Mart 1990 · s. 66 · 4 dakikalık okuma
Gençlik Niçin Hırçın?
Mehmed Ramazanoğlu · Dr · Sosyoloji

Yirminci asırla birlikte makine ve makineleşmenin hızla hayata hakim olması, işsizliğin artması, insanların lüks tüketime yönlendirilmesi ve hayat şartlarınm zorlaştırılması.. gibi birçok sebebten dolayı çağımız ailelerinde anne ve baba birlikte çalışarak geçimlerini tedarik etmek zorunda bırakıldı. Sabah olunca ana, baba işine, çocuklar da kreşine.. Akşam olunca da hepsi yorgun- argın evine. Ne akşama kadar modern dadıların elinde ve ne de sabaha kadar bitkin ve problem yüklü anne-babanın kucağında çocuklar gerçek sevgi ve şefkati görebildiler. Sonuçta çocuğun “minnacık vücuduna binen yükler ve incecik ruhuna inen ya da indirilen darbeler “onda birçok problemin doğmasına yol açtı.
“Gençlerimiz niçin hırçın?” sorusuna cevap arayanlar hatayı sistemde aramalılar. Eskiden büyüklerine hürmet, yaşıtlarına sevgi ve yardımseverlik hisleriyle yaklaşan gençler, niçin şimdi saygısız, kin ve nefret tohumu saçan birer varlık oldular? Ve eskiden gençlerin problemlerini rahatça halleden büyüklerimiz niçin şimdi bu konu karşısnda aciz kalıyorlar? Bu ve benzeri soruların cevapları çocuklarımızın yetiştirilme sistemi ve verilen terbiye ile ilgili değil mi?
Günümüz eğitim sisteminde çocuk terbiyesi ve çocuk edebiyatı denilince ilk olarak Rousseau gibi adamların bu konuya eğildikleri öğretilir. Bu batı için belki böyledir. Ama ya bizim için? Rousseau gibi, Pestalozzi gibi, Froebel gibi adamlar batıda “çocuğun bir günâh ürünü değil, iyi bir yaratık olduğu” fikrini kendi toplumlarına kabul ettirme mücadelesini verirlerken, bizde, yani Osmanlı’da çocuğu koruma ve yetiştirme, problemlerini çözme ve onun “derdiyle dertlenebilme” gayesiyle kurulmuş 120’yi aşkın vakıf bulunuyordu (1, 2). Çocuğu suç işlemeye sevkeden problemlerin temeline inip çocuğu iç sıkıntısından ve suçluluk psikozundan kurtarmak şöyle dursun, 19. yy başlarına kadar İngiltere’de hırsızlık suçu işleyen 10 yaşındaki çocuklar asılarak cezalandırılıyordu (3).
Çocukluk ve gençlik döneminde işlenen suçlar ve yapılan hırçınlıklardan dolayı onları suçlamak, suçları hemen onların üzerine atmak büyükleri sorumluluktan kurtarabilir mi? Ülke nüfusumuzun 20,5 milyonunu yaşları 1 ila 15 arasında değişen çocukların oluşturduğunu ve bunun da yaklaşık %10-15’ini yani en azindan 1,5-2 milyonunu problemli çocukların teşkil ettiğini söylersek sanırım bu konunun önemi ortaya çıkmış olur (4).
Çocuk gerçekten tertemiz bir şekilde doğar. O Hristiyanlıkta zannedildiği gibi “bir günah ürünü” değildir asla (1). Berrak bir kalbe, tertemiz bir şuuraltına ve yükselmek için çırpınan pırıl pırıl bir ruha sahiptir. Her şey onun taptaze vicdanına dokunur. En ufak bir sert bakış bile onu üzüverir, ruhunu yaralar. Çocuk her şeyden önce, ekmek kadar, hava kadar şefkata muhtaçtır. Günümüzde bu anlayıştan yoksun olarak kreşlerde büyütülen, anne şefkatinden tam olarak yararlanamayan çocukların daha problemlı oldukları ortaya çıkarılmıştır. Bu yüzden çocukluk ve gençlik problemlerine çözüm arayanlar dikkatlerini annebabanın çocuklarıyla ilgilenmesine, okul ve arkadaş çevresinde edinilecek iyi bir eğitim ve terbiyeye yöneltmelidirler.
Saldırgan, yatağını ıslatan, çekingen ve cinsi sapıklıkları olan belli bir grup çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada problemli çocukların %71 oranında ya anne, ya baba, ya da her ikisinden yoksun oldukları tesbit edilmiştir (5). Batıda yapılan araştırmalar aile yuvası dışında yetişen çocukların daha çok suç işlediklerini ve daha problemli olduklarını ortaya koymuştur. Yasadışı eylemlere katılan, acımasızca insan öldürebilen gençlerin büyük bir kısmında çocukluklarını anne-baba sevgisinden uzakta geçirdikleri görülmüştür (7).
Görülüyor ki, çocuğun fizikçe ve ruhça büyüme, gelişme ve
olgunlaşmasında, yani şahsiyet kazanmasında ailenin rolü inkâr edilemez bir
gerçektir. Anne ve babanın birlikte çalışmaya mecbur kalmasının çocuğu
yalnızlığa iterek çocukta kendini daha ilerde açığa vuracak psişik bozukluklara,
hatta ‘‘şizofrenik” tabloların gelişmesine yol açtığı tesbit edilmiştir (8).
Ayrıca, fabrikalarda erkeklerin yapabileceği ağır işlerde ‘ucuz işgücü” diye
kadınların çalıştırılması, kadını bedenen ve ruhen yoracağı gibi, gitgide onda
kadınlık duygularının zedelenmesine de yol açacaktır. Çalışan kadınlar “analık”
rolünü tam olarak benimseyemediklerinden, çocuklarına karşı, dışarıda çalışmayan
ev hanımlarına göre daha çok katı ve sevgisiz olurlar (9). Bazen, birlikte
çalışan anne ve babalar ‘‘Biz çalışıp yoruluyoruz o da sorumluluğunu bilsin”
diyerek çocuğun bütün işlerini-sanki büyük birisiymiş gibi- kendisinin yapmasını
isteyerek çocuğa kaldıramayacağı yükü yüklerler. Fazla yük altında kalan
çocuklarda ise bu durum “içine kapanma: OTIZM” ve kendini ezik hissetme gibi
problemlere yol açar. Sonuç olarak: Günümüzdeki problemli çocuk ve gençlerin
işlediği suçların, hırçınlıkların ve yasadışı eylemlerin altında, bu çocuklann
yeterince anne ve baba şefkati göremeyişinin yattığı söylenebilir. Gençliğin
problemlerine çözüm arayan idareciler, devlet adamı ve hükümetler hatayı hep
gençlikte arayacaklarına biraz da çalışmak ve bir çok çocuğu “anneli-babalı
yetim ve öksüz” kalmak zorunda bırakan sistemin kendisinde arasalar daha iyi
olacak.
LİTERATÜR
1)Ali Sancaktar. Çocuk Koruma Balkan Kongresi, 1978, 2) Yörükoğlu Atalay, Aile ve Toplum, s. 122. 3) a.g.e., 14.4) Cebiroğlu, Rıdvan, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. İstanbul TIP Fakültesi Ders Kitapları Serisi, 1985, 5. 9. 5) Yörükoğlu, Aile ve Çocuk. 5. 189.61 A.g.e., l. 190. 7) Cebiroğlu, a. 9.0., 29 8) A.g.e., 5. 30. 9) A.g.e., 5. 15.