Sızıntı Arşivi

Ağustos 1986 · s. 240 · 2 dakikalık okuma

Gel

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Gel ey millet ruhu ve fatihlik düşüncesi! Yıllar geçiyor ki bizler, başı açık ve yalınayak hayallerimizle hep yollardayız ve seni bekliyoruz ..! Bir upuzun aydınlığın öncüleri sayacağımız şafak emarelerinin, peşi peşine tüllendiği şu günlerde, rüyalarımızda ağardığın aynı noktadan çıkıvererek ışığa muhtaç dünyalarımıza nurlar saç!

Hazanın şiddetli ve amansızca estiği yörelerde sabrın solukları kesilmiş olabilir; ne var ki bizler, her gün biraz daha ümitli, biraz daha canlı “emarelerin şafağında” ve şafakları zorlayan sebeplerin bağrında bir ulu dirilişin gerçekleştiğini görüyor gibi oluyor ve kendimizden geçiyoruz. Gel, bu umumı bas-u badel-mevtin son türküsünü sen söyle ve bu uzun ızdırap bezmini de sen kapa!

Fazilete arka çevrilip rezaletin peylendiği, sevaba hacir konup günah toptancılığının yapıldığı, iffete kezzap dökülüp haysiyetin dağa kaldırıldığı, tarihin mıncıklanıp geçmişe salyalar atıldığı o uğursuz dönemler artık çok gerilerde kaldı. Hergün güneş doğarken, bir yeni şevkle şahlanıp seni istik bale koşanları daha fazla bekletme! Atını ışık arayanların dünyasına doğru mahmuzla ve gel artık!

Eşyanın çehresine ziya çalıp gözlerimizden perdeyi kaldıran, kâinatların özü o saflardan saf ruh aşkına gel! Hak katının makbul erleri Enbiya , Evliya aşkına gel! Göklerde ve yerde kutsilik soluklayan ruhlar aşkına gel! Al-i Aba aşkına, Şah-ı Mercan aşkına gel! Şehitler aşkına ve dörtbir yanda ta’zim gören şehitler efendisi Hamza aşkına gel!

Yıllardır yollara dökülmüş seni gözle yen yaşlı gözler ve sabahlara kadar uyku nedir bilmeyip kıvranan dertli sineler aşkına ne olur gel! Anaların ızdırapla çarpan yüreklerine, perişan ve derbeder nesillerin ayyuka çıkan feryatlarına, çığlık atıp inleyen çocukların heyecan ve hafakanlarına merhamet et de gel..!

Akın karadan ayrıldığı, ışığın karanlık ordusunu tarumar ettiği, cehaletin ilmin önünde bozguna uğradığı ve sabanın güzel kokular sürünüp herkese ve herşeye bahar muştuları fısıldayıp dolaştığı şu mübarek günlerde ger dizginini gel gayri!

Karlar eriyip buzlar çoktan çözülmeye başladı; goncalar kemer kuşanıp senin uğrunda yollara döküldü ve çiçekler sana ait türkülerle sema kalkıp bir yüce bayram adına çevrelerine davet gamzeleri çakmaya başladılar. Yaprakların hışırtısından ırmakların çağıltılarına, göklerin ışıkla sarmaş dolaş gürültüsünden ormanların heybetli uğultularına kadar hemen herşeyde bu yeni dirilişin nağmeleri duyulup seziliyor. Bak! bayırlar, rengarenk güzellikleriyle miletimin taliîne tebessüm ediyor, bağ ve bahçeler etrafa saldıkları diriltici rayiha1arla gönülleri coşturuyor ve ruhlara bahar muştuları sunuyor. Ve artık, aylar güneşler birbaşka türlü doğuyor, birbaşka türlü batıyor...

Ey asırlardan beri hasretle yolunu gözlediğimiz ruh! Eğer sen bir şafaksan gel gayrı bunca emare yeter! Eğer kıyametsen, bilmem ki başka hangi alameti beklersin?!

Gül açıp bülbül öteli

hayli zaman oldu;

Her yanda ağaran haylin ruh uma doldu;

Bekletme! bu mevsim artık mevsim-i bahar.. Gel!

Gel şeytanın kasesini kır; iblisler dünyasına bir velvele sal! Nemrud’a rahatı haram edip Firavun han-ı manını harab eyle! Işıktan kaçanları nurunla boğ; yarasalara aydınlıkta yaşama adabını öğret! Gel, bize sonsuzluk şarabını sun ve derbeder gönüllerimizi ölümsüzlük aşkıyla çoştur! Çoştur ve asırlardan beri hicranla yanan sinelerimize “ab-ı hayat” ulaştır!