Sızıntı Arşivi

Ekim 1999 · s. 36 · 3 dakikalık okuma

Enaniyet Girdabı

Ali Baz Bilici · Din Ve Ahlâk

Ali Baz Bilici

Narsisizm'in aynadaki yansıması, çağın deli gömleği. Kısırın doğurganlık serbestisi ve sürülere bahşedilen özgürlüğün bir yansıması, ene. Kişi ve toplum İçin en büyük yıkım, güvene gelen darbe. Saygı uyandırmayan ölümün baştacı. Bencilliğin yere düşen gölgesi bile kendisi kadar iğrenç, tiksindirici. Affediciliğin ve müsamahanın uğramayacağı tek adres. Benlik, enaniyet, makam sahibi olmak öldürücü zehir. İçtinap etmeliyiz onu İhsas eden hâlâttan. Toprak gibi olmalı, terk-i enaniyet etmeli ki güller bitsin simamızda. Ve aydınlığı neşet etsin nur-u Huda'nın. Medih ve sena çizgisinde çukurların zirvesine tırmandırır bizi o. Hodfüruşluk ve şöhretperestliğin ne kadar abes, faidesiz ve mânâsız olduğunu feyziyle anlar Kur'ân'ın, insan.

Nefs-i emmare balonuna iğne batırmalı havalanmamak için. Vücud-u şahsîsinde kemal bulursa insan, zulümat-ı adem ve firaklar içinde boğulur. Fakat enesine olumsuz bir mâ koyarsa*, ayine-i tecellisi olur mucid-i Hakiki'nin.

Asrın en büyük tehlikesi o. bu iman davasında. Paratoneri tevazu. Tevazu kilimini yerlere sermeli, üşümesin insanlar diye. Fırtınalar da ekmemeli insan, enaniyet tarlalarına, Lâzım ve elzem tek şey, nefsi ilzam ve itham.

Yani "aleyküm enfüseküm", Seyyiatlar diz boyu, enaniyet kürek çekiyor çirket" denizinde. Şuursuz kör hissiyat, aklın ve kalbin yolunu tıkamış. Hakk'a hizmetin, enaniyetle bileşeni görülmemiş tarih sahnesinde, görülmeyecek de.

Hodbinlik basamakları zirvelere değil, gurura yön verir. O da cehennem çukurlarına işaret eder, zirvelere inat.

Güneşin nur huzmeleri abıhayat havuzunda eritmeli onu. Ummanlar gibi olmalı sineler, el uzatmalı aysberglere, eritmeli onu bahar dünyasında. Sonra ruhunun heykelini dikmeli, Hakk'a teslim olmuş enaniyet tarlalarında. Hem Hakk'ın hatırı âli, hakperestlik nefisperestliğe galebe çalmalı daim. Zir ü zeber olmak yoksa gayede, ittifak ve muhabbetle ihtilâf ve rekabet çukurları doldurulmalı, bir de mezar taşı dikilmeli baş ucuna, hodgamlık ve enaniyetin sonu diye. Eneler kesişimlerle doludur, farklı alana yer bulunmaz, menfaatlerin buluştuğu tek adres. Dünyanın her yerinde ayan-beyan.

Ednalık onun en büyük hakkı, nurun aydınlık ikliminde. Eneler kendini bilmeli veya kendini bilen eneler. havuza atlayıp manevî atmosferde erimeli, ki üstünde hayat gemileri yüzsün. Enenin gücünü müspete kanalize edenler, gecenin ruhbanları, gündüzün fursanları (süvarileri). İnsanda enaniyetin yuvalanması varsa, bir gün gelip yavrularını doğurmaya başlayacağının ifadesi bu. Enaniyetin aldatıcı ve sanal iklimine kendini kaptırıp. kibir sokaklarında kelepir avlamanın hiçbir anlamı yok.

Kabarmamalı kaynarken, yoksa zayi olur yemek. İnsanlardan bir insan olmamızın taban tabana zıt telâkkisi. Zira ihlâs ile bir dirhem amel, eneli batmanlarla amellere racih.

Rabb'e "Ben ben, sen sen" diyen eneyi susturan tek kuvvet açlık. Enesiz vücut ilerliyor daima. Enenin ağır yükü binince insana, en iyimser tabloyla patinaj yapıyor, yerinde sayıyoruz. Yerimiz sağlam değilse de durdukça batıyoruz. Bu durumda ancak ve ancak bir inayet eli gerek.

Hakiki insan odur ki eneyi nahnüye tebdil etsin, ben yerine biz desin, maddede eneler nahnüye (biz'e) tebdil edince ortaya çıkan tablo, manevî enelere hız katsın, nahnü havuzuna atlamak için. Nefis kötülüklere meyyal beyan-ı Huda'da.

Rabbin acıyıp merhamet etmesi hariç, ben denecek tek yer, N. Fazıl'ın "Kim var deyince 'ben' diyecek bir gençlik" ifadesinde saklı. Hem ben ben diyerek, aydınlık ve nur yüzümüzde benler oluşturmaya ve yüzümüzü çirkinleştirmeye de gerek yok zaten. Haksızın enesi kuvvetli olur, onun için enenin kulluğundan Allah'ın kulluğuna yol almalı. Bir şehit teğmenimizin ifadesiyle "Ben. kalbe çelme, sevgiye tuzak." Ene tek başına bir yağmur damlası, güneşin hüzmelerine dayanamaz buharlaşır gider. Eneler havuzda erirse, su kanallarıyla bahçelere, bağlara ulaşır, kuruyacaklara bir şebnem olur.

Gaye-i hayali olmayanların ezhanları, eneler etrafında dolaşır da bir adım ilerleyemezler. Ene sulan kabarırsa ummanda gemiler karalara çarpar, batar.

Kucak bile açmaz boğulanlara bu ada. Nefis, Arapça'da ne kadar müzekker geçse de müennes kabul edilir. Zira belki de nefis her zaman erkeklik tasladığı için böyle denmiştir.

Enaniyet girdabına tutulmamalı insan. Kurtuluşu yok. Girdaba giren kurtulamaz, kurtulsa bile girdap şokunu yer. Bu girdabın gücü, var sayımlarla çevrili sanal bir çerçeveden geliyor. Zaaf onun tek besin kaynağı ve gücü.

Zaaflarla örgülenmiş her şey girdap, hem faile hem nesneye. Semtine uğrayanı girdaba çeker, sonra sıbgatullah'a inat "ben"in zift rengiyle boyar. Her şey kendinin olsun ister, tıpkı siyah rengin ışığı kendine çektiği gibi. Allahualem belki ışığa muhtaçlığının ifadesidir bu. Gerek ferdî, gerekse içtimaî ve siyasî alanda, "ben" girdabından kurtulmanın tek yolu "biz" ummanında yüzmektir.

* Benliğini yok hükmünde farzederse.