karşılaşır:

Yavaş yavaş uğultular duruluyor içimde

Âlem, sanki elele benlik içinde.

Ve tam o sakinleşme periyodunda müthiş bir gümbürtü kopar! Kıyamet habercisi kızıl bulutlar ortalığı kaplar. Farkında olunsun veya olunmasın en ufak bir ayak sürçmesine yer yoktur bu âlemde. Bunlar, "Günah iklimi"nin en bariz özellikleridir; âdeta cehennem gibi insanın benliğini yakar, yokluğa ve hiçliğe karşı uyarır:

Kıyamet koptu dokununca günahın iklimine

Cehennem rüzgarları fırıl fırıl şimdi içimde.

İnsan âdeta dünyadayken cehennemdedir; sık sık günahlara bulaşmanın, istemeyerek de olsa iyililikten sapmanın acısını çeker ruhunda. Onun için, her günah bir mahkeme kurdurur - iç dünyasında- ve hüküm bellidir, cezasını çekecektir.

Azap melekleri geldi, zebaniler kol geziyor,

Feryad edip yalvarıyorum, binbir elem içinde.

O'na yalvaranın, O'na kalkan elin boş dönmesi ne mümkün! Birden sahne değişir ve mekân başkalaşır. Aydınlık ve nur tufanı kaplar etrafı; nereye baksan ışık, nereye baksan nurdur. Son anda yine, tevbesi yetişmiştir imdadına;

Tevbe buudu, şevk dalgaları, Allah coşkusu

Işık be ışık, nur üstüne nur, birbiri içinde...

Fakat ne yazık ki, insanın fıtratı daima iyi olmaya, iyilerden kalmaya müsait değildir. Ve imtihan sırrı da buradadır zaten. Ne olursa olsun, bir anda kendini tekrar gayyalarda bulur. Cinler, şeytanlar üşüşmüştür başına; dengesini kaybeder, artık iyiyi ve kötüyü, günahı ve sevabı ayıramaz hâle gelir tekrar:

Derken şeytan kamçısı tekrar başımın üstünde

Dengem bozuluyor, iyi ve kötü hükümsüz içimde.

Bütün bunlar "Cinnet Dünyası"nın, "tuzu ve biberi"dir. İmtihan dünyası, böylece sürüp gidecektir. Herkesin imtihanı bir "Cinnet" olmasa bile, bu böyle olacaktır.

İşte, "Cinnet Türküleri" böyle bir ortamda tomurcuklanmaya başladı ve ızdırap periyotları sıklaştıkça büyüyüp serpildi, olgunlaşmaya başladı...