Sızıntı Arşivi

Aralık 1979 · s. 8 · 3 dakikalık okuma

Fotosentez Mahsulleri

Muvaffak Ayvaz · Dr. Müh. · Biyoloji

FOTOSENTEZ MAHSULLERİ


Umumi manası ile fotosentez hadisesinin son mahsulleri oksijen ve karbonhidratlar olarak ifade olunur. Oksijenin Çoğu serbest olarak havaya karışır ve bitkide cereyan eden diğer (metabolik) hadiselere iştirak etmez. Bunun bir kısmı ise bitkinin solunumunda kullanılır.

Bu hadisede teşekkül eden, bitkilerin ve bütün canlıların beslenmeleri için çok mühim olan mahsuller, kloroplastlarda meydana gelen enerjice zengin karbonhidratlardır. Fotosentez sonunda doğrudan veya dolaylı yolla glikoz, früktoz, sakaroz gibi şekerler, glikozun (polimerize) olmasıyla nişasta ve bundan da selüloz meydana geldiği gibi yine şekerden yağlar, proteinler ve Organik) asit olarak malik asit, tartarik asit, sitrik asit, oksalik asit gibi asitler meydana gelir.

Bitkilerde “anorganik’ maddelerin oluşması ise; azot, fosfor, kükürt vb. elementlerin “asimilsyonu” ile olur ki bu hadisede de bitkilerin kökler vasıtasıyla topraktan aldıkları nitrat, fosfat ve sülfat gibi tuzlar kullanılır. Bütün bu işleri başarmak da ne bir kimyacı ve fizikçinin ve ne de bir biyolog ve fizyologun harcı değildir.

Selüloz tabiatta en yaygın olan bir fotosentez mahsulüdür. Bir yılda DO milyar ton selüloz oluştuğu tahmin edilmektedir. Bu akıllara durgunluk veren “üretme” gücü ile birlikte bundan tabiatta herhangi bir artık kalmaz. Böyle olmamış olsaydı dünya, içinde yaşanılmaz bir duruma gelirdi. Selüloz, hazmı güç bir maddedir. Bunun sindiriminde kullanılan enzim yalnız “mikroorganizmalarda” bulunmakla birlikte istisna olarak ayni zamanda geviş getiren hayvanların midelerinde de vardır. Toprakta bulunan bazı bakteriler selüloz molekülünü kısa zamanda daha küçük moleküllere ayırarak humus gibi çok faydalı maddeyi meydana getirirler. Böylece selüloz artıkları faydalı bir duruma getirilmiş olur.

Bitkinin Fotosenteze uygun ayarlanması:

Otlar ve çimenler en bol kara bitkilerindendirler ve ayni zamanda en verimli fotosentezcilerdendir. Çünkü hemen hemen tamamen yapraktan ibaret ve uzun sivri uçları güneş ışığını tamamıyla kapacak şekilde yapılmışlardır. Bunların yapraklarının dar oluşu da birbirlerine göğe yapmamasını Sağlar. Yapraklarını dökmeyen ağaçların sivri üçlü yaprakları da tesirli birer fotosentezcidirler. Bunların yapısı da ışığın her bir yaprakla kucaklaşmasına müsaittir. Bu türlü dikenli yapraklar çok küçük göründükleri halde, bunların hepsi, mesela bir çamda yüzlerce metrekarelik yeşil bir saha meydana getirmektedirler.

Kloroplastlara, üzerlerine düşen ışığın şiddetine göre kendilerini ayarlama kabiliyeti verilmiştir. Bu hayretengiz bir husustur. Eğer ışık şiddetli ise yassı şekilde olan bu cisimcikler yakıcı güneş ışınlarına karşı yalnız ince kenarlarını gösterirler. Eğer ışık çok zayıfsa, onlar da her hücrenin taban ve tavanına dağılır, yassı yüzlerini ışığa döndürerek mümkün olduğu kadar ondan faydalanırlar. Bu durum hayatı veren Zatın onun devamı için en küçük bir cisme ne kadar büyük vazifeler verdiğini göstermektedir. Nazik klorofıl molekülleri ışığın değişik dalga uzunluklarını birbirinden tefrik ederler, yani renkleri “görürler”. Işık, bir yaprağın saydam tavanından süzülüp geçerken, klorofil molekülleri derhal daha uzun dalgalı olan turuncu-kırmızı ışınlarla daha kısa dalgalı olan mavi-mor ışınları seçerler; orta uzunlukta olan yeşil ışınlar ise yaprak tarafından yansıtıldığından, biz yaprağı yeşil görürüz.

Sentetik Sistemler:

Fotosentez hadisesini misal alıp güneş enerjisini teknolojik olarak kimyevi enerjiye dönüştürmek ve bu suretle yakıt ve enerji sağlamak son yılların en “popüler” araştırma mevzularından biridir. Stanford Üniversitesinin tertiplediği “Enerji sempozyumunda” ışık enerjisinin faydalı enerjiye dönüştürülmesi için iki “enteresan model sistem” teklif edilmiştir: bunlardan biri ışık enerjisinden (foto-dönüşüm) yoluyla hidrojen istihsal ederek, yakıt olarak depolamak, diğeri ise biyolojik “membranlar” ve sentetik fotosentez katalizörleri yardımıyla ışığı fotoelektrik hücrelerde elektrik potansiyel olarak depolamaktır.

Netice olarak diyebiliriz ki; sessiz yaprak laboratuarlarında cereyan eden, üzerindeki esrar perdesi aydınlığa kavuşturulamamış (fotosentez) hadisesi, bütün canlıların solunum ve enerji ihtiyaçlarını temin etmekte ve cansız maddeleri; suyu, kömürü, karbonu, demiri, nitrat, sülfat, fosfat tuzlarını gaybı avucunda renk renk çiçek, meyve, sebzeler haline çeviren, hayatımızı temizleyen Zat’ı, her an şükranla anmamızı icap ettirmektedir.

Dr. Müh. Muvaffak AYVAZ