Sızıntı Arşivi

Eylül 1980 · s. 2 · 3 dakikalık okuma

Geleceğin Mimarları

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

GELECEĞİN MİMARLARI

Dış görünüşleri itibariyle oldukça mukassidirler. Ama sinelerinde bin bir buhurdan bin bir çeşit koku neşretmektedir. Onların nilüfer tenlerini, yasemin kokularını, onlarla hemhal olmayanlara anlatmak oldukça zordur. “ Girmeyen duymaz, tatmayan bilmez” kafdağından daha ağır bir yüktür, nadanlara hal arz etmek.

Nam-u nişan nedir bilmez, makama, mansıba (eyvallah) etmezler. İçlerinde tutuşturdukları sonsuzluk ateşi, onları her şeyden müstağni (3) kılmıştır. Bir mum gibi eriyen benliklerinde, cihanlar aydınlığa kavuşur ama, onların göz hadekalarına (4) şuanın zerresi bile giremez.”Yol yapma bize, rahat yürüme başkalarına; sa’y-u gayret bize, ganimet başkalarına.”’ Bilmem ki, bir bilmece olan mahiyetlerini, böyle birkaç hecede ifade etmek kabil olur mu?

Geleceği kuracak ve yükseltecek fikir işçileri, kendi ruhunda varlığa ermiş talihlilerdir. Maddesini ledünniyatına (1) teslim etmiş bu hakikat erleri, alabildiğine silik ve alabildiğine sönük görünümlüdürler. Bu itibarla da onları dünyevi debdebe içinde bekleyenler hep yanılmış ve hep inkisar-ı hayale uğramışlardır.

Onlar, alâyişsiz ve gösterişsizdirler. Duygu ve düşüncelerini anlatmak için, ne yüce mahfillere, ne de muhteşem kürsülere ihtiyaç hissetmezler. Deruni duygularının simalarına aksetmesi, onlar için en yüce ve en samimane bir anlatma yoludur.

Madde ve mana alaşımı yüksek bu mahiyete sahiptirler. Fıtratla tenakuza düştükleri asla iddia edilemez. Ne var ki maddeleri bir gergef inceliği içinde ve tamamen mana’nın emrindedir.

Dayanıklıdırlar ve darılma bilmezler. Müsamaha atmosferlerine çarpan km ve öfke şihabları, onların yakıcı ve eritici havalarıyla iz bırakmadan kaybolur gider. Yunus’un diliyle “ dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz’ dürler, (gönülsüz) derken, onların kalbsiz oldukları zannedilmesin; onların içlerinde bin bir hüznün bin bir sevincin bilmecesi nümayandır. (2)

Kendi saadetlerine karşı yabancı ve alabildiğine diğergamdırlar. Nübüvvetin özünden gelen bir uzantı ile, daha çok başkalarının lezzet ve acılarıyla dolu ve onlar için vardırlar.

Kararlı ve azimlidirler. Ayaklarının önünde bin bahar sökün etse, yine de yol ve yön değiştirmezler. Onlara göre makam ayyar bir tahterevalli, mansıb buz üzerine bir yazı, servet fırtınalarla yer değiştiren çerçöpten ibaretdir.

Solmayan güzelliklere gönül kaptırmış bu yüce kametler için, cennet hurilerinin perdedarlığı (5) dahi cazib değildir. Nerede kaldı ki fena ve zeval içinde yuvarlanan eşya, onların gözlerinin akına leke olsun.

Şan ve şeref onların en çok nefret ettiği şeylerdir. Şöhret uğruna verilen her kavgayı bir komedi, her mübarezeyi bir Donkişotluk sayarlar. Gökler ötesi âlemlerden aldıkları ‘ Bundan evvel (halka teslim olmuşlar) unvanını size O verdi. İltifatıyla ne Nobel ödüllerine, ne de gazetelerde reklâma ihtiyaç hissetmezler. İhtiyaç hissetmek şöyle dursun, nam-u nişan arama uğrunda, her cehd, onların nazarında insanın mahiyetine karşı bir su-i kasd ve zâil şeyler uğrunda onun depozitosudur.

Gönül-eridirler. İçleri aydın, duyguları duru, düşünceleri içiçe ma’rifet peteği ve atmosferleri huzurdan bir cennettir. Onlara hemhal olanlar saadet bulur. Onlardan uzak kalan huzurdan da uzak kalır.

Gönülleri hür ve alabildiğine serazaddır. Hiçbir fani kement, o sülün boyunlara tasmalık etmemiştir. Ne var ki, Hakka esaret de onların en yüce şiârdır. “Kul oldum, kul oldum... Her bende, hürriyete erince şad olur. Ben sana kulluğumla gıbda ve sevince erdim”(Mevlana)sözü, gönüllerinin hürriyet ve esaret destanıdır. İhtiraslar onların ufkunu kirletmez, şehvetler, dünyalarında konaklayacak yer bulamaz. Onların geceleri, sabah duruluğunda, gündüzleri cennet-asadır. (5)

Yıllar yılı bağrı yanık ve yıkık Anadolu insanı, hep bu gönül mimarlarını bekleyip durdu. Daha ne kadar bekleyeceğini kestirmek de oldukça zor.

Ancak bizler, ümidimizden birşey kaybetmeden, doğuş beklediğimiz ufka yönelerek Rahmeti sonsuza yakarışa devam edeceğiz..

Yıkılan kalb ve ruh surlarımızın tamirinde, bizi daha fazla bekletmesin.

SIZINTI

(1) Ledünniyat: Allah Teala tarafından hususi şekilde iç âmine Ihsan olunanlar.

(2) Nümayan: Görünen, parlayan.

(3) Müstağni: Gözü ve gönlü tok. Kimseden bir şey beklemeyen.

(4) Hadeka: Göz bebeği.

(5) Perdedar: Perdeci.

(6) Cennet S5: cennet gibi.