Kasım 1986 · s. 395 · 1 dakikalık okuma
Eskiye Ait Urbasıyla Yepyeni Bir Düşünce
![]()
Delil-i İhtira Türlerinin
Değişmesini Reddediyor
Delil-i ihtirai mahlûkatın her nev’ine, her ferdine ve o nev’e ve o ferde müretteb olan asr-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemaline münasip bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nev’i müteselsil-i ezel değildir. “İmkan” bırakmaz. İnkılab-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılab-ı hakaikın gayrısıdır. Madde dedikleri şey, süret-i mütegayyire; hem hareket-i mütehavvile-i hadiseden tecerrüd etmediğinden hudusu muhakkaktır. Kuvvet ve suretler, a’rziyetleri cihetiyle envadaki mübayenet-i cevheriyyeyi teşkil edemez. A’raz cevher olamaz. Demek envaının fasılları ve umum a’razının havass-ı mümeyyizleri bizzarure adem-i sırfdan muhteri’dirler. Silsilede tenasül şerait-i adiyye-i itibariyyedendir.
Feya acaba! Vacibül-Vücidun lazime-i zaruriyye-i beyyinesi olan ezeliyyeti zihin lerine sığıştıramayan, nasıl oluyor da, herbir cihetten ezelliyyete münafi olan maddenin ezeliyyetini zihinlerine sığıştırabilirler? Hem dest-i tasarruf-u kudrete karşı mukavemet edemeyen koca kainat, nasıl oldu da küçücük ve nazik zerratların (öyle dehşetli salabet bulmuş ki) Kudret-i Ezeliyyenin yed-i idamına karşı dayanıyor. Hem nasıl oluyor ki, Kudret-i Ezeliyyenin hassası olan ibda’ ve icadı, hiçbir münasebet-i makule olmadan en aciz ve en biçare esbaba isnad ediliyor?
İşte Kur’an-ı Kerim, şu delili, halk ve icaddan bahseden ayatı ile ezhanda tanzim ediyor. Müessir-i hakiki yalnız Allah’dır.Te’sir- i hakiki esbabda yoktur. Esbab, izzet ve azamet-i kudretin perdesidir. Ta ki, aklın nazar-ı zahirinde, dest-i kudret umur-u hasise ile mübaşir görünmesin. Bir şeyde iki cihet var. Biri mülk, ayınenin mülevven vechi gibi. Ezdad ona varid oluyor. Çirkin olur, şer olur, hakir olur, azim olur... İlh. Esbab bu cihette vardır. İzhar-ı azamet ve izzet-i kudret öyle ister.
İkinci cihet melekütiyyet cihetidir. (Ayinenin şeffaf vechi gibi).Şu cihet her şeyde güzeldir. Şu cihette esbabın te’siri yoktur. Vahdet öyle ister. Hatta hayat ve ruh ve vücud, iki vecihleri şeffaf ve güzel olduğundan mülken ve meleküten vasıtasız dest-i kudretten çıkıyorlar.