Eylül 1987 · s. 31 · 4 dakikalık okuma
Erenlerin Bağından

İlahi Aşk
İlahi aşk, size kılavuzluk edince, peşinden gidiniz; yollar dik ve sarp olsa da! Kanatları sizi kucaklayınca, ona râm olunuz..
İlâhî aşkın sesi, şimal rüzgârlarının bahçeleri perişan ettiği gibi rüyalarınızı alt üst etse de, ondan kulağınızı çevirmeyiniz. Ama unutmayınız, bu aşk, basınızı taçlandırdığı gibi kellenizi de uçurabilir. Sizi geliştirir, fakat, budaya budaya ızdırab da verir.
Bu sırlı aşk; anlayışınız yükseldikçe, daha geri anlayış ve duyuşun acısını hissettirir. Bunda, isteye isteye, seve seve cefa çekmek vardır. Şafakta kanatlanmış bir kalble u-yanmak ve yeni bir günün şükranını ödemek; öğleyin istiğraka dalmak; akşamleyin Mâşûk-u Hakîkiye karşı bütün kalbinizle yönelerek dûa etmek, bir şükran neşîdesi terennüm ederek karanlığın zülüflerine göz yası dökmek, teheccüdün aydınlığı ile gözlere sürme çekmek vardır. Vermek
Malınız, yarın muhtaç olacağınızı sanarak esirgemek istediğiniz şeylerden başkası mı? Mukaddes şehre giden hacıların peşine düşüp, ne olur ne olmaz diye çölün kumları içine bir kemik saklayan tedbirli köpek, yarından ne bekleyebilir? İhtiyaçtan korkmak, ihtiyacın ta kendisi değil mi? Sarnıcınız su ile dolu olduğu halde susuzluktan korkmak, en tatmin edilmez susuzluk değil mi?
Ama öyleleri de vardır ki, ellerinde çok az şey vardır fakat hepsini verirler. Bunlar ilâhî hazinelere ve bunların tükenmiyeceğine inanırlar. İşte bunların anbarları asla bos kalmaz. Bunlar severek verirler ve sevgileri ile vicdanlarında hissettikleri lâhûti esintilerin coşturduğu neşeleri, bunların sadece dünyevi mükâfatlarıdır.
Bir de verdiklerinden dolayı, sevinç aramayanlar, bu meziyetlerinin duyulmasını ve anılmasını bile istemeyenler vardır.. Vadideki güller, kokularını fezaya nasıl yayarlarsa, bunlar da öyle verirler. Cenâb-ı Hak, bu kullarının elleriyle ihsanda bulunur ve onların gözleri için den b ütün dünyaya sonsuz şehâvetini gülümsetir.
Eli açık olan kimse için alacak el bulmak, vermekten daha büyük bahtiyarlıktır. Zaten varın yoğun içinde alıkoyabileceğin bir şeyin var mı? Bütün varın, bir gün, baştanbaşa verilmiyecek mi? Öyleyse şimdi ver, ta ki vermek mevsimi vârislerinin değil, fakat senin olsun! "Vermek isterim, amma, lâyık ve müstahak olana" der durursunuz.
Hayat okyanusundan içmeğe hak kazanan kimse, kadehini sizin küçücük ırmağınızdan doldurmaya lâyık görülmek gerektir.
Yemek İçmek
Keşke arzın kokusu ile yaşayabilmiş ve bir hava nebatı gibi yalnız aydınlıkla gidalanabilmiş olsaydın.. Sofran bir şükran maidesi olsun. Düşün ki, sana rızık için kesmeye izin veren kuvvet bir gün seni de öldürüp hesaba çekecek. Bu nimetleri sana teslim eden kudret seni de daha kuvvetli bir ele teslim edecek. Öyleyse onun nimetlerine karsı sakın nankörlükte bulunma.
Çalışma
Siz toprağa ve toprağın gayretine, ayak uydurmaya çalışınız. Çünkü tenbel olmak, yeryüzünün mevsimlerine karşı kalmak, hayat faaliyetlerinin kervanının dışına çıkmaktır. (Hem faaliyette lezzet vardır. Hatta faaliyet lezzetin ta kendisidir. Atalet ise bir nevi ölümdür.)
Çalıştığınız zaman, saatların fısıltılarını kalbinizde, nağme ahengine çeviren bir ney olursunuz. Aslında varlığınıza dercedilen binlerce duygular, (bütün kâinat varlıkları kendilerine has avazla, muzika-i ilahinin kadrosunda terennümlerde bulunurken, nasıl sessiz ve dilsiz bir kamış parçası gibi kalmak isteyebilirler?
Siz çalıştığınız zaman, arzın büyük rüyasından hissenize düşeni gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Ve siz kendinizi işe vermekle, hayata karşı sevginizi belirtmiş oluyorsunuz. Hayatı, iş yaparak, iş başararak sevmekse, hayatın en gizli sırlarına âşina olmak demektir.
Hayat, faaliyetten mahrum olduğu takdirde karanlıktır. Bilgi ile aydınlanmayan faaliyet de kördür. Faydasız kalan ve samimiyetle verimli hâle getirilmeyen her bilgi de boştur.
İşin büyüğüne küçüğüne bakılmaz. Değerlendirmelere dikkat etmek gerekir. Bu bakımdan mermer üzerinde çalışarak ruhunu ifade eden kimse, sabanla toprağı süren kimseden daha şereflidir, denilemez. (Topraktan biten yiyecekler, çiftçi için bir sadaka olacaktır ama mermere nakşedilenler eğer bir zulm-ü mütehaccire veya bir riya-yi mutebesside veyahut bir heves-i mütecessime dönüştü-rülmüşse lânet mihrakı olmaktan öte ne işe yarıyacaktır.) Alâim-i semânın renklerini yakaiıyarak onlarla habis ruhları cezbedecek bir tılsım ortaya koyan sanatkârın, ayaklarımıza geçirdiğimiz sandaletleri yapan kimseden üstün olduğunu söyliyebilir miyiz? Öyleyse kâbiliyet ve imkânımız ne olursa olsun, samimiyet ve doğruluktan ayrılmıyalım. Hâdiselerin üzerimize yüklenişi ne olursa olsun, kendimize düşeni en güzel şekilde gerçekleştirmeye çalışalım. Bilelim ki, rüzgâr, iri çınarlara karşı, çimen yapraklarının, en küçüğüne karşı kullandığı dilden daha tatlı bir dil kullanmaz fakat kemâl ve fazilet, rüzgârın sesini, kendi sevgi ve gayretiyle daha fazla tatlılaşan bir nağmeye çevirebilmektedir.
Sevinç Ve Keder
Bir bakıma sevinciniz, örtüsünü atmış kederinizdir. İçinizden kahkahalar yükselen kaynaktan, nice nice zamanlar, göz yaşlarınız fışkırmıştır.
Bilhassa lahuti hüzünler, varlığınızın derinliklerine işledikçe, içiniz daha fazla sürurla dolar. Gönüller okşayan ney, bıçaklarla yontulan kamış parçası değilmi? (Anber yanmadıkca, kokusunun sırrını fâş eder mi?)
Evlerdeki Konfor
Konfor ve konfor ihtirası, evlerinize sürüne sürüne girerek misafir gibi oturan, sonra ev sahibi gibi yerleşen, nihâyet efendi kesilen bir hırsıza benzemiyor mu? O kadarla yetinse gene iyi!. Fakat o hırsız zamanla basınıza bir önder kesilir, kanca ve kırbaçla daha büyük arzularınızı tahrik ederek görenek belâsı ile sizleri kuklalara çevirir. Onun elleri gerçi atlas ve ipektendir ama kalbi tastan hatta demirden daha serttir.
Konfor sizi gaflete atmak için tatlı ninniler söyler. Sizin sağlam hasselerinizi, ince duygularınızı, kırık çanaklar gibi dikenlikler içine atar. Evet, konfor istihası, ruh ve vicdanı öldürdükten sonra, cenaze merasimlerinde sırıta sırtta ve büyük bir debdebeyle yürür gider. Ey derûnlarında kâinat dürülü olanlar, sakın siz bu tuzağa düşüp de, dört ayaklıların altına inmeyiniz.
Acı ve Istırab
Istırap, idrâkinizi kılıflayan kabuğun kırılmasıdır. Meyvanın kalbini güneşletmesi için çekirdeğin kırılması icap ettiği gibi sizin de ıstıraba âşina olmanız icap eder.
Mevsimler içinde kış ve hazânı, bahar ve yaz için nasıl normal karşılıyorsanız, kalbinizin ıstırab veren kışlarını da sükûnetle karşılamanız gerekir.
Safvet Senih