Sızıntı Arşivi

Ağustos 1981 · s. 8 · 4 dakikalık okuma

Gençliğin Problemleri

B.Ramiz Gülen · Pedagoji

Bir önceki bolümde, çocuğun teces­süsleri, etrafında cereyan eden hâdiselerin onun üzerindeki tesiri ve anne babanın şefkati üzerinde durulmuş idi ki; çocuğun içtimaîleşmesi mevzuunda, bu iki hususun arz ettiği ehemmiyet cidden büyüktür. Yu­va, bu iki mühim vazifeyi yerine getirdiği takdirde, daha sonra çocuğa verilmesi plan­lanan şeylerin, arızamız olarak verilebilece­ği, kısmen kolaylaşmış olur.

Evet, bir kere daha tekrar edelim ki; çocuğun en çok tesirinde kalacağı, duyup uygulanacağı ders, yuvanın, bir kalb gibi ahenkli ve ritmik işleyişinden aldığı derstir. Buna, anne ve babanın sıcak şef­katleri de eklenince, gayri çocuk bütün bir hayat boyu, bu yumuşak atmosferde görüp duyduğu şeylerin tesirinde kalır gider.

Yalnız, şunu da hemen kaydedelim ki; terbiyede, şefkatin ağırlığı ve tesiri kadar, onun çocuklar arasında müsavi ve adilâne olması da ehemmiyet arz etmektedir. Çocukların, dengeli ve mutedil olmaları ve anne babanın da onların nazarında say­gılı kalmaları için, şefkatte adalet ve müsavat şarttır.

Onlardan birine, birşey alınırken, be­riki katiyyen ihmal edilmemelidir. Biri ku­caklanıp bağra basılırken diğeri bundan mahrum bırakılmamalıdır. Aksi yapılacak olursa çocuklar, hem anne-babalarına kar­şı hem de kardeşlerine karşı huysuzlaşır­lar. Böyle huysuz çocuklar ise, yuvada de­vamlı huzursuzluk çıkaracakları gibi, terbi­ye adına gösterilen ve anlatılan şeylerden de istifade edemeyeceklerdir. Ve hele, kıskançlıktan kıvranıp duran yaramaz gönülleri, onları bir kısım kötülüklere zorlayacaktır ki; (maazallah) neticede cinayet iş­lemeleri bile melhuzdur.

Nebi (s) evlatlarının, kıskançlık duy­dukları kardeşlerine karşı giriştikleri uy­gunsuz ve sevimsiz teşebbüsler, kıskandırıl­mış kardeşleri, huysuzlaşmasını göstermesi bakımından oldukça manidardır. Habil ve Kabil’in yüreklere oturan acıklı seren-câmelerinden, Hz. Yusuf (s) dramına ka­dar, nice vaka’lar vardır ki arkasında hep böyle ehemmiyetsiz bir kıskançlık yatmak­tadır.

Bundan başka, yuvanan hakkâniyetinden kuşkuya düşer, çocuklar, yavaş yavaş yuvada:: soğumağa ve hatta uzaklaşmağa başlarlar. Anne-babasına karşı itimadı sarsılmış ve yuvadan tatmin olmamış ço­cukların, dışta mesned ve sığınacak bir yer aramaları gayet normaldir. Nefrete bina edilen böyle bir ayrılık ise, beraberinde bir kısım sapkınlıklar getirir ki; modern usullerle yapılan araştırmalara göre, büyük bir nisbette toplum ve aile düşmanları, bunla­rın arasından çıkmaktadır.

Şefkat mevzuuna ilave edilecek diğerbir husus da, daima çocukların içinde ve yanında bulunmaktır. Onların psikolojik durumlarını kavramak, infiallerine ve alın­ganlıklarına şahit olmak için, onlarla haşr u neşr olmak şarttır.

Her anne ve babanın, hayatlarının belli bir bölümünü onlara tahsis etmeleri ve bu süre içinde onlarla düşüp kalkmaları tıpkı büyük insanlar gibi, onları;: meselele­riyle alâkadar olmaları ve hatta onların, o basil dünyaları içinde ehemmiyet atfettikleri, oyun, eğlence ve diğer meşgalelerini titizlikle takibe koyulmaları; yatma ve uy­gunsuz bulunma saatlerinin dışında, yatak odalarına kadar, her yere rahatça, girip çık­malarına izin vermeleri, onlarda şahsiyetin teşekkülü ve umulan bir kısım şeylerin alınması için elzemdir. Aksine, onların hususî dünyalarına girmeden, onları insan yerine koymadan, ne içtimaileşmeleri ne de terbi­ye adına onlardan birşeyler alınması asla bahis mevzuu olamaz. Onlara söz geçirme­nin ve hükmetmenin yolu, onları insan yeri­ne koyma ve onlarla haşır haşır, neşir olmaya bağlıdır.

Bu mevzuda, şu hususlara titizlikle riayet edildiği takdirde netice alınacağı kanaatindeyiz:

1 - Yanlarına uğranıldığında ve ayrılır­ken (selâm) verilmesi.

2- Evin içinde, kendilerine hususî bir yer ve bazı şeylerin tahsis edilmesi (oda, yatak ve dolap gibi şeyler..)

3- Onların kendi seviyelerindeki iş ve eğlencelerinin, yürekten, fakat seviyeli ola­rak takip edilmesi.

4- Büyüklere yapıldığı gibi, sık sık hal ve hatırlarının sorulması.

5- Hastalandıklarında ziyaret edile­rek, dertlerinin paylaşılması ve teselli edil­meleri.

6- Yer yer kucağa alınmaları, öpülme-leri ve hatta başlarda, omuzlarda gezdiril­meleri.

7- Hoşlarına gidecek güzel ve tatlı isimler takılması ve bu isimlerle çağırılmaları. Ve bilhassa, bu isimlerin, onlarda yiğitlik ve kahramanlık hislerini uyaracak şekilde seçilmesi.

8. Meşru dairedeki oyun ve eğlence­lerinde hususiyle ilerdeki hayatlarına esas teşkil edecek olan oyun ve eğlencelerinde serbest bırakılmaları ve hattâ bilmedikleri bazı şeylerin öğretilmesiyle kendilerine yardımda bulunulması ve bu cümleden olarak daha bir sürü şey..

Evet, ona değer verip insan yerine koyduğumuz müddetçe, onu yükseltmiş ve içtimaileştirmiş oluruz. Aksine, değersiz gördüğümüz veya hayatına hacir (1) koydu­ğumuz sürece de, onu köreltmiş ve onuniçin fazilete giden yollan tıkamış oluruz.

Aslında böyle bir davranış, sadece çocuklar için değil; büyükler için de bahis mevzuudur. Hangi insan vardır ki, ken­disine ehemmiyet atfedildiği, değer verildi­ği zaman uysallaşmaz ve te’sir altına gir­mez. Ve yine hangi insan vardır ki, ehem­miyet verilmediği ve horlandığı zaman huysuzlaşmaz. Ne var ki, bu durum çocuklar­da daha bariz, daha “belirgin”dir.

Bu mevzuu bağlarken, son bir hususu daha belirtmede fâide mülahaza ediyorum: Çocuklar evin içinde daimi bir af ve müsa­maha melteminin, esip durduğunu hisset­melidirler. Çocukluk fıtrat ve tabiatının ge­reği olarak yaptıkları bazı işlerden ötürü, her zaman affedilme ve bağışlana bilme inancı içinde bulundurulmalıdırlar.

Onların, evin içinde bazı şeyleri kır­maları, bazı şeyleri bozmaları ve çevreyi kirletmeleri gayet tabiidir. Bu mevzuda azarlama veya tekdir etme yerine, kırıp boz­dukları veya kirlettikleri şeyleri, onlarla müşterek olarak tamir edip eski haline ge­tirme, temizleyip yerine koyma daha uy­gun olacaktır. Böyle bir davranış, hem on­lara ne yapmaları gerektiğini öğretme, hem de gönüllerini fethetmeye badi olacaktır. Altına idrar yaptı veya bir bardak kırdı di­ye dövülen çocuk yetim, bunu yapanlar da anne-baba olmadan fersah fersah uzak talihsizlerdir.

Sözün özü, çocukların hayatlarına or­tak olmak, onların eğlence ve neşelerini paylaşmak; teessür ve acılarına iştirak et­mek, anne ve babayı onların nazarında saygı-değer birer abide haline getirir. Aksine, onlarla haşr u neşr olmama, onların haya­tına inmeme, çocuk için bir bahtsızlık, an­ne ve baba için de bir görgüsüzlük ve bir şekavettir.

(1) Hacir: Birisine birşeyi yasak etmek, malınıkullanmaktan men etmek.