Sızıntı Arşivi

Eylül 1980 · s. 4 · 7 dakikalık okuma

Çevre Kirliliği

Övgü Atalay · Ekoloji

ÇEVRE KİRLİLİĞİ

İnsanoğlu gerek artan nüfusun ihtiyaçlarını temin maksadıyla gerekse hayat seviyesinin yükseltilmesi gayesiyle teknolojik ve endüstriyel sahada büyük mesafeler kat- etmiştir. Hemen hemen bütün endüstriyel faaliyetlerin gayesi, istihsal; dolayısiyle de hayat standartlarının yükseltilmesidir. İyi niyetlerle doruk noktaya yükseltilen sanayi faaliyetleri, insan sağlığını tehdit edebilecek olan muhit ve hava kirlenmesini de beraberinde getirmiştir. Yani insanların teknik ve teknolojisine son derece ihtimam gösterilirken kendisine, muhitine hatta tabiatta ki dengeye verilen zararlara O denlü ehemmiyet gösterilmemiştir.

Yeryüzü kaynakları ve imkânlar, sanayileşme uğrunda son noktasına kadar kullanılması yanında; insan sağlığının tehdit edildiği, tabiattaki canlı örtünün bozulduğu, muhit ve havanın kirletildiği de dikkate alınıyor mu? İmal edilen malların keyfiyeti yanında, insan sağlığı üzerindeki tesirleri de ön planda gözetiliyor mu? Rahatını seven, daha sağlıklı ve huzurlu yaşamasını arzu eden insanoğlunun ihtiyaçları ikmal edilmiş oluyor mu acaba?..

Bu sorulara gerek ilim adamlarının gerekse büyük sanayi şehirlerinde yaşayan insanların cevabı, herhalde “Hayır” olacaktır.

Hayat standartlarını üst seviyeye çıkarma ve artan nüfusun ihtiyaçlarına cevap verme maksadıyla sanayileşmede yeryüzü kaynaklarından son derece istifade eden devletlerde muhit ve hava kirliliği müşkilleri maalesef vardır. Mesela: Dünya nüfusunun % 25 ‘ni Amarika, Rusya ve Japonya teşkil etmektedir. Yeryüzü kaynaklarından en fazla istifade edenler yine aynı devletlerdir. Yani bugün yeryüzü kaynaklarının %90 ‘nından faydalanmaktadırlar. Bununla beraber muhit kirlenmesinde büyük nisbet bu devletlerdedir. Netice olarak; muhit ve hava kirlenmesinde en tehlikeli ülkeler, kaynaklarının büyük bir nisbetini kullanan ülkeler haline gelmiştir.

Hava kirliliği bakımından A. B. D. ‘in- de ilk sırayı Los Angeles şehri almaktadır. Yine büyük şehirlerden Tokyo’nun havası fevkalede kirletilmiştir. “1969 yılının Temmuz ayında bu şehrin üstünde öylesine koyu bir sis tabakası çökmüştür ki; 8000 den fazla insanın hastahaneye yatırılmasına sebep olmuştur. Bugün Tokyo’da mesela trafiğin kesif olduğu saatlerde bile trafik polislerinin zaman zaman işlerine ara verip hususi cihazlardan oksijen aldıkları turistlerin dikkatini çekmektedir.

Ortamın Kirlenmesi Çok önemli Bir Mes’eledir Yirminci asrın en büyük gailelerinden biri de muhit ve hava kirliliğidir. Mes’elenin ehemmiyeti henüz tam idrak edilememiş durumdadır. Mes’elenin önemini tavzih bakımından, Newyork’da Cornel Üniversitesi ekologlarından Dr. Lament Cole’un şu sözleri zikre değer: “İnsanlar belki de sandığınızdan daha büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Bu gidişle bu mes’elenin ehemmiyetinin iş işten geçtikten sonra kavranabilmesi, ihtimal dahilindedir. Dünya üstüne hayatın idmesi aslında az sayıda mikroorganizmaların sürekli faaliyetine dayanmaktadır. Mesela toprakta ve suda yaşayan bakterilerdenen az altı çeşidi, azot gazının havadan organik maddelere ve sonra tekrar havaya geçmesini temin etmektedir. Bu bakterilerin birinin çalışmasını durdurması halinde havada azot kalmayacak veyahut yerini amonyağa bırakacaktır. Tehlikeli bir kumar oynuyor gibiyiz. Çevreyi yeni kimyevi maddelerle dolduruyoruz; bunların yapabilecekleri tesirleri daha evvel araştırma zahmetine girmiyoruz. Eğer bu maddelerin biri veya birkaçı faydalı bakterileri zehirlerse insanoğlu nefes alamaz,”

İşte muhit kirlenmesinde belirli sınırların aşılması, tabii muvazenenin bozulma sebep olmakta, canlıların hatta insan sağlığını tehlikeye düşürmektedir. Meseleye çare aranmadan bugünkü hızla gidildiğinde istikbalde hava kirlenmesinin büyük tehlikeleri doğuracağı aşikârdır.

HAVA KiRLİLiĞİ:

Hava kirlenmesi: Dünyamızı saran atmosfer tabakasına; endüstriyel bir faaliyetin neticesi olarak karışan toz, duman, baca gazları, ekzost gazları, buhar, sis vs.’nin insan, hayvan ve bitki hayatı için zararlı olabilecek kesafette karışması ve yine zararlı olabilecek bir süre atmosferde kalmasıdır. Bunların başında fosil yakıtların; ısıtma, ulaşım ve sanayi maksatları için yakılması neticesinde meydana gelen baca gazları gelmektedir. Fiziki manada katı ve sıvı maddelerle gazların karışımından meydana gelen ve hava kirliliğine sebep olan toz, duman karışımı baca gazlarını meydana getirir. İlmi olarak bunlara POLUTANT veya OKSİDANTLAR denir. Bu gaz karışımı: Katı zerrecikler, yanmamış karbon, uçan küller, maden oksitleri ve yanmayan mineral parçalarıdır.

Baca gazlarının esas yapısında: Kükürt dioksit, flor, hidrojen, klor, tuz asiti, nitrat asiti, hidrojen sülfür ve azot oksitleri bulunur. Zaten insan sağlığını tehdit eden yanma ürünlerinin başında sültürik oksitler ve azot oksitler gelmektedir. Klinik teşhislerle tespit edilmiştir ki: insanlarda meydana gelen göz, burun, boğaz rahatsızlıkları, sinüzit, astım, akut bronşit gibi hastalıklara en fazla müessir olan faktör hava kirliliğidir. Hatta sanayileşmiş şehirlerde bronş ve akciğer kanserinden ölenlerin sayısı daha fazladır.

Bugün sanayi şehirlerinde sabahları havanın, karbon monoksit, karbon hitratlar azot bileşikleri, toz, duman, kurum gibi maddelerin birikiminden ağırlaşmış olduğu, şehirlerde yaşayan insanlarca çok iyi bilinmektedir. Şehirleri örten bu toz duman tabakası fıziki bakımdan kollaidal bir durumdur. Daha doğrusu bir aeresoldur. Hava içindeki katı parçalar ve mayi damlacıklar ince bir şekilde dağılmış olarak bulunurlar. İnsanlar için de zararlı olan kısım ise, atmosfere karışan bu maddelerin uğradıkları kimyevi reaksiyonlardır.

Havayı Kirleleten Maddeler Nelerdir,

Nereden Gelirler?

Havayı kirleten maddelerin en önemlileri, baca gazlarında da belirtildiği gibi

(CO), (S02), (N02), (F), (HS), (NH3), ganik tuzlar, metan gibi maddelerdir. Bu maddelerin havaya atıldığı sanayi tesisler bugün için tefrik edilmektedir. Bunlardan bazılarını aşağıda belirtelim. —SO’ kaynakları: Bakır istihsali, gübre istihsali, porselen, seramik, tuğla cam, çinko, kurşun fabrikalarından meydana gelmektedir.

—FI kaynakları: Aliminyum sanayi, bakır sanayi, seramik ve kiremit fabrikalarıdır.

—CO kaynakları: Termik santrallar, demir çelik sanayi, petrol damıtımı, fosil yakıtların çıkardığı baca gazlarıdır.

—NH kaynakları: Deri sanayi, gübre sanayi, şeker fabrikalarıdır.

—HS kaynakları: Petrol rafıneleri, selüloz ve kâğıt sanayi v.s.dir.

Havayı kirleten maddelerden bir diğeri de ekzost gazlarıdır. Ekzost gazlarının içinde bilhassa karbon monoksit ile azot oksitleri vardır. İnsan sağlığına tesir eden bu maddelerde, kurşun ve çeşitli karbonhidratlar bulunmaktadır. Nitekim kapalı garajlarda ekzost gazlarından çıkan karbon monoksit ile ölen insanların sayısı çoktur. Diğer taraftan tetra etil bileşiği halinde mevcut olan kurşun günümüzdeki insanların kemiklerinde bol miktarda birikmektedir. Mesela eski insanların kemiklerinde 2 miligram kadar bulunan kurşun günümüzdeki şehirlerde yaşayan insanlarda 50-100 misli daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Muhit ve Hava Kirlenmesine Müdahele Edilebilir mi?

İnsanoğlunun, hava ve muhit kirlenmesi için bu derece menfi tesirleri gördükten sonra gerekli müdaheleyi yapması herhalde zaruridir. Bilhassa sanayileşmede ileri gitmiş ülkeler, ortamlarında bu zararları müşahhas olarak gördükten sonra çare aramamaları düşünülemez. Bu hususta kendisine ve muhitine en az zarar veren teknik ve metodların kullanması kaçınılmaz hale gelmiştir. İşte bu hususları idrak etme, mes’eleye çare aramanın başlangıcı olacaktır.

Gerekli müdahelenin yapılmasıyla neticeye gidileceğine,”Londra’yı misal verebiiriz.” Londra’ya 1952 yılında çöküp 4000 den fazla insanın ölümüne yol açan hava kirliliği İngilizleri harekete geçirmiştir. 1956 yılında bir “Hava Temizleme Kanunu’’ çıkarılmış ve bununla hassas yerlerdeki ev ve fabrikalarda fazla kükürt ihtiva eden yakıtların yakılması men edilmiştir. Bunların yerine fuel-oil ‘den istifade edilmeye başlanmıştır. Bundan sonra Londra’nın nüfusunun daha fazla artmaması için 8 banliyö kurulmuş ve sanayi tesislerinin buralarda kurulmaları teşvik edilmiştir. Buna ilaveten şehrin trafiği de muhtelif tedbirlerle azaltılmıştır. Böylece Londra artık Avrupa’nın havası en kirli şehri olma durumundan kurtulmuştur.

Yeni sanayi kurma gayretinde olan memleketler, şayet sanayide ileri gitmiş memleketlerden ders alırlarsa avantajlı duruma geçebilirler. Onların düştüğü aynı hatalara düşmeyebilirler. Yani insanın yaşadığı muhite en az zarar veren teknik ve metodların kullanılması ve araştırılmasına yönelebilir. Nitekim son zamanlarda “Ilımlı teknik” (La Tec\nigue Douce) adı altında yeni teknik ve metodlar geliştirilmektedir. Bu yeni metodlara müracaat etmekle avantajlı duruma geçilebilir. Zaten istikbalde eski metodlar, yerlerini ‘ılımlı tekniğe” bırakma mecburiyetinde olacaklardır. Aksini yapmağa şartlar müsade etmiyecektir.

“Sanayileşme istiyorsak hava kirlenmesini tabi karşılamalıyız’’ düşüncesi ile hareket edildiği müddetçe müsbet neticeler alınamayacaktır. Evvel emirde en az kirleten usüller seçilmesinde titizlik gösterilmelidir. Şayet bu mümkün olmuyorsa kurulacak fabrikaların arıtma tesislerini de birlikte düşünmelidir.

Atmosferin; dışarı yanma reaksiyonları ile devamlı ısı verilmesine, enerji dönüşümlerine belirli sınırlara kadar dayanabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Gene yanmadan doğan oksijen sarfiyatı ve CO üretimi de sınırsız olamaz. Bu sınırları zamanında hesap- la tayin etmek “muhit kirlenmesi” araştırmacılarının hedefi olmalıdır. Bugünkü keyfiyet, bu sınır değerlerinden uzak bulunduğumuzu gösteriyor. İnsanoğlu yalnızca bu dönemde yaşamasına bakarak kendini şanslı görmemeli, gelecek nesillerin de şanslı olması için gayret sarfetmelidir. Yani bütün faaliyetleri ile insanlığa, tabiattaki dengeye saygılı olmalıdır.

Görüyoruz ki; dünyamızda büyük bir düzen vardır. Muhtelif canlı organizmalarla, hava, su ve toprak arasında devamlı mevcut bulunan alış-veriş alakalarının bulunduğunu müşahede ediyoruz. Mesela: Toprakta ve suda yaşayan bakterilerden bir kısmı azot gazını havadan organik maddelere ve oradan da tekrar havaya geçmesini sağlarlar. Şayet fabrika bacaları ile havaya attığımız herhangi bir kimyevi madde, bu faydalı bakterileri yok edecek olursa; havada azotun kalmama durumu veya yerini amonyağa terk etme durumu gibi tehlikenin zuhur edeceği ihtimali vardır. İnsanlığa hizmet gayesiyle yapılan sanayi tesislerinde gerekli tedbirler alınmazsa dünyamızdaki muvazenenin bozulmasına kadar tesir edeceği muhtemeldir.

Diğer taraftan tatil günlerinde gittiğimiz kırlarda bahçelerde fevkalede denge ve düzenin mevcut olduğunu müşahede ederiz. Etrafımıza nazarımızı gezdirdiğimizde bir kir, ufunetli bir madde, lüzumsuz birikintilere rastlayamayız. Şayet bir tarafta ölen hayvan cenazesine veya dökülen yapraklara rastlarsak; bu pisliklerin ya bir rüzgâr vasıtası ile veya leş yiyen başka bir hayvan vasıtası ile temizlendiği, fazla bekletilmediğini görürüz. İnsanların bulunmadığı bu ormanlarda ve kırlarda fevkalede bir nezafetin bulunduğunu titizlikle temizlendiğini gördükçe hayret içinde kalırız. Bu hal ve keyfiyet, sanki içinde yaşadığımız gezegenimizde; rahat barınmamız için fevkalade hassas muvazenenin kurulduğunu gösteriyor. Şuuru olmayan küremizdeki cereyan eden ve insanoğlunun istifadesine arz edilen bu temizlik ve muvazene insanı gerçekten düşündürüyor ve kendi kendine şöyle diyesi geliyor: Biz insanlar, oturup kalktığı yerleri ve çevresini kirletip, oraları yaşanmaz hale getiren yaratıklarız...

Ovgü Atalay